Venezuela'da olup bitenler bize ne öğretir?
Adayların diktatörlük eğilimlerini öngörmek kabil olmadığına göre böyle bir eğilimin gerçekleşmesini engelleyecek kurumların doğrudan doğruya veya dolaylı olarak iktidarın güdümünde olmamasını sağlayacak maddelerin Anayasa’da yer almasının gerektiğini savunmalıyız
Sergei Guriev (Institut d'études politiques de Paris’de öğretim üyesi) ve Daniel Treisman (Political science, UCLA da öğretim üyesi) diktatörlük konusunda bir kuram geliştirdiler.* Kuram şöyle özetlenebilir: Geçmişin tiranları iktidarlarını pekiştirmek için ideolojilere sarılır ve şiddet kullanırlardı. Modern iletişim teknolojilerinin geçerli olduğu günümüzde diktatörler iktidarlarını artık ideoloji ve şiddet yoluyla değil, kamuoyunu yetkin oldukları konusunda inandırarak sürdürmektedirler.
Günümüzün diktatörleri kamuoyu yoklayan anketçiler, siyasi danışmanlar kullanıyor, demokrat olduklarını göstermek için askeri üniformalar kuşanmıyor, takım elbiselerle dolaşıyor, ekonominin, dünya siyasetinin önde gelenleriyle bir arada görünmek amacıyla bir takım toplantılara, mesela İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen konferanslara da katılıyorlar.
Guriev ve Treisman’ın Kuramı şunları da kapsamaktadır: Aslında çağdaş diktatörlerin amaçları eski diktatörlerinkinden farksızdır, siyasal gücü asla terketmemekten ibarettir. Diktatör, bu maksatla, seçmenleri devlet propagandası yaparak ve bağımsız medyayı sansürleyerek kendi safına çekmeye çalışır. Bu rejimler kazanacaklarından emin oldukları seçimler düzenler, özel basını ortadan kaldırmaz, rüşvetle sansürlerler; refahı güvence altına alma ve ulusu dış ve iç tehditlere karşı savunma iddiası ile yetkinliğe dayalı bir popülerlik sahibi olmanın yollarını ararlar. Devlet propagandası liderin reytinglerini yükseltmek için kullanılır; siyasi rakipler taciz edilir, aşağılanır, uydurma suçlarla itham edilir.
Ekonomi iyi gittikçe beceriksiz diktatörler bile varlıklarını sürdürebilirler ama ekonomi aksamaya başladığında kolluk kuvvetlerini ayaklanma girişimlerini bastırmak amacıyla donatmak için yatırım yapar, ekonomik sıkıntılardan kendileri değil dış güçlerin sorumlu olduklarını ileri sürmek için yabancı ülkelerle diplomatik, ekonomik ve askeri gerginlikler yaratırlar. Bu çatışmalar ülke ekonomisine fazladan yük bindirirler. Ekonomik koşullar kötüleştikçe diktatörlüğün sansür ve propagandaya yönelik harcamaları artar; diktatör eleştirileri bastırmak için giderek daha fazla güç kullanır. Bu durumda girişimciler başka ülkelere göç ederler, siyasi şiddet yabancı yatırımları azaltır, sermaye kaçışına yol açar ve para birimine olan güven azalır.
Şimdi Venezuela’ da olup bitenleri Guriev ve Treisman’ın kuramının ışığında gözden geçirelim. Neden mi Venezuela? Trump’ın eleştirinin alasını hak eden saldırısı nedeniyle bu ülkenin yakın tarihi, ekonomisi ve diktatörleri hakkında yapılan çok sayıda yayınla sağlanan bilgiler kuramı değerlendirme fırsatı sağlıyor da ondan !
Başkanlar H. Chavez (1999-2013) ve N. Maduro (2013-2026), Venezuela ekonomisinin dünyada uzun süreli yükselen tahıl, metal, petrol ve doğalgaz fiyatları nedeniyle bolluklar yaşadığı 2000'ler ve 2010'larda yanlış makroekonomik politikalar uyguladılar.
Norveç, Suudi Arabistan ve birçok diğer petrol ihracatçılarının yaptığı gibi iyi zamanlarda kötü zamanlar için para biriktirmek yerine, Venezuela hükümeti çift haneli bütçe açıkları verdi. Hükümet harcamaları vergilerden ve diğer gelirlerden elde edilen geliri çok geride bıraktı Ülke bu harcamalar nedeniyle merkez bankasının para basmasına bağımlı hale geldi. Merkez bankasının hükümet açıklarını finanse etmek için para basması son derece enflasyonisttir. Yüksek tüketici fiyatları yoluyla tasarruflar ve ücretler üzerinde bir vergi gibi çalışır ve yoksulları orantısız bir şekilde etkiler.
Bu arada petrol endüstrisi yatırım fonlarından mahrum bırakıldı ve teknik uzmanların yerine özellikleri taraftar olmaktan ibaret kimselerin getirildi. Ulusal petrol şirketi tarafından işletilen yüksek kaliteli ham petrol sahalarındaki petrol üretimi hızla düştü: üretim, 2014 de varil başına 100 dolardan 40 dolara düştüğünde Venezuela son derece hazırlıksızdı.; önceki on yıldaki mali politikalar nedeniyle hükümet yüksek oranda borçluydu. Sonuçta şok hafiflemedi, daha da şiddetlendi. Döviz rezervleri tükenmiş olduğu halde hükümet yandaşlarına sübvansiyonlu kurlarıyla döviz dağıtmaya devam etti.
İthalat 2012'de 80 milyar doların üzerinde iken 2017'de yaklaşık 10 milyar dolara düştüğünde, durgunluk bir depresyona dönüştü, sayısız işletme kapanmak zorunda kaldı.
Başkanlar Chavez ve Maduro, seçimleri yöneten devlet kurumlarından orduya ve medyaya kadar ülkenin demokratik kurumlarını ele geçirmiş ve içini boşaltmışlardı. Maduro ekonomik sıkıntıların, iktidarı kaybetmesine yol açacağını bildiğinden ve iktidardan vazgeçemediğinden otoriterliği arttırdı: Hükümet eliyle yargısız infazlar yaygınlaştı. Birçok parti yasadışı ilan edildi ve bazı muhalefet liderlerinin seçimlere katılmaları engellendi; bu kimseler sürgüne gönderildi veya hapse atıldı.
Siyasi yolsuzluk, gıda ve ilaç kıtlığı, işletmelerin kapanması, işsizlik, verimliliğin bozulması, otoriterlik, insan hakları ihlalleri, ekonominin , özellikle petrole bağlı ekonominin kötü yönetimi krizi ağırlaştırdı.
Bu sırada, A.B.D, Avrupa Birliği, Kanada, Meksika, Panama ve İsviçre'nin uyguladığı yaptırımlara ek olarak Maduro yönetimiyle bağlantılı belirli Venezuela hükümet kurumlarına ve kişilere yaptırımlar uygulandı.
Başta Chavez ile Maduro’nun demokrasiyle ilgili sorunları sadece muhalefete tahammül edememeleriydi. Bu aykırılık zamanla büyük çapta başarısızlıklarına rağmen iktidardan düşmeye tahammül edememelerine dönüştü. **
Sonuç: Chavez ve Maduro Venezuela’sının gelişimi, Guriev ve Treisman’ın çağdaş diktatörlüklerle ilgili kuramının bazı modifikasyonlarla geçerli olabileceğini düşündürüyor:
İçinde bulunduğumuz evrede diktatörleşmeye eğilimi olmayanlar da anketçi ve reklamcı danışmanlarla halk oyunu etkilemeye çalışıyorlar. Öyleyse bu özellik tek başına çağdaş diktatörleri tanımlamamaktadır. Çağımızdaki müstebitleri tanımlayan asıl nitelik bunların iktidarı kaybetmemek için terör ve baskı dahil her türlü yola başvurmalarıdır, demokratik düzenlerle uyumlu partiler, reytingleri, aldıkları oylar belli bir düzeyin altına düştüğünde iktidarı terk edip muhalefete geçmeyi benimsedikleri halde diktatörlük eğilimliler seçimlerde sahtekarlıklar yaparak, basını sansürleyerek, ulusu dış ve iç tehditlere karşı savunma iddiasını varlıklarının gerekçesi olduğunu göstermek için karışıklıklar düzenleyerek, gerginlikler yaratarak iktidardan ayrılmamaya çalışmalarıdır.
Bu sonuca ulaştıktan sonra demokrasinin varlığını sürdürmesi için ne yapabileceğimizi sormamız gerekir:
Adayların diktatörlük eğilimlerini öngörmek kabil olmadığına göre böyle bir eğilimin gerçekleşmesini engelleyecek ( yargı vb) kurumların doğrudan doğruya veya dolaylı olarak iktidarın güdümünde olmamasını sağlayacak maddelerin Anayasa’da yer almasının gerektiğini savunmalıyız.
Selçuk Erez
**Javier Corrales, Michael Penfold: Dragon in the Tropics: Venezuela and the Legacy of Hugo Chavez , 2015







YORUMLAR