Ve mektup.. Ve ateşkes.. Ve Zevahir?

Yazdığı mektupla, Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece Cumhurbaşkanı’na değil, koskoca bir hükümran devlete ve vatandaşlarına hakaret eden ABD Başkanı, dünkü görüşmeler ve sonrasındaki basın toplantısının hemen öncesinde aldığı tavırla “İpler bende. İstediğimi yaptırırım, yaptırıyorum” mesajını yeniden verdi.

Ve mektup.. Ve ateşkes.. Ve Zevahir?

Yazdığı mektupla, Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece Cumhurbaşkanı’na değil, koskoca bir hükümran devlete ve vatandaşlarına hakaret eden ABD Başkanı, dünkü görüşmeler ve sonrasındaki basın toplantısının hemen öncesinde aldığı tavırla “İpler bende. İstediğimi yaptırırım, yaptırıyorum” mesajını yeniden verdi.

Ve mektup.. Ve ateşkes.. Ve Zevahir?
18 Ekim 2019 - 08:10

Erdoğan’ın Pence ve Pompeo’yu kabullerinin ve heyetler arası görüşmelerin ardından, beklenen “ateşkes” açıklaması yapıldığında, aklı başında ve soğukkanlı değerlendirme yapan herkes diplomatik İngilizcedeki “arm twisting” (kol bükme) uygulamasının hayata geçirildiği konusunda fikir birliği içindeydi. Daha Erdoğan’ın “Terör örgütü ile ateşkes pazarlığına girmem” mealindeki açıklamasının dumanı üstünde iken geldi bu gelişmeler. Bal gibi de “mecbur kalındığı” anlaşılıyor.
Pence, basın toplantısında bu havayı gizlemeyen bir ifade kullanırken, Türkiye’nin harekâtından ısrarla “violence” (şiddet) diye söz etmesi de dikkatlerden kaçmadı. Açıklanan “120 saatlik - 5 günlük - ateşkes kararı”nı, Türkiye Dışişleri Bakanı’nın “Ateşkes değil, biz harekâtı durduracağız” diye “çevirmesi” de, dudaklarda derin bir tebessüme yol açtı.
Ayrıntıların belli olmasını beklemek, ateşkesin nasıl uygulanabileceğini, PKK-YPG’nin çekilmesine kimin nezaret edeceğini zaman gösterecek. Ama Pence’in ısrarla “Yaptırım kararımızı 120 saatliğine askıya aldık. Sonrasına bakarız” şeklindeki temkinli açıklaması, “yaptırım sopasını havada dondurup tutma” havası yarattı ki, özellikle “Halkbank davası”nın hortlatıldığı bir ortamda Türkiye’nin canını sıkmaya devam edeceklerini açıkça göstermekte.

Mektup
Dönelim mektuba.. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, bu Amerikalı magandaya bu söylemi kullanabilme hakkını ve “yüzünü” nasıl vermiş olabilir? Çünkü o hakaret ve aşağılama kendisine değil, bütün Türkiye Cumhuriyeti halkına edilmiş sayılır. O nedenle, dün sabah saatlerinde “Mahut Musibet Mektup”un yayılmasını müteakip, Ankara’dan yapılan “Aldık çöpe attık” mealindeki açıklama, bu milleti kesmez. Kesmemelidir. Beni bir fert olarak kesmiyor mesela.
Bir kere, devlette, (Devletin herhangi bir makamına hitaben yazılmış) bir belge asla “kaybolmaz-çöpe atılmaz” atılamaz. Yüzlerce yıl öncesinin arşivlerine bile bakın, en önemsiz en sıradan yazışmalar bile arşivlenmiştir. Zaten “büyük devletleri” kabile devletlerinden ayıran en önemli özellik budur. Ciddiyet yani. Ve yine “büyük” devlet olmanın gereği, bu tür “magandalıkların- küstahlıkların-terbiyesizliklerin-kepazeliklerin” altında kalmamak, gereken yanıtı (yani ağzının payını) verebilmektir.
Ancak, yakın geçmişe, yani AKP iktidarına baktığımızda 2002 yılında (Bush yönetimi) yapıldığı sonradan belgelere yansıyan “At pazarlığı” hadisesi, 2003 “Çuval geçirme” rezaletine tepki isteyenlerin “Ne notası yau? Müzik notası mı veriyorsun?” diye susturulması, Obama’nın malum “Beysbol sopalı fotoğraf”ına, (2012) yine ince bir zekâ ürünü benzer bir “mukabele”den kaçınılması, hep bunların birer (talihsiz) örneğidir.
Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin, bugün Barış Pınarı Harekâtı’nın getirdiği “küresel (ve değersiz) yalnızlığı”nı da önleyememiş olmaları da bu yüzdendir. Çünkü, ne iç siyasette muhaliflerini, ne kamuoyunun kaygı ve çekincelerini, ne de uluslararası alanda kendilerine verilen nasihatları dinleme yolunu seçebilmişlerdir. Hep “burnunun doğrultusunda” ve efelenme üzerine kurulu, istişareden uzak ve “Ben yaptım oldu”cu siyasetle, sadece uluslararası (en başta Suriye) sorunları değil, milli konuları bile çıkmaza sokmayı becermişlerdir.
Uluslararası ilişkiler de, bir bakıma insan ilişkileri gibidir. Kendinizi hep “ezdirirseniz” muhatabınız da sizden hep bir şey talep ettiğinde ya da hitap tarzını ayarlarken o cesareti kendisinde bulur.
Günlerdir Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Beni teröristlerle pazarlığa oturtamazlar” mealindeki serzenişinin arkasında, “Mahut Musibet Mektup”un bulunduğu artık ayan beyan ortada iken, geçmişte “bal gibi de teröristlerle pazarlık masasına oturulduğunu” nasıl sileceksiniz hafızalardan? Sahte ve uyduruk çözüm sürecinde olan bitenleri, dün sevgili Barış Terkoğlu’nun bu gazetede yazdığı SDG-YPG’nin kuruluş sürecinde olup bitenleri Oslo’ları, Habur’ları, İmralı’da içilen 5 çaylarını, Megri Megri ayinini de arşivlerden silecek misiniz?
Onları da bu mektubu attığınız (!) gibi çöpe atabilecek misiniz?
O mektuptaki “Akıllı ol!.. Dik başlılık etme” tonundaki küstahlıklara bugüne kadar veremediğiniz yanıtlar, bugün için buralara gelmesinin başlıca sebebidir.
Ah be muhterem.
Biraz Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını okumak bile yeterdi.
İki satır.
Nutuk yeterdi mesela.
Ama nefret ediyorsunuz. Günah (!) gibi bakıyorsunuz Yüce Önder’in öğretisine.

Cumhuriyet Zafer Arapkirli 


YORUMLAR

  • 0 Yorum