Lahmacunu yiyen, şampuanı sormaz!
Yüzde 52 oyla yüzde 100, "içine ne koyarsan koy" denen lahmacunu afiyetle yiyebilir… KDV'si yüzde 20'ye çıkan şampuan ve sabunu yemeyip yanında yatabilirsiniz!
Zannımca çark şöyle işledi, işliyor:
2001 krizinden sonra Derviş ve uluslararası sermaye ve onların küresel bekçileri Türkiye'nin durumunu biraz toparladı.
Ama 1999 depremi ve kriz, işsizlik üzerine, halkın öfkesi koalisyonu götürdü, partilerini ufaladı.
Ah Bahçeli de o koalisyondaydı. O zaman "üç keklik"li koalisyondu!
Neyse… İşler düzelirken, o zaman da kullandığım sözcüklerle, adeta bir "halk isyanı" gibi AKP seçimi kazandı.
Bugünkü kadar oy oranıyla tek başına iktidar oldu.
Bahçeli'ye, küçük Erbakan'a, Hizbullan'a filan ihtiyacı yoktu. Hatta onlar kıyasıya bindiriyordu. Süleyman Soylu, Numan Kurtulmuş filan da.
Kadro da zaten farklıydı, köktendi; sonradan devşirmeler veya biat edenler bu kadar çok değildi!
Neyse… Düzelen işler, dünya konjonktürü, AKP'nin "Avrupacı" havası ve elbette açık sözle, "olağanüstü beceri" sayesinde, iktidar ciddi ve sürekli ekonomik büyüme yarattı.
Hatta biraz "Keynesyen" olduğu bile söylenebilir; olağanüstü kamu yatırımlarıyla.
Ama Keynes'in derdi öyle beşli çeteler ve iktidar üyelerinde servet birikimi yaratmak değil, "bunalmış kapitalizm"de istihdam yoluyla alım gücü ve alışveriş yaratmaktı.
Burada o da aşıldı: Neredeyse herkes kazandı!
Çizgi: Tan Oral
Kazı kazan
Siyasiler ve iktidar hem kazandı hem kazandı! Belediyeler hem kazandırdı hem kazandı! Sadece AKP'nin yarattığı, beslediği, büyüttüğü, kolladığı iş adamları ve kadınları değil, Erdoğan'ın bazen haklı bulduğum deyişiyle, "TÜSİAD erbabı da sayelerinde kazandı."
Ama en önemlisi, büyümeden herkese pay gitti. Yani halka, orta ve alt gruplara da. Tabii tepedekiler ile alttakilerin aldığı pay ebatları onları paydaş yapmıyordu ama oydaş yaptı onca seçim boyunca.
Nema problem
Sonra iktidarın açılımları filan bitti, kaçılımlar, korkular, endişeler ve korkutmalar, baskılar yoğunlaştı.
Açıkçası o hızlı büyümenin, o irili ufaklı, hamutuyla yahut kırıntısıyla nemalanmanın sonuna gelindi.
Lakin devri daim makinesi çok büyümüştü; organizmanın ve organizasyonun iştahını doyurmak gerekiyordu ve "naylon büyüme devri" başladı.
İşte "düşük faiz"le halkın tasarruflarını, son birikimlerini ucuz kredi olarak pompalama; en zengininden en yoksuluna herkesi borçla zenginleşir veya yoksullaşır kılma, ama her halükarda o çarka bağımlı biçimde yaşar veya yaşamaya çalışır hale getirme…
Derken, pastaya ek küçülürken, kayırılan ve ayırılan azınlığın lehine, kamu kaynaklarının saçılması…
Derken bitap düşmüş ekonomide faiz-kur dehası akabinde şişen yüksek enflasyonla bir azınlığa kaynak aktarma. Yani millete kurmaca enflasyon açıklayıp geniş kesimlerin gelirlerini en fazla ona göre arttırırken, hakiki enflasyonla, gücü yetene veya güçlüye yamanana kaynak aktarma!
Artık kur oyunlarıyla bir gecede yapılanları filan anmayalım burada!
Bir oy enflasyona bir oy vergiye
Nihayetinde riskli bir seçim süreci geldi dayandı. Hem de kriz ve deprem üzerine.
"Kemal'e bile kaybetmek" vardı kapıda!
Elde kalan kamu kaynakları yollara, illere, mahallelere, hanelere saçıldı. Vaatlere mama oldu. Doları 18 civarında bağlamak için kasalar boşaltıldı. Pardon, kasalar masalar derken, öyle şahsi şeylerden söz etmiyorum. Devletin yani milletin parası, dövizi, kaynakları.
Ama sanki cepten veriliyormuş, bahşediliyormuş gibi.
Böyle enflasyonla "soygun" üzerine "oy-gun"la milleti bir de öyle kökünden ve kendi oyuyla oymak mevsimi geldi.
Şimdi sadede geldik:
Faizler hep inecek diyen, faizleri yükseltti ama dövizi tutmaya yetmiyor. Zaten elde döviz de kaldı kalmadı.
Kasada, bakın şahsi kasalarda değil, millete ait devlet kasasında para kalmadı. O yüzden vergiler sökün ediyor.
Nihayetinde özet şöyle:
Yüzde 52 oyla yüzde 100, "içine ne koyarsan koy" denen lahmacunu afiyetle yiyebilir…
KDV'si yüzde 20'ye çıkan şampuan ve sabunu yemeyip yanında yatabilirsiniz!
Türkiye Yüzyılı böyle bir şey:
Milletin parasıyla milletin oyunu alıp o oyun darasıyla milletin parasını arttırır gibi yapıp fazlasıyla geri almak!
Ama ne için, kimin için, bak onu Keynes de bilmiyor!
Ama madem çok inançlısınız, ona uygun biçimde diyebilirim ki, "Vallahi Allah hepsini görüyor, neler yaptığınızı biliyor!"
İtirazınız varsa...







YORUMLAR