Ruhsatlı dilencilik çağı

“Baba bir ekmek parası, çocuklar aç.” Kafelerin olduğu bölge... Çevre Bulgaristanlı, Romanyalı dilencilerle çevrili. Aralarında epey Türkçe konuşan var. Yıllardır aynı bölgede dilendikleri için Türkleri de tanıyorlar. Ekmek parasını koparsa da koparmasa da sigara istemeyi de ihmal etmiyorlar.

Ruhsatlı dilencilik çağı

“Baba bir ekmek parası, çocuklar aç.” Kafelerin olduğu bölge... Çevre Bulgaristanlı, Romanyalı dilencilerle çevrili. Aralarında epey Türkçe konuşan var. Yıllardır aynı bölgede dilendikleri için Türkleri de tanıyorlar. Ekmek parasını koparsa da koparmasa da sigara istemeyi de ihmal etmiyorlar.

Ruhsatlı dilencilik çağı
14 Ağustos 2019 - 09:34

Geçenlerde Stockholm’ün biraz dışında, kanal kenarındaki küçük bir kasabaya gittik. Şirin bir kasaba. Meydanda ağaç gölgesine oturup etrafı incelerken dikkatimizi çekti. Köşede bir dilenci sırtını duvara verip oturmuş. Bir eliyle bastonunu tutuyor. Kasabanın sakinleri de geçtikçe dilencinin önündeki şapkaya para bırakıyor. Bazıları sohbet de ediyor. Dilencinin yüzünden yaşlı olmadığı belli. Bastonu olduğuna göre sakatlığı var diye düşünüyoruz. Doğrucusu az, yalancısı ve dilencisi bol ülkenin insanları olarak, adamı güvenilir bulmadığımızı konuşuyoruz aramızda. Biraz sonra parkı geçerek kanal boyuna iniyoruz. Bir çeyrek sonra ne görelim. Bizim bastonlu dilenci parkı geçmiş kanal boyunda yürüyor. Biraz ilerleyip, gözlerden uzaklaşınca bastonu kullanmayı bırakıp rüzgâr gibi yürümeye başlıyor. Tabii şaşırmıyoruz.

Çeteler devrede
Dagens Nyheter gazetesi, dilenciler sorun olmaya başlayınca Romanya’ya bir muhabirini göndermişti. Muhabir iyi bir gazetecilik yaparak dilencilerin çeteler tarafından Avrupa’ya götürüldüğünü ve boğaz tokluğuna dilendirildiklerini ortaya çıkarmıştı. Bunu herkes biliyor ama yine de şapkalara para atıyor. İsveçlilerin birilerine acıma ihtiyaçları var diye düşünmüşümdür hep. Böylelikle hem kendilerini üstün görüyorlar, hem de vicdanlarını rahatlatıyorlar. Dilencilerin, çetelerin maşası olduğunu biliyorlar ama, hiç değilse karınları doysun, hırsızlık gibi daha kötü eğilimlere kapılmasınlar diye yardım ediyorlar. İnsani bir yaklaşım ama, sorunu kökten çözmüyor. Tersine büyümesine yol açıyor. 
Başlangıçta birkaç yüz olan dilenci sayısı, piyasanın verimli olduğu ortaya çıkınca şimdi 5 bine çıktı. Ayıklıyamıyorlar. Yasak sökmüyor. Belediye yasaklasa bile, şiddet olmadığı, yasalarda yer almadığı için bir şey yapılamıyor. Ortalıkta manzaradan hoşnut olmayan kimileri de oylarını gidip ırkçı partiye veriyor. AB’nin, NATO’ya vidalayıp, Rusya ile tekrar ittifak içine girmelerini önlemek amacıyla üye aldığı ekonomik durumu kötü iki ülkeden gelen dilencilerin yol açtığı sosyo-politik sonucu böylesine olumsuz. Şimdi sonuç vermeyen yasaklama yerine yeni bir yöntem deneniyor.

250 krona üç ay izin
Stockholm’ün batısındaki Eskilstuna kentinde, belediye dilenmek için ruhsat zorunluluğunu getirdi. Ruhsatı olmayan dilenemeyecek. Dilenmek isteyen belediyeye kimliğiyle başvurup 250 kron (Yaklaşık 150 TL) karşılığında üç ay geçerli olmak üzere ruhsat alacak. İzni olanlar, belediyenin gösterdiği noktalarda dilenebilecek. Ruhsat üç ayda bir 250 kron ödenerek yenilenecek. Belediye yönetimi, getirilen bürokratik işlemler nedeniyle dilencilerin sayısının azalacağını umuyor. 
Tabii tersini düşünenler de var. Onlara göre, ruhsatlı dilencilik resmi bir zemine oturacağı için, çeteler kentin bütün köşelerini tutacak kadar elemanı seferber edebilecek. Belki giderek her köşe başında küçük bir dilenci gişesi de kurulur.

Başbakan da Eskilstuna sistemini ilgiyle izliyormuş. Tutarsa bütün ülkeye yaymak için olsa gerek. Ya da tıkanmış kapitalist sistemin daha çok dilenci yaratacağı endişesiyle gelecek için çözüm arayışı içindedir. Kapitalizmin son aşaması emperyalizm diyorduk; emperyalizmin son aşaması da dilencilik çağı mı olacak acaba?

[email protected]


Bu haber 440 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum