Neden bazı hayvanları severken bazılarını yeriz?

Hak odaklı belgesel Anima’nın yönetmeni Yusuf Emre Yalçın, yapımcısı Ezgi Selin Ülkü ve Cemre Yılmaz sorularımızı yanıtladı

Neden bazı hayvanları severken bazılarını yeriz?

Hak odaklı belgesel Anima’nın yönetmeni Yusuf Emre Yalçın, yapımcısı Ezgi Selin Ülkü ve Cemre Yılmaz sorularımızı yanıtladı

Neden bazı hayvanları severken bazılarını yeriz?
29 Eylül 2020 - 07:41

Orta metrajlı bir belgesel Anima. Didaktik olmaktan imtina eden, sözden çok görsele yer veren, bunu yaparken de Türkçe ve Zazaca’yı kendine dil olarak seçen bir essay film.

Yönetmen Yusuf Emre Yalçın "kurban bayramı", "deve güreşi" gibi gözlemsel çekimlere yer verirken bir yandan da hatırladığı bazı anılarını ve rüyalarını izleyici ile paylaşıyor.

Böylece biz de bu süreçte sadece insan - hayvan ilişkisini değil kuşatılmış olduğumuz diğer güç ilişkilerini de sorguluyoruz.

Sahi, hangi havyanlar (niçin) kutsaldır?

Ve hangileri (niçin) kurbandır?

Hak odaklı belgesel Anima’nın yönetmeni Yusuf Emre Yalçın, yapımcısı Ezgi Selin Ülkü ve Cemre Yılmaz sorularımızı yanıtladı.

- Anima ne demek?

Yusuf Emre Yalçın: Anima can, ruh, hayat kaynağı gibi anlamlara geliyor. Birçok felsefi yaklaşımda ve dinlerde hayvanların cansız birer makine olarak görülmelerine bir gönderme olarak bu ismi seçtim. Aynı zamanda Anima kelimesi Carl Jung ekolünde erkeğin kolektif bilinçaltındaki feminen tarafını tanımlamak için kullanılıyor. Filmin ataerkil bir toplumda/coğrafyada geçiyor olması ve ataerkilliğin insanların hayvanlarla olan ilişkisini de kapsayan birçok ilişkide belirleyici ve baskıyı normalleştiren bir tavır olduğunu düşündüğüm için bu anlamıyla da Anima ismi filme uygun geldi.

- Hayvanlarla ilişkiniz nasıl?

Yusuf Emre Yalçın: Ben çocukluğumdan beri hayvanları çok severim ve onları arkadaş olarak görürüm. Fakat yaklaşık beş sene önce bazılarının yemeğim olduğu gerçeğiyle yüzleştim ve et yememe kararı aldım. O günden beri de hayvanları yemek değil arkadaş olarak görüyorum.

- Et yemek gezegenimize nasıl etki ediyor?

Yusuf Emre Yalçın: Et yemenin sadece çevresel etkilerini düşündüğümüzde bile -tarıma elverişli alanların ve temiz suların hayvancılık için kullanılması, insanların yemesi için üretilen çok sayıda hayvanın doğaya saldıkları gazlar gibi- iklim kriziyle birebir ilişkisi olan birçok yönü var. Et yeme meselesinin çevresel, insan sağlığına zararları ve etik/ahlaki tutarsızlığını düşündüğümüzde hem direkt hem de dolaylı olarak sürdürülebilir olmayan ve insan merkezci bir yıkım içeren, doğaya birçok katmanda baskı kurduğumuz bir düzenin içinde yaşıyoruz ve bunu değiştirmek için çok zamanımız kalmadı. Hayvanların yemek, kıyafet, ulaşım, spor gibi alanlarda kullanılması ve kullanılmak için inanması zor sayıda üretilmesi hem gezegenimize hem kendi sağlığımıza hem de hayvanlara büyük zarar veriyor.

- Kurban kavramına değiniyorsunuz belgeselde.

Yusuf Emre Yalçın: Evet. Filmde kutsal - kurban kavramları sorgulanıyor. Bu kavramlara dair algımızda inanç, kültür ve coğrafyanın etkileri gözlemleniyor. Birçoğumuz kendimizi hayvansever olarak tanımlarız ama bazı hayvanları severken bazılarını yeriz. Bu ikili davranışın kaynağı ne, bunu sorguladım. Bir kişi ya da grubun iyiliğini istemek için başka bir canlıya acı çektirmek, onun bedeni üzerinde bir baskı kurmak ne kadar doğru? Toplumda çoğunluğun normal kabul ettiği bir durum kişisel olarak bizi rahatsız ediyorsa bu durumla nasıl başa çıkarız? Hayatım boyunca kendime sorduğum bu tip soruları filmde de işlemeye çalıştım.

- Veganlıkla ilişkinizi anlatır mısınız?

Ezgi Selin Ülkü: Vegan olmadan önce hayvanlarla ilişkim kültürel birtakım kalıp yargılara dayanıyordu. Et yemenin ya da hayvansal "ürün" kullanmanın anormal bir yanı yoktu benim için. Bir öğle yemeği için kuzu ya da dana eti tercihim sorulana dek yediğim etin ne olduğunu da önemsemiyordum. O sıralar sıklıkla karşıma çıkan vegan aktivizmin de etkisiyle ikisini de yememeye karar verdim. Vejetaryen olduktan bir süre sonra da süt ve yumurta endüstrisindeki muameleleri görünce vegan oldum. Her ne kadar benim vegan olma sürecim yemek ekseninde başlamış olsa da veganlığın hayvanların her anlamda kullanılmasına karşı olan, insan dışı türlerin yaşam hakkını savunan bir yaklaşımı var.

- Çekim yaptığınız şehirleri nasıl seçtiniz?

Yusuf Emre Yalçın: Kadıköy’de Dersim Dernekleri Federasyonu’nun avcılık karşıtı bir eylemiyle karşılaşmıştım. O gün bazı pankartlarda "kutsal hayvanlarımızı avlamayın" gibi yazılar gördüm ve ilgimi çekti. "Hangi hayvanlar kutsal?", "Bazılarını kurban ederken bazılarını kutsal saymamızın sebebi ne?" gibi sorular sormaya başladım ve bu konuyu araştırmak için Dersim’e gitmeye karar verdim. Dersimli arkadaşım Ümit’in, ailesinin yılın bir dönemini geçirdikleri köy evine gittik ve orada insanların doğayla ve hayvanlarla kurdukları ilişkileri gözlemledim.

Konya’yı seçme sebebimiz ise daha işlevsel bir nedenden ötürü oldu. Kurban bayramı çekmek istiyordum ve Konya’da eşimin akrabalarının kurban kesiyor olması çekim izni noktasında konuya kolay ulaşmamızı sağlıyordu.

İzmir biraz rastgele oldu diyebilirim. Deve güreşi çekmek istiyordum ve Ege bölgesinde farklı şehirlerde birer ikişer hafta arayla deve güreşleri düzenlendiğini öğrenmiştim. Balıkesirli bir arkadaşımın önerisiyle ilk planım Balıkesir’de çekmekti ama zamanlama açısından oraya gidemeyince uygun olduğumuz tarihe denk gelen Selçuk deve güreşlerine gitmeye karar verdik.

Deve güreşi ve kurban bayramı filmde sorgulamak istediğim güç ilişkilerini iyi anlattığını düşündüğüm toplumsal etkinlikler ve ritüeller olarak uzun zamandır aklımdaydı zaten. Dersim kısmı da konuya başka bir taraftan bakmamı sağlayan bir katman ekledi filme. Bu arada Dersim bölümünü çekerken özellikle Dilşa Deniz’in "Yol/Rê: Dersim İnanç Sembolizmi" kitabından çok yararlandım, bunu özellikle belirtmek isterim.

- Peki, filmin dili? 

Yusuf Emre Yalçın: Film çoğunlukla gözlemsel, sabit ve uzun planlardan oluşuyor. Konumuzun didaktik olma tehlikesini her zaman aklımın bir köşesinde bulundurarak çalıştım. Mümkün olduğunca az diyalog kullandım ve sözlü anlatımlar üzerinden değil de görüntünün kendisine, imajlara ağırlık vererek bir dramatik yapı kurmaya çabaladım. Film bu anlamıyla deneme - belgesel’e yaklaştı diyebilirim. Bu filmin görsel dili. Bununla birlikte filmde Zazaca ve Türkçe konuşuluyor fakat konuşma çok az. 50 dakikanın yaklaşık 10 dakikası konuşmalardan oluşuyor.

- Kendi hikâyenizi belgesele nasıl dahil etmeyi düşünüyorsunuz?

Yusuf Emre Yalçın: Filmde bir yandan gözlemsel çekimlerle toplumsal olay ve etkinlikleri gösterirken diğer yandan filmde işlediğim konularla ilgili hatırladığım bazı anılarımı ve rüyalarımı üst ses olarak anlatıyorum. Bir yanıyla olayları yüzeyden izlerken bir yanıyla kişisel bir yerden kendi hikâyemi dahil ediyorum. Çünkü beni bu konuyla ilgili düşünmeye iten olayları seyirciyle paylaşarak kişisel bir hikâye anlatmak istedim.

- Avrupa Birliği Sivil Düşün projesi tarafından çekim bütçesi desteği aldınız. Okuyucularımızdan başvurmak isteyenler olabilir. Kabul sürecinde nelere ihtiyaç oluyor?

Cemre Yılmaz: Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı yılda iki defa sosyal içerikli projelere destek veren bir platform. Sosyal sorumluluk projelerinden, kısa, kurmaca film ve belgesel projelerini kapsayan bir destek ağı var. Web siteleri üzerinden destek duyurularını yapıyorlar. Takip edip projenizi açıklayan bir tretman ya da sinopsis, yönetmen ve yapımcı görüşleri, referanslarınız, proje bütçesi ve finansal planla birlikte site üzerinden başvuru yapabilirsiniz. Ayrıca elinizde örnek çekimler, screenshot’lar ya da color scale’ler olması projenizin çok daha gerçekçi görünmesini ve kabul sürecini kolaylaştırmasını sağlayacaktır.

Belgesel üretiminde nasıl bir ekip işlerin yolunda gitmesini sağlıyor?

Yusuf Emre Yalçın: Tabii ki ideali en az dört beş kişi olmak. Yönetmen, yapımcı, görüntü yönetmeni, sesçi, editor gibi kilit görevlerde herkesin kendi işini yaptığı bir ekip kurmak önemli; ama her zaman bu olamayabiliyor. Biraz çalışma yöntemiyle de ilgili. Ben mesela kamerayı alıp deneysel çekimler yapmayı ya da kurguda oturup doğaçlama, daha önceden planlamadığım yollara gitmeyi seviyorum. O yüzden başta düşündüğümle sonda çıkan çok farklı olabiliyor. Öyle olunca da biraz özgür hareket alanı gerekiyor. Dolayısıyla kişi sayısı arttıkça o özgürlük alanı da biraz daralıyor; ama bu biraz çekilen filmin diliyle de ilgili. Bazı filmler de var ki büyük ekip, planlı - programlı çalışma ve yazılanın olduğu gibi çekildiği bir yöntem gerektirebiliyor.

- Maruz kaldığımız güç ilişkilerine de değiniyorsunuz belgeselde. Anlatır mısınız?

Yusuf Emre Yalçın: En yalın hâliyle güçlü olanın kendini haklı ilan ettiği ve bunun doğal olduğunu iddia ettiği bir hiyerarşik düzenle çevrilmiş durumdayız. Erkeğin kadın üstünde, insanın hayvan üstünde, zenginin fakir üstünde kurduğu baskılar hepimizin bir şekilde maruz kaldığımız ve örnekleri çoğaltılabilecek durumlar. Çok zor gözlemlenen ama en küçük grupta bile toplumsal normlara uyum sağlamayı gerektiren/gerektiğine inandığımız ilişkiler ağıyla sarılmış hâldeyiz ve dışlanmamak, yalnız kalmamak gibi içgüdülerle hareket ederek bazen istemediğimiz, içinde kendimiz gibi hissetmediğimiz durumlarda kalıyoruz. Bu bazen en masumane görünen aile ya da arkadaş ilişkisinde bile karşımıza çıkabiliyor. Bizler okuyarak, araştırarak, konuşarak yaşadığımız hayatı sürekli iyileştirmeye çalışıyoruz ama konu hayvanlar gibi kendini ifade edemeyen -en azından bizim bildiğimiz/anladığımız şekliyle- bir topluluk olunca şiddet ve baskı da o derece artıyor.

- Size nasıl destek olabiliriz?

Yusuf Emre Yalçın: Şu an devam eden bir kitlesel fonlama kampanyamız var. Fongogo üzerinden bağışta bulunulabiliyor. Kampanya 3 Ekim’de bitiyor. O zamana kadar fongogo’daki paketlerden biri seçilerek maddi destekte bulunulabilir. Ayrıca filmin fongogo linkini ya da sosyal medya hesaplarını paylaşarak da destek olabilirsiniz.

Buradan toplanan bütçeyi nerelerde kullanacaksınız?

Ezgi Selin Ülkü: Bu bütçe çoğunlukla filmin post-prodüksiyon aşamasında kullanılacak. Post-prodüksiyon, çekimlerin bitmesiyle başlayıp film gösterime girene kadar devam eden bir aşama. Anima özelinde bu bütçe filmin renk ve ses tasarımı için kullanılacak. Bütçenin post-prodüksiyon desteği dışında kalan kısmını ise festival başvuru ücretleri ve grafik tasarım giderleri oluşturuyor.
Hande Çayır

Hande Çayır

[email protected]

Bu haber 2361 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum