Seçimlerde söz seçmenindir, YSK'nın değil

Nurzen Amuran sordu, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Günday yanıtladı...

Seçimlerde söz seçmenindir, YSK'nın değil

Nurzen Amuran sordu, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Günday yanıtladı...

Seçimlerde söz seçmenindir, YSK'nın değil
21 Nisan 2019 - 10:24

Nurzen Amuran: Yalnız İstanbul halkının değil, bütün Türkiye’nin heyecanla beklediği mazbatayı Ekrem İmamoğlu nihayet aldı. Ancak stresli geçen yerel seçim öncesi ve sonrasını hep birlikte yaşadık. İdare Hukukunu en iyi yorumlayan hocalarımızdan hukukçularımızdan birisiniz. Sayın Günday, sizinle 31 Mart seçimleri öncesi ve sonrasında YSK’nın konumunu ve hangi konularda yoğun eleştiriler aldığını ve yargı bağımsızlığı adına hangi yetkileri kullanması gerektiğini konuşalım diyorum. Bu yöntemle seçim güvenliğinde kimlerin sorumlu olduğunu yargıyla yürütme erki arasında bulunulması gereken mesafenin hukuki boyutlarına değinelim. Çünkü hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir ülkede yaşama hakkımızı korumak durumundayız. Bir hukukçu olarak seçim öncesinde akılda kalanlar neler oldu?

Metin Günday: 31 Mart yerel seçimler öncesi, “Cumhur İttifakı”na dahil siyasal partiler dışında diğer siyasal partilerin eşit koşulların sağlandığı bir ortamda seçim kampanyalarını sürdürdüklerini söylemek olanaksız. Bir defa, 2017 Anayasa değişiklikleri ile Cumhurbaşkanının partili olması ve hatta bir siyasal partinin genel başkanının dahi Cumhurbaşkanı olabilmesinin yolunun açılmasından sonra, Sn. Recep Tayyip Erdoğan, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 65 inci maddesine açıkça aykırı bir biçimde, Cumhurbaşkanlığının kendisine tanıdığı tüm olanakları kullanmak suretiyle, AKP Genel Başkanı olarak çok aktif bir seçim kampanyası yürütmüştür. Sayın Erdoğan bunu 24 Haziran seçimleri öncesinde de yapmış ve fakat 31 Mart yerel seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı olmanın kendisine tanıdığı olanakları en yoğun bir biçimde kullanmak suretiyle, Anayasa’nın 103 üncü maddesi uyarınca ettiği yemine de aykırı davranmıştır. Zira Cumhurbaşkanı göreve başlarken anılan Anayasa maddesi uyarınca, üstlenmiş olduğu görevleri tarafsızlıkla yerine getireceğine dair ant içmiştir. Ayrıca “Cumhur İttifakı”nı oluşturan siyasal parti liderleri Erdoğan ve Bahçeli, yandaş ve merkez medyayı da arkalarına alarak, tüm seçim kampanyası boyunca ülkenin bir beka sorunu olduğunu ısrarla yineleyerek, karşı tarafı, Millet İttifakı’nı FETÖ, PKK terör örgütleriyle işbirliği yapmakla, vatan hainliğiyle suçlamışlardır. Bakanlar da, hiç de görevleri olmadığı halde, 298 sayılı Kanun’un 65 nci maddesine aykırı olarak Cumhur İttifakı’nın seçim kampanyalarına katılmış ve karşı taraf hakkında benzer haksız isnat ve iftiralarda bulunmuşlardır.

Amuran: Cumhurbaşkanı hafta içinde yaptığı açıklamalarda ekonomik ve güvenlik konularında birlik ve beraberlik çağrısı yaptı. “Siyasi görüş ayrılıklarımızı bir kenara bırakarak 82 milyon hep birlikte Türkiye İttifakı olarak hareket etmeliyiz“ dedi… Ancak burada da güven köprüsünün siyasi iktidar tarafından inşa edilmesine ihtiyaç var. Biraz önceseçim çalışmaları sırasında dile getirdiğiniz bu eşitsizliklerde o süreçte dengeyi sağlayacak olan YSK değil miydi? YSK’nın seçim öncesi ve sonrasında nasıl bir çalışma yürüttüğüne de bakmak gerekli.

Günday: Şimdi soruyorsunuz: Seçim öncesi süreçte dengeyi sağlayacak olan YSK değil miydi? Güzel de, bu YSK 16 Nisan 2017 günü yapılan Anayasa değişikliği halk oylamasında oy kullanma süresinin bitimine bir saat kala, bir AKP milletvekilinin bir kağıt peçete üzerine yazdığı dilekçe üzerine mühürsüz milyonlarca oyu geçerli sayan ve böylece en açık bir yasa hükmünü ayaklar altına alan o YSK değil mi? Bu YSK, sanki Yargıtay ve Danıştay üyeleri arasından YSK üyeliğine seçilebilecek başka üyeler yokmuş gibi, seçimlerden kısa bir süre önce üyelerinin, dolan görev süreleri 27 Aralık 2018 tarihli “Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanunun” 10 maddesi (Torba Kanun) ile uzatılan o YSK değil mi? “Ben bu hakimlerden çok memnunum”, “kanuna aykırı karar verseler bile, kararlarına itiraz edilemediğine göre bu seçimin kesin kararlarını da bu hakimler versin” düşüncesi ile olsa gerek, Yüksek Seçim Kurulu’nda görev yapan hakimlerin görev süresi, Cumhurbaşkanının isteği ve meclisteki AKP-MHP ittifakı tarafından uzatılmıştır. Böyle bir YSK’nın seçim güvenliğini sağlayabileceğine içtenlikle inanmak mümkün mü? Hayır... Nitekim YSK, gerek seçim öncesi süreçte ortaya çıkan hukuksuzluk ve usulsüzlüklere sessiz kalmış ve gerekse seçimden sonraki süreçte eski uygulamalarına ters düşen kararlar da almıştır. 

SEÇİMLERDE SÖZ SADECE VE SADECE SEÇMENİNDİR. YSK’NIN DEĞİLDİR

Amuran: “Seçmen söyleyeceğini söyledi. Artık söz YSK’nındır” sözlerini Sayın Binali Yıldırım’dan ve Cumhur İttifakı’nın üyelerinden de duyduk. Her ne kadar itirazların değerlendirilmesi açısından söylenmiş olsa da, beni rahatsız eden Cumhur ittifakının, halk iradesini tanımama çabası içinde olduğu izlenimi. “Son kararı verecek olan YSK’dır” söylemi siyaseten demokrasiyle ne derece bağdaşır?

Günday: Tüm bu olumsuz koşullara karşın, “Millet İttifakı” büyükşehir idarelerinin bulunduğu Adana’da ve Antalya’da, Mersin’de de CHP seçimi kazanmıştır. Daha da önemlisi, “Milet İttifakı”, çeyrek asırdan beri AKP’nin yönetiminde bulunan Ankara ve İstanbul’da AKP yönetimini sonlandırmıştır. Şimdi bu hazmedilmemiştir. Özellikle de İstanbul’da seçim sonuçlarını lehlerine çevirmek için YSK’dan medet ummaya başlamışlardır. İstanbul Büyükşehir Başkan adayı Binali Yıldırım’ın attığı tweetteki son cümle, dile getirdiğiniz bu niyetlerini açıkça ortaya koyuyor: “Seçmen söyleyeceğini söyledi. Artık söz YSK’nındır.” Bu söz dahi, demokrasiyi, seçmen iradesini ne denli içlerine sindiremediklerini açıkça ortaya koyuyor. Seçimlerde söz sadece ve sadece seçmenindir. YSK’nın değildir. YSK, yasa gereği seçim sonuçlarına yapılan itirazları son derecede inceleyen, olağanüstü itirazları karara bağlayan bir merciidir. Hepsi bu kadar…

Amuran: Seçim sonrası yapılan itirazlar nedeniyle 17 gün sonra nihayet Ekrem İmamoğlu’nun mazbatası verildi. Yasalarımıza göre, itirazlar mazbatanın verilmesine engel olabilir mi?

Günday: Seçim bittikten sonra seçim kurullarına ve YSK’ya yapılan itirazlar ile de olağanüstü itirazlar ile de seçim sonuçlarının askıya alınmasına ve seçimi kazananlara mazbatalarının verilmesine engel olunamaz. Büyükşehir belediye başkanlıkları için yapılan seçimler bağlamında söylüyorum: 2972 sayılı Mahalli İdareler İle Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un 22’nci maddesinin 2’nci fıkrasındaki hüküm şöyledir: Büyükşehir belediye başkanı seçimlerine ilişkin ilçe birleştirme tutanakları ilçelerden il seçim kuruluna gönderilir. İl seçim kurulu tarafından bu tutanaklar birleştirilerek en çok oy alan aday, büyükşehir belediye başkanlığına seçilmiş olur”. Bu açık yasa hükmü karşısında, İstanbul’daki seçimde en çok oy almış olan Sn. Ekrem İmamoğlu 1 Nisan tarihi itibariyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştur. Mazbata, hukuk diliyle söyleyeyim, seçilmeye ilişkin inşai bir işlem olmayıp, seçilmiş olmayı belgeleyen bir bildirim yazısından ibarettir. İlaveten söyleyeyim: 298 sayılı Kanun’da öngörülen itiraz yollarına başvurulmasının il seçim tutanaklarına göre seçimi kazanmış ve büyükşehir belediye başkanı olmuş kişiye mazbata verilmesini öteleyebilmesi için, açık yasal bir hükme ihtiyaç vardır. Ama böyle yasal bir hüküm yoktur. Şimdiye kadar ki uygulamalar ve özellikle de 2014 yılında Ankara’da yapılan büyükşehir başkanlığı seçimindeki uygulama da bu yönde olmuş ve büyükşehir belediye başkanlığı seçimini kazanana, yapılan itirazlara rağmen, itirazlar henüz karara bağlanmadan mazbatası verilmiştir. Yasa gereği itirazlar yapılır ve ancak bu itirazlar haklı görülür ise mazbata daha sonra iptal edilir. Örneğin bu seçimde de Keskin’de belediye başkanlığı seçimini kazanan kişiye önce mazbatası verilmiş ve daha sonra yapılan itirazların kabul edilmesinden sonra mazbata iptal edilmiştir.

MEVLUT UYSAL 1 NİSAN İTİBARİYLE ARTIK BELEDİYE BAŞKANI/VEKİLİ OLARAK HUKUKEN YETKİLERİNİ KULLANAMAZ

Amuran: Bu durumda 1 Nisan’da Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştur. Mazbatayı alıncaya kadar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına vekalet eden Mevlut Uysal’ın görevi 1 Nisan da sona ermemiş midir? Bu tarihten sonra yaptığı işlemler hukuki midir?

Günday: Dediğim gibi, Sn.Ekrem İmamoğlu 1 Nisan itibariyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıdır. Diğer yandan ise, aynı tarih itibariyle Başkan vekili Mevlüt Uysal’ın görevi sona ermiştir. Yani Mevlüt Uysal 1 Nisan itibariyle artık belediye başkanı/vekili olarak yetkilerini hukuken kullanamaz. Kamusal yetkiler, eğer bu yetkileri kullanacak olanlar belli bir süre için belli makamlara seçilmişlerse, o süre ile sınırlı olarak kullanılabilir. Şu halde, Mevlüt Uysal’ın o tarih itibariyle yaptığı ve Ekrem İmamoğlu’na mazbatası verilinceye kadar da yapacağı, yeni yönetimi bağlayıcı işlemler açık ve bariz bir biçimde hukuka aykırı olacaklardır. Bu gibi işlemlerin yeni yönetimce geri alınarak hükümsüz hale getirilmesi yanı sıra, bu gibi işlemleri yapanların hukuki ve cezai sorumlulukları da gündeme gelebilir.

Amuran: Kesinleşmiş olmasını bile bile seçmen listelerine yapılan itiraza gerekçe sağlamak adına polislerin kapı kapı kontrol yapması sorular sorması hukuken doğru muydu?

Günday: Seçmen listelerinin kesinleşmesinden sonra bu listelere değindiğiniz gibi itiraz yapılamaz. Dolayısıyla, İstanbul Büyükçekmece’deki seçim sonuçlarının gayriresmi olarak açıklanmasından sonra AKP’lilerin “Ortada oy yolsuzluğu var, suistimal var, seçmen kaydırmaları yapıldı, usulsüzlük var”biçimindeki itirazlarının bu aşamada dinlenmesine olanak yoktur. Buna rağmen bu yöndeki itirazlara gerekçe hazırlamak amacıyla İçişleri Bakanlığı’nın talimatıyla polis ekiplerinin ev ev dolaşarak seçmen aramaya kalkışmasının hukuki hiçbir yanı yoktur. Hele hele yurttaşlara “kime oy verdiniz” sorusunun yöneltilmesi, “kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz diyen”Anayasa’nın 25’nci maddesinin 2’nci fıkrasına açıkça aykırıdır; suçtur.

Amuran: Son seçimlerle ilgili kamuoyunda bilgi karmaşası oluştu. Seçim güvenliğine ilişkin tereddütler doğdu. Sözgelimi geçersiz oylarla ilgili daha önceki kararlardan farklı uygulamalar da ortaya çıktı. Geçersiz oyların itirazıyla ilişkili süreci bir hukukçu olarak anlatır mısınız okurlarımıza.

Günday: “Geçersiz oy” itirazları ile ilgili olarak şunları söylemek isterim: 298 sayılı Kanun’un 112’nci maddesine göre, itirazların sözle ve yazıyla yapılacağı, sözlü itirazlarda itiraz gerekçesinin tutanağa yazılması, yazılı itirazların ise gerekçe ve delile dayanması zorunludur. Gerekçe ve delilden yoksun itirazların incelenmesine olanak yoktur. Bir başka anlatımla, bir sandıkta yapılan sayım esnasında oyun geçersiz olduğuna ilişkin tutanağa geçmiş bir itiraz yoksa, daha sonra seçim kurullarına yapılacak “geçersiz oy” itirazlarının dinlenmemesi ve geçersiz oyların yeniden sayımlarının yapılmaması gerekir. Nitekim YSK’nın bugüne kadar ki uygulamaları da bu yönde olmuştur. Ama 31 Mart seçimlerindeki uygulama yasanın bu düzenlemesine ve YSK’nın yerleşik kararlarına karşın, aksi yönde olmuş; İstanbul’da geçersiz oylar, sandık kurullarında olmasına karşın ilçe seçim kurulları kararlarıyla yeniden sayılmaya başlanmış, bu yöndeki kararlara karşı yapılan itirazlar il seçim kurulu tarafından durdurulmuş ise de, YSK sayımına başlanmış olan geçersiz oyların sayımına devam edilmesi doğrultusunda karar almış ve geçersiz oyların sayımı sürdürülmüştür… Ancak bu usul ve yasa dışı uygulamaya rağmen de, ne Ankara’da, ne de İstanbul’da sonuçlar değişmiştir.

OHAL KHK’LER YÜZÜNDEN İKİNCİ EN ÇOK OYU ALANLARA MAZBATALARININ VERİLMESİ TAM BİR HUKUK SKANDALIDIR

Amuran: YSK, OHAL KHK’leriyle haklarında işlem yapılan seçilmişlere mazbata verilmemesine, ikinci sırada seçilmiş olana verileceğine karar verdi. Oysa, adaylık başvuru sürecinde yasal herhangi bir engel olsaydı başvuruları kabul edilmezdi. KHK ile yürütmenin verdiği karar yargı kararının önüne mi geçiyor? Halk değil YSK mı seçici oluyor. Bu kararlar hukuka aykırı değil mi?

Günday: OHAL kanun hükmünde kararnameleri ile kamu görevinden ihraç edilmiş olup da, belediye başkanlıkları seçimlerine katılan ve bu seçimleri kazananlara mazbatalarının verilmemesi ve OHAL KHK’ler yüzünden ikinci en çok oyu alanlara mazbatalarının verilmesi ise tam bir hukuk skandalıdır. Bir defa, 2972 sayılı Kanun kimlerin belediye başkanı olamayacakları konusunda 2839 sayılı Milletvekili Seçim Kanun’un 11 inci maddesine yollamada bulunmuştur. 2839 sayılı Kanun’un bu maddesinde belediye başkanı olmaya engel durumlar arasında KHK ile kamu görevinden ihraç edilmiş olmaya yer verilmemiştir. Anılan maddede “kamu hizmetinden yasaklılar”ın seçilemeyecekleri belirtilmiştir ki, KHK ile ihraç edilme kamu hizmetinden yasaklanmış olma anlamına gelmeyip, bir OHAL tedbiridir ve bu tedbir OHAL süresince geçerli bir tedbirdir. OHAL kalktığına göre bu tedbir de hukuken kalkmıştır. Ayrıca ancak bir yargı kararı ile kamu hizmetinden yasaklama getirilebilir. Bir KHK ile böyle bir yasağın getirilmesi olanaksızdır. Kaldı ki, bu kişilerin adaylıkları YSK tarafından başlangıçta kabul edilmiştir. Adaylıkları YSK tarafından kabul edilen, seçime sokulan bu kişilerin, seçimi kazandıktan sonra mazbatalarının verilmemesinin hiçbir gerekçesi olamaz. Hele hele bu kişilere mazbataların verilmeyerek ikinci gelen ve çok düşük oy almış olana mazbatanın verilmesi, seçmen tarafından belediye başkanı olarak seçilmemiş olan bir kişiye mazbatanın verilmesi ve seçmen iradesinin hiçe sayılması anlamına gelir.

SOYUT DAYANAKSIZ CİDDİYETTEN UZAK İDDİALARA DAYALI BİR OLAĞANÜSTÜ İTİRAZIN YSK TARAFINDAN DİNLENMEYECEĞİNE İNANIYORUM

Amuran: İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerine yapılan olağanüstü itiraz gerekçeleri açıklandı. Bu gerekçeleri hukuki açıdan yerinde buluyor musunuz?

Günday: 298 sayılı Kanunun 130'uncu maddesinde olağanüstü itiraz nedenleri sınırlı bir biçimde düzenlenmiştir. Özetle belirtmek gerekir ise, seçilene mazbatasının verilmesinden itibaren 7 gün içinde yapılabilecek olan olağanüstü itiraz, seçimlerin sonucuna etkili olabilecek olay ve hallerin varlığına dayandırılmalı, somut belge ve kanıtları ile birlikte YSK’ya sunulmalıdır. AKP adına yapılan olağanüstü itiraz nedenlerine baktığımızda, bunların esas itibariyle iki grup iddia altında toplandığını görmekteyiz: Birinci iddia, yasa dışı bir örgütün devreye girmesi ile, ki FETÖ kastedilmektedir, İstanbul’daki seçim sandık kurullarının pek çoğunun yasaya aykırı bir biçimde, kamu görevlisi olmayan ya da kamu görevinden çıkarılmış bulunan ya da kamu görevinden çıkarılmış olanların akrabalarından oluşturulmuş olması iddiasıdır. Böylece seçim sonuçlarının CHP lehine tecelli etmesinin istendiği ima edilmek istenmektedir. İddianın hukuki bir dayanağının olup olmadığı hususu bir yana, peki bu iddia ile ilgili olarak yapılmış bir suç duyurusu ve bu suç duyurusu üzerine açılmış bir ceza soruşturması/kovuşturması var mıdır? Anlaşıldığı kadarıyla yoktur; ama bilahare bu yola gidileceği söylenmektedir. Yani tıpkı daha önceleri Ergenekon ve Balyoz davalarında örnekleri görüldüğü gibi, sanki önce bir iddia atıp kafaları karıştırmak ve sonra delil yaratılmak istenmektedir. Ayrıca yasaya aykırı olarak oluşturulduğu iddia olunan bu seçim kurulları, aynı zamanda AKP’nin seçim kazandığı ilçe belediyeleri seçimlerinde de görev yapmış kurullardır. Şu halde, bu kurullar neden o ilçelerde de CHP’nin başarısı için çalışmamışlardır? Bu sorunun da hiçbir ciddi yanıtı yoktur. Uzun lafın kısası, AKP aynı gün yapılan bir seçimi kazandığında seçim kurulları yasaya uygun; ama bir diğer seçimi kaybettiğinde aynı seçim kurulları yasaya aykırı görülmektedir… Kaldı ki, seçim kurulları ağırlıklı olarak ilçe seçim kurulu başkanı yargıçlar tarafından, mülki idare amirinin isimlerini bir liste halinde gönderdiği kamu görevlileri arasından kur’a ile belirlenmektedir. Suçlanmak istenenler, kamu görevlilerinin isimlerini bildiren vali ya da kaymakamlar ile bunların gönderdiği listelerden kur’a ile seçim kurulu üyelerini belirleyen yargıçlar mıdır? Bunlar hakkında soruşturma açılmış ya da gerekli işlemlerin yapılması için herhangi bir başvuru yapılmış mıdır? Hayır… Özetle, nereden bakılırsa bakılsın soyut, hiçbir hukuki ve hatta mantıki dayanağı olmayan böyle bir iddia olağanüstü itiraz nedeni olamaz. AKP’nin ikinci iddiası ise oy kullanmaması gereken kişilere oy kullandırılmış olma iddiasıdır. Bir defa, seçmen listelerine belli bir süre içinde itiraz etmek mümkün iken, bu süre içinde itiraz yapılmayıp 3 Mart itibariyle kesinleşmiş olan seçmen listelerinde yer alan bazı kişilerin seçmen olmadıklarını iddia etmek, ilaveten, bu iddia doğru olsa dahi bu aşamada mümkün değildir.. Seçimin sonucuna etkili bir durum var mıdır? Bu iddia da soyut bir iddiadır. Bu gibi soyut, dayanaksız, ciddiyetten uzak iddialara dayalı bir olağanüstü itirazın YSK tarafından dinlenmeyeceğini inanıyorum.

Amuran: Şimdi yönelteceğim son soruyu karşılaştığım tüm hukukçulara soruyorum. Seçimlerde sonuçlar alınmaya başladığı süreçte MHP’den bir yasa önerisi geldi.Mevcut sistem de, “bir sistem adaletsizliği, bir sistem dengesizliği olduğu” gerekçesiyle büyükşehir belediye başkanı seçildikten sonra o da kendisine verilen yetkiye dayanarak ilçe belediye başkanlarını kendi belirlesin denildi.. Bu öneri hukukumuza demokratik yapımıza uygun bir öneri midir?

Günday: İlçe belediye başkanlarının seçimle iş başına gelmemeleri, seçilen büyükşehir belediye başkanları tarafından belirlenmesi; yani atanmaları yönündeki öneri, tam anlamıyla bir zırvalıktır. Bir kamu hukukçusu olarak böyle bir zırvalık üzerine bir kelime dahi sarf etmek benim için zaman kaybıdır.

Amuran: Bir idare hukukçusunun gözüyle 31 Mart yerel seçimlerinin dününü ve bugününü değerlendirdiniz. Yol gösterdiniz. Çok teşekkür ederiz.

Günday: Ben teşekkür ederim.

Nurzen Amuran

Odatv.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum