'Kimyasal gaz'ın ardından
Suriye’nin İdlib kentinde kimyasal gaz kullanılmasının ardından ‘planlanan tepkiler!’ ardı ardına geldi:
08 Nisan 2017 - 12:54
ABD Başkanı Trump, “bu duruma sessiz kalınmayacağını” söyledi ve ardından Amerikan savaş uçakları Humus’taki Suriye hava üssünü vurdu.
Ardından düğmeye basılmışçasına IŞİD, Humus’ta saldırıya geçti, önemli mevziler
kazandı.
Yani ABD adeta IŞİD’e yol açtı.
Rusya, Suriye hava sahasında olası çatışmaları önlemek için ABD ile imzaladığı uçuş güvenliği anlaşmasını askıya aldı.
Yani “Rus ve ABD savaş uçakları her an sıcak çatışmaya girebilir” anlamına geliyor bu.
Türkiye ise "görev verilirse Şam’a bile girmeye hazır” bir kararlılıkla bekliyor.
İyi de aklı başında olanların en başta yapması gereken şey “Bu saldırıyı kimin yaptığını araştırılmasını” talep etmek olmalı değil miydi?
Rusya’dan ve Suriye’den bu konuda gelen resmi açıklamalara kulak bile vermiyoruz.
Rusya, “İdlib’de bulunan Nusra Cephesi'ne ait mühimmat depolarının vurulduğunu ve bu depodaki kimyasal silahların alev alarak çevredeki sivil halkın ölümüne sebep olduğunu” açıkladı.
Suriye resmi haber ajansı, “İdlib’deki terörist hedeflere saat 11.30’da saldırıda bulunulduğunu, kimyasal silah saldırısının ise 7 saat sonra meydana geldiğini” açıkladı.
ABD ile Rusya’yı karşı karşıya getirecek ve hatta bir dünya savaşının bile çıkmasına yol açacak kimyasal saldırı olayında, “Savaş yanlısı olanlar neyin peşinde: Bu saldırının kim tarafından yapıldığına dair BM’nin tayin edeceği komisyonun araştırma yapmasını engelleme peşinde."
Öncelikle şunu soralım: İdlib kimin
kontrolünde?
Nusra Cephesi’nin...
3 Haziran 2014 tarihli Bakanlar Kurulu kararına göre Nusra Cephesi’nin Türkiye tarafından da terör örgütü olarak nitelendirildiğini
hatırlatalım.
Nusra Cephesi bu kente nasıl yerleşti?
Halep’in teröristler tarafından boşaltılması için yapılan anlaşmalar çerçevesinde Halep’teki silahlı güçlerini buraya taşıyarak.
Suriye, iç savaşın içinde olduğuna göre, terör gruplarının elindeki bölgeleri kurtarmak için operasyon yapmak en doğal hakkı. Türkiye de Astana süreci ile Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğunu imza altına aldığına göre aslında bu ülkedeki terör örgütlerin karşı tavrını net olarak ortaya koymak zorunda.
Kimyasal saldırıyla ilgili bütün bilgiler ağırlıklı olarak “uluslararası kamuoyunda terör örgütü olarak” kabul edilen gruplar ve bu gruplara bağlı sözde haber ajanları tarafından veriliyor.
Bunun yerine güvenlikleri sağlanacak bir BM heyetinin bölgede araştırma yaparak bu vahşeti kimin işlediğini bulması en mantıklı en doğal yol değil mi?
Neden BM yerine Nusra Cephesi’nin verdiği bilgilere inanmak zorunda kalalım ki?
Suriye’nin, Nusra Cephesi’nin kontrolünde olan bir kente kimyasal gaz ile saldırı yaparak ve bu saldırı sonrasında bütün dünyanın ayağa kalkacağını bilerek böyle bir saldırıda bulunmasının mantığı ne?
Şimdi duyar gibiyim, “Vay sen, zalim Esad’ı mı savunuyorsun, diktatör Esad’ın yanında mısın?” diyenleriniz olacak. Böyle diyenlere deriz ki, “Biz 2012’de Şam ziyaretimizde Suriyeli gazetecilerin önünde “Esad’ın diktatör olduğunu” söyleyecek kadar mangal yürekliyiz. Sizin gibi masa başı işkembe gazeteciği yapmıyoruz.
Akıl var, mantık var, sadece soruyorum, nerdeyse 100 devletten gelmiş isyancılara karşı savaşan, zaman zaman İsrail’in saldırısına uğrayan, topraklarının bir bölümünde Türk ordusunun konuşlandığı bir Suriye, “Bunlar bana yetmez, kimyasal silah kullanayım da ABD’de de bana saldırsın!” diyecek kadar
aptal mı?
Aptal diyorsanız mesele yok zaten.
Ama mesela İstanbul Kemerburgaz Üniversitesinden Doç. Dr. Fahri Erenel şöyle diyor:
“İdlib’deki kimyasal saldırı çok iyi araştırılmalı. ABD’nin Esad’a olan desteğini açıklamasından kısa süre sonra bu saldırının yapılması provokasyon olasılığını güçlendiriyor.”
Suriye’deki iç savaş, bin türlü provokasyon kokan ve yüzlerce örgütün bir çok devletten vekalet alarak yürüttüğü bir savaş.
Dünyayı ve Türkiye’yi bir felaketin eşiğine getirecek böyle bir saldırının gerçek faillerinin bulunması için araştırma yapılması ve Suriye ise Suriye, başka ülke ise o ülkenin en ağır bir şekilde cezalandırılmasını istemekten “neden korkuluyor ki?”
Ardından düğmeye basılmışçasına IŞİD, Humus’ta saldırıya geçti, önemli mevziler
kazandı.
Yani ABD adeta IŞİD’e yol açtı.
Rusya, Suriye hava sahasında olası çatışmaları önlemek için ABD ile imzaladığı uçuş güvenliği anlaşmasını askıya aldı.
Yani “Rus ve ABD savaş uçakları her an sıcak çatışmaya girebilir” anlamına geliyor bu.
Türkiye ise "görev verilirse Şam’a bile girmeye hazır” bir kararlılıkla bekliyor.
İyi de aklı başında olanların en başta yapması gereken şey “Bu saldırıyı kimin yaptığını araştırılmasını” talep etmek olmalı değil miydi?
Rusya’dan ve Suriye’den bu konuda gelen resmi açıklamalara kulak bile vermiyoruz.
Rusya, “İdlib’de bulunan Nusra Cephesi'ne ait mühimmat depolarının vurulduğunu ve bu depodaki kimyasal silahların alev alarak çevredeki sivil halkın ölümüne sebep olduğunu” açıkladı.
Suriye resmi haber ajansı, “İdlib’deki terörist hedeflere saat 11.30’da saldırıda bulunulduğunu, kimyasal silah saldırısının ise 7 saat sonra meydana geldiğini” açıkladı.
ABD ile Rusya’yı karşı karşıya getirecek ve hatta bir dünya savaşının bile çıkmasına yol açacak kimyasal saldırı olayında, “Savaş yanlısı olanlar neyin peşinde: Bu saldırının kim tarafından yapıldığına dair BM’nin tayin edeceği komisyonun araştırma yapmasını engelleme peşinde."
Öncelikle şunu soralım: İdlib kimin
kontrolünde?
Nusra Cephesi’nin...
3 Haziran 2014 tarihli Bakanlar Kurulu kararına göre Nusra Cephesi’nin Türkiye tarafından da terör örgütü olarak nitelendirildiğini
hatırlatalım.
Nusra Cephesi bu kente nasıl yerleşti?
Halep’in teröristler tarafından boşaltılması için yapılan anlaşmalar çerçevesinde Halep’teki silahlı güçlerini buraya taşıyarak.
Suriye, iç savaşın içinde olduğuna göre, terör gruplarının elindeki bölgeleri kurtarmak için operasyon yapmak en doğal hakkı. Türkiye de Astana süreci ile Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğunu imza altına aldığına göre aslında bu ülkedeki terör örgütlerin karşı tavrını net olarak ortaya koymak zorunda.
Kimyasal saldırıyla ilgili bütün bilgiler ağırlıklı olarak “uluslararası kamuoyunda terör örgütü olarak” kabul edilen gruplar ve bu gruplara bağlı sözde haber ajanları tarafından veriliyor.
Bunun yerine güvenlikleri sağlanacak bir BM heyetinin bölgede araştırma yaparak bu vahşeti kimin işlediğini bulması en mantıklı en doğal yol değil mi?
Neden BM yerine Nusra Cephesi’nin verdiği bilgilere inanmak zorunda kalalım ki?
Suriye’nin, Nusra Cephesi’nin kontrolünde olan bir kente kimyasal gaz ile saldırı yaparak ve bu saldırı sonrasında bütün dünyanın ayağa kalkacağını bilerek böyle bir saldırıda bulunmasının mantığı ne?
Şimdi duyar gibiyim, “Vay sen, zalim Esad’ı mı savunuyorsun, diktatör Esad’ın yanında mısın?” diyenleriniz olacak. Böyle diyenlere deriz ki, “Biz 2012’de Şam ziyaretimizde Suriyeli gazetecilerin önünde “Esad’ın diktatör olduğunu” söyleyecek kadar mangal yürekliyiz. Sizin gibi masa başı işkembe gazeteciği yapmıyoruz.
Akıl var, mantık var, sadece soruyorum, nerdeyse 100 devletten gelmiş isyancılara karşı savaşan, zaman zaman İsrail’in saldırısına uğrayan, topraklarının bir bölümünde Türk ordusunun konuşlandığı bir Suriye, “Bunlar bana yetmez, kimyasal silah kullanayım da ABD’de de bana saldırsın!” diyecek kadar
aptal mı?
Aptal diyorsanız mesele yok zaten.
Ama mesela İstanbul Kemerburgaz Üniversitesinden Doç. Dr. Fahri Erenel şöyle diyor:
“İdlib’deki kimyasal saldırı çok iyi araştırılmalı. ABD’nin Esad’a olan desteğini açıklamasından kısa süre sonra bu saldırının yapılması provokasyon olasılığını güçlendiriyor.”
Suriye’deki iç savaş, bin türlü provokasyon kokan ve yüzlerce örgütün bir çok devletten vekalet alarak yürüttüğü bir savaş.
Dünyayı ve Türkiye’yi bir felaketin eşiğine getirecek böyle bir saldırının gerçek faillerinin bulunması için araştırma yapılması ve Suriye ise Suriye, başka ülke ise o ülkenin en ağır bir şekilde cezalandırılmasını istemekten “neden korkuluyor ki?”







YORUMLAR