Millet aç, batıklar zirvede… Peki bizim 876 milyar lira nerede?
Geçen gün Merkezi Yönetim Bütçe verileri açıklandı. Rakamlara göre, daha yılın ilk üç ayında devletin, daha doğrusu Türk milletinin cebinden faize tam 876 milyar lira para akıtılmış. Yanlış anlamayın bu para pek çok bakanlığın yıllık bütçesinden daha fazla…

KAYNAK yenicag
Eğer faiz ödemeleri bu şekilde devam ederse, yıl sonunda hedeflenen 2,7 trilyon liralık faiz ödemesi ikiye katlanıp 5 trilyon liraları bulabilir.
Emekliye, çalışana, memura, esnafa, çiftçiye gelince para yok. Londralı tefecinin faizine gelince para çok yani.
Türkiye ekonomisinin geldiği berbat durumu görmek için sadece bir veriye bakmak yetmez elbet.
O zaman gelin, bir de gıda üretim maliyetlerine bakalım…
Ne yazık ki orada da durum farklı değil.
Biliyorsunuz, gıda fiyatları zaten çoktan kontrolden çıkmış durumda.
“Taş eksen ağaç çıkacak” verimlilikte olan Anadolu topraklarında Türk milleti domates, biber bile yiyemez hâle geldi.
Kış dediler!!!
Soğuk dediler!!!
Don dediler!!!
Kuraklık dedikler!!
Şimdi de savaş diyorlar…
Yetki var ama sorumluluk yok.
Resmen “teflon” gibiler, hiçbir şey yapışmıyor maşallah !!!
Bakın bahar gelmesine rağmen fiyatlar düşmek bir yana, yükselmeye devam ediyor.
En son açıklanan Tarım ÜFE verileri de bunu net bir şekilde ortaya koyuyor.
Hiçbir verisine inanılmayan TÜİK’e göre bile üretici enflasyonu hız kesmiyor.
Mart ayında:
Gıda üretim maliyetleri aylık yüzde 3.85, yıllık yüzde 36.09, 12 aylık ortalamada yüzde 39.25 artış göstermiş.
Üstelik artışın en sert hissedildiği kalemler meyve-sebze gibi en temel gıdalar.
Gerçi çoluk çocuk için meyve çoktan lüks oldu ama neyse…
Evet, uçuk fiyatları nedeniyle zaten ulaşılamayan meyve üretim maliyetleri turboya bağlamış ve yüzde 56 artmış.
Sebze artışı da yüzde 20 ile yüksek seviyelerde.
Bu arada unutmayın, bunlar tüketici fiyat artışı değil; üreticinin maliyetlerinin artışı.
Şimdi size soruyorum;
Üretici maliyetleri bu kadar artarken market ve pazar fiyatları sabit kalabilir mi?
Elbette hayır.
Göreceksiniz, yaz aylarında bile gıda fiyatlarına yetişemeyeceğiz.
Eski Türkiye’de en fakirin bile rahat rahat aldığı elma, armut, domates, biber; yeni Türkiye’de vatandaşın cebini yakmaya devam edecek.
Bakın; gıda fiyatları arttıkça açlık sınırı da hızla yukarı çıkıyor.
Vatandaş artık bırakın lüksü, temel gıdaya erişimde bile zorlanıyor.
En son Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün açıkladığı veriye göre, 4 kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenme maliyeti 51 bin 180 liraya yükselmiş durumda.
Bu rakam, asgari ücretin neredeyse iki katı…
En düşük emekli maaşının ise 2,5 katı.
Dolayısıyla mesele “geçim sıkıntısı” olmaktan çıkıp “karnı doyurma” meselesine döndü.
Bu tabloya bir de akaryakıt fiyatlarını eklediğimizde resim daha da netleşiyor.
Çünkü fiyatların düşeceğine dair bir beklenti yok…
Tam tersine, daha zor günlerin kapıda olduğu konuşuluyor.
Gıdadan ulaşıma, marketten pazara kadar her şeyi etkileyen mazot fiyatları sürekli yükseliyor.
Üstelik dünya genelinde petrol fiyatları sakinleşip düşüş eğilimindeyken…
Mazot fiyatı yine 75 liranın üzerine çıktı.
Küsuratları veremiyorum çünkü fiyatlar çok hızlı değişiyor…
Yarın bir gün 100 lira olursa kimse şaşırmasın…
Çünkü Mehmet Bey canı sıkıldıkça yeni zam yapıyor.
Bu zamlar sadece vatandaşı etkilemiyor tabii.
Reel sektör de büyük sıkıntıda.
Vatandaş fakirleştikçe şirketlerin ayakta kalması zorlaşıyor.
Geçen yazımda küresel araştırma şirketi Dun & Bradstreet’in 2025 Küresel İflas Raporu’nu paylaşmıştım.
Rapora göre dünya genelinde iflaslar yavaşlarken, Türkiye’de durum tam tersine idi.
Küresel ortalamada yüzde 7 olan artış, Türkiye’de yüzde 29’a fırlamış.
Yani küreselin 4 katı bir iflas artışı var.
Kısaca, en kötü ülkelerden biriyiz.
Üstelik 2025 yılında savaş falanda yoktu…
“O zaman niye bu iflaslar” diye sormazlar mı adama…
Aslında neden belli;
Geliri baskılarsan iç pazar biter.
Kuru baskılarsan dış pazar gider.
Her iki ana pazarını kaybeden firmalar da doğal olarak ayakta kalamaz.
Bu tabloyu artık uluslararası kuruluşlar da görmezden gelemiyor.
IMF büyüme beklentisini düşürdü.
Fitch görünümü negatife çevirdi.
Tüm bu tablo aslında bizi tek bir sonuca götürüyor.
Bu hikaye sürdürülemez !!!
Bu hükümetin gitme vakti çoktan geldi.
Millî akla inanmayan,
Vatandaşını düşünmeyen,
Şirketlerini bile isteye iflasa sürükleyen,
Pazarı yabancı oyun alanı haline getiren bir anlayışın çözüm üretmesi mümkün değil.
Çözüm belli;
Çare planlı ekonomide,
Çare karma ekonomide,
Çare vatandaş ekonomisinde,
Çare millî üretim ekonomisinde.






YORUMLAR