Korkudan mı, utançtan mı saklanıyorlar?

Vergi rekortmenleri listesinde adının açıklanmasını istemeyenlerin sayısı her yıl artıyor. Bunun mantıklı bir açıklaması olmalı

Korkudan mı, utançtan mı saklanıyorlar?
26 Ocak 2021 - 09:58

En çok vergi ödeyen 100 kişiden 67'si adının açıklanmasını istemedi.

Bu çok tuhaf bir durum!

Bir insan, böyle bir listede adının gizli kalmasını neden istesin?

Üstelik bu liste, eskiden insanların girmek için birbirleriyle yarıştığı bir onur listesi olarak görülürdü.

Hatta iki yıl önce hayatını kaybeden bir iş adamı, hoşlanmadığı bir ismin bu listede kendi üstünde yer almaması için verdiği beyannameyi "hata yaptım" diye geri çekip, matrahını arttırarak yeniden vermişti. İzin almama olanak olmadığı için adını yazamadım.

Bilmiyorum farkında mısınız, bu listede adının açıklanmasını istemeyenlerin sayısı her yıl artıyor.

2009 yılında ilk 100 içinde adının açıklanmasını istemeyenlerin sayısı 20 idi.

2010'da 22, 2011'de 27, 2012'de 35, 2013'de 33, 2014'te 37, 2015'te 51, 2016'da 54, 2017'de 53, 2018'de 57 kişi isimlerinin gizli kalmasını istemişti.

Bunun mantıklı bir açıklaması olmalı.

Öte yandan belki hatırlarsınız, bu listeler her yıl Nisan ayında açıklanırdı. Sonra giderek tarih ileriye kaymaya başladı.

Önce Haziran ayına, sonra Temmuz'a derken, 2016 yılında listenin açıklanması Ağustos ayının ilk hafta sonuna, 2017'de Kasım başına, 2018'de Kasım sonuna kadar kaydı ve 2019 listesi için 2021 yılının Ocak ayının 20'sine kadar beklememiz gerekti.

Niye acaba? Bunun mantıklı açıklaması ne olabilir?

Gelir vergisi beyannameleri, izleyen yılın Mart ayı sonunda verilmiyor mu?

Elektronik ortamdaki beyannamelerden sonucu çıkarıvermek niye bu kadar uzun sürüyor dersiniz?

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, geçtiğimiz hafta sonunda T24 canlı yayınında Murat Sabuncu'nun konuğuydu.

Sohbet sırasında konu adını gizleyen vergi rekortmenlerine gelince Babacan şunu söyledi:

"Listeyi gördüğümde tebessümle karşıladım, vergi rekortmenliği kazanç demek. Yoksulluğun bu kadar yoğun olduğu bir dönemde adını açıklamak bir risk. Bir de iş dünyasında, 'aman abi çökerler' ifadesi var. Bu korkunun kaynağında da devlet gücü ile iş dünyasından talepte bulunulması var."

Düşününce bana bir neden daha varmış gibi geliyor.

O da bazı kişilerdeki ani ve açıklanması zor zenginleşmeyi gözlerden saklama çabası olmalı.

Bu tür şeyler hayatın normal aktığı ülkelerde olmaz.

Otokratik rejimler böyledir.

Milyar dolarlık kamu ihaleleri kapalı kapılar ardında, davet usulüyle yapılmaya devam ettikçe adının açıklanmasını istemeyen vergi rekortmeni sayısı da artacak.

* * *

"Öyle ama böyle bitecek" de nasıl bitecek?

Havuz gazetesinin yazdığına göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gıda fiyatlarındaki artışın arka planının araştırılması için ekonomi yönetimine talimat vermiş!

"Ama öyle ama böyle bu iş bitecek. Fiyatlar böyle yüksek devam etmeyecek. Bunun önüne geçilecek, vatandaş rahat edecek" de demiş!

Cumhurbaşkanı, biliyorsunuz kendisini "ekonomist" olarak tanımlıyor.

"Öyle ya da böyle bu iş bitecek" dediğine göre, mutlaka bunun için de bir teori geliştirmiş olmalı.

Böyle giderse zaten dünyada en çok iktisat teorisine sahip ekonomist unvanını bileğinin hakkıyla ele geçirmiş olacak.

Gerçi soğan ve patates için kent meydanlarında çadır satışı ile piyasaya ayar verme çabası işe yaramamıştı ama bakalım bu sefer ekonomi yönetimi nasıl bir cinlik icat edecek?

Mesela son günlerdeki yumurta fiyatlarındaki artış, yem fiyatlarındaki artıştan kaynaklandı. Acaba yeme ihtiyaç duymayan tavuk cinsi mi geliştireceğiz?

Nakliye giderlerindeki artıştan kaçınmak için de belki kendiliğinden uçarak, pişmiş şekilde tüketicinin sofrasına konan yumurta projesine de ağırlık verilebilir.

Böyle "Zihni Sinir Proceleri" geliştirmeyeceklerse ne olacağını ben bugünden söyleyeyim: Çiftçi açlıktan, tüketici de pahalılıktan şikayet etmeye devam eder!

AKP iktidarı, ülkenin sınırlı kaynaklarını geçtiğimiz 18 yılda müteahhit zengin etmeye harcamasaydı, bugün gıda maddeleri pahalılığından da şikayet etmiyor olabilirdik.

Bölünmüş tarım alanlarının birleştirilmesi, tarım arazilerinin ıslahı, döviz fiyatlarından etkilenmeyen gübre ve yem üretimi, yerli tohum üretimi, mazot desteğini de içine alan komple bir tarım reformu, bugün yakındığımız sorunları çözebilirdi.

Üretimin sorunlarını çözmekle ilgilenmeyen bir iktidarın, gıda enflasyonundan şikayet etmeye hakkı olabilir mi?

* * *

Bu spreyden niye haberimiz yok?

Nanoteknoloji ile üretilmiş bir solüsyon içeren bir burun spreyinin, Koronavirüs'e karşı koruma sağladığını ve Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılıp, eczanelerde satılmaya başladığını DHA'nın Bursa'dan geçtiği bir haberden öğrendik.

Uludağ Üniversitesi'nde etkinlik analizleri yapılmış bir sprey bu.

Habere göre, Bursa Çekirge Devlet Hastanesi'nde Ortopedi Uzmanı olarak görev yapan Op. Dr. Ahmet Ümit Sabancı'nın geliştirdiği nanoteknolojik solüsyonların SARS Cov-2 virüsünü 1 dakikada yok ettiği tespit edildi.

Sabancı'nın projesi, Uludağ Üniversitesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cüneyt Özakın, Tibbi Genetik ve Translasyonel Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şehime Gülsün Temel ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Atıl Bişgin'in katkıları ile geliştirilerek sprey ürün haline getirildi.

Bu ürün "Geoxyn" adını taşıyormuş.

Haber gerçekten ümit verici ancak niye böyle bir buluştan tüm Türkiye'nin haberi yok, bunu çözemedim.

Sağlık Bakanlığı, ruhsat verdiği bir ürüne güvenmiyor mu?

Güvenmediyse, niye ruhsat verdi?

Ruhsat verdiyse, niye Sağlık Bakanı bu spreyi her gün işe gidip gelmek için toplu taşıma kullanmak zorunda kalanlara bedava olarak temin etmiyor? Ya da işverenlere, bu ilacı çalışanlarına verme zorunluluğu getirmiyor?

Bakanlık bir açıklama yapsa da herkes öğrense iyi olmaz mı?


 

Mehmet Y. Yılmaz

mehmetyyilmaz@t24.com.tr

YORUMLAR

  • 0 Yorum