Aydın İZBUDAK

Aydın İZBUDAK

HAYATIN İÇİNDEN HİKAYELER [email protected]

İKİ ADAM VE KRALİÇE...

31 Temmuz 2020 - 10:11

Kraliçe Victoria, 1837’de İngiltere tahtına çıktığında 18 yaşında idi. Yirmi birine geldiğinde kuzenlerinden olan Alman Prensi Albert ile evlendi, dokuz çocuk dünyaya getirdi ama 1861’de dul kaldı. 63 sene tahtta kalan Victoria 1901’deki ölümüne kadar kocasının yasını tutacak, hep siyahlar giyecek, “Windsor’un dulu” diye bilinecek ve bir çok Avrupa ülkesi sonraki senelerde Victoria’nın soyundan gelenler tarafından idare edilecekti.

İşte, İngiliz tarihinin hâlâ çözülemeyen son muamması, Victoria’nın dul kalmasından birkaç sene sonra yaşanmaya başlandı: Kraliçe ile uşaklarından biri arasında ilişki olduğu iddia edildi. Uşağın ismi John Brown idi, Victoria’dan yedi yaş küçüktü ve Londra’yı saran dedikodulara göre, Kraliçe ile arasında hakikaten birşeyler vardı!

John Brown da 1883’te ölüp gidince Victoria tekrar yalnız kaldı ama sarayda bu defa bir başka hizmetkâr ile yakınlaştı: Abdülkerim adında Müslüman bir Hintli ile...

Abdülkerim 1863’te doğmuştu, yani Kraliçe’den 44 yaş küçüktü. Babası küçük bir hastahanede çalışıyordu, Abdülkerim de Agra’daki bir hapishaneye sekreter olarak girdi ama talihi 1887’de birdenbire değişiverdi: Kraliçe Victoria’nın jübilesi münasebeti ile Londra’ya iki Hintli gönderilecekti ve Hintliler’in sarayda görevlendirilmeleri ihtimali vardı.

İhtimal hakikat oldu ve Abdülkerim 23 Temmuz 1887 sabahı Victoria’ya ilk defa hizmet etti: Arkadaşı ile beraber kraliçenin yatak odasına kahvaltısını götürdü ve girer girmez ilk iş olarak Victoria’nın ayaklarını öptüler..

Abdülkerim’in talihi o andan itibaren değişecekti... İngiltere Kraliçeliği’nin yanısıra Hindistan’ın da imparatoriçesi olan Victoria, genç hizmetkârı önce himayesi altına aldı, sonra özel hocası yapıp Hintçe dersler almaya başladı ve nihayet unvanlara boğdu... Agra’dan gelen genç Abdülkerim birkaç sene içerisinde Victoria’nın özel “Hindistan Sekreteri” olmuş, saray ressamlarına tabloları yaptırılmış, kraliçeye Hintçe öğretmeye başlaması- nın ardından Türk-Moğol İmparatorlu- ğu’nda “hoca” demek olan “münşi” ve “Sir” unvanlarını bile almış ve Victoria’nın en yakını olmuştu!

Saray, artık dedikodularla çalkalanıyordu. Kraliçe genç Hintli’yi yanından ayırmıyor, Hindistan ile alâkalı konularda Abdülkerim’e danışmadan karar vermiyor, genç hizmetkârına hemen her gün Hintçe notlar gönderiyor, hattâ bazen yine Hintçe mektuplar yazıyordu. Abdülkerim ile sohbetlerinde sadece günlük ve siyasî meseleleri değil, felsefî konuları da konuşuyor ve günlüklerinde Abdülkerim’den ne kadar memnun olduğunu yazıyordu...

Victoria, bir müddet sonra Abdülkerim’in sarayda devamlı olarak kalmasını istedi ve ikametgâh olarak ufak bir bina verdi. Uşak bir ara ikametgâhından çıkamayacak derecede hastalandığında kraliçe hemen her gün ziyaretine gidiyor, hattâ yapılan diğer dedikodulara bakılırsa Abdülkerim’in omuzları ile ensesini ovuyor, ilâçlarını da bizzat kendisi içiriyordu!

Abdülkerim’in bu parlak talihi, Victoria’nın 1901’de ölümü ile son buldu ve kraliçenin tahtına geçen oğlu Yedinci Edward’ın ilk emirlerinden biri, Müslüman uşağın derhal Hindistan’a gönderilmesi oldu.

O sırada artık 38 yaşında olan Abdülkerim, Kral’dan son bir talepte bulundu ve Victoria’nın tabutunun kapağı kapatılmadan önce yüzünü görmek istedi, Edward talebi kabul etti, hattâ Abdülkerim’in cenaze merasimine katılmasına da izin verdi ama İngiliz sarayının bu esrarengiz Hintlisi, Kraliçe’nin defninden hemen sonra Hindistan’a giden bir gemiye bindirilerek İngiltere’den uzaklaştırıldı.

Kral Edward, Abdülkerim’in yola çıkmasından önce bir başka emir daha verdi ve annesi Kraliçe Victoria’nın Abdülkerim’e yazdığı mektuplar ile notlarının tamamını yaktırdı, Abdülkerim’in Kraliçe’ye gönderdiği mektupları da imha ettirdi!

Abdülkerim, 1909’da Hindistan’da öldü. İngiltere’yi terketmeye zorlanmasının ardından maddî sıkıntı çekmemiş, Victoria’nın vaktiyle sağladığı maddî destekle satın aldığı geniş arazisinde rahat bir hayat sürmüştü. Ardında iki hanım ile çocuklar bırakmıştı, sahip olduğu araziye defnedildi ve mezarının üzerine sonraki senelerde tantanalı bir türbe bile yapıldı...

Yedinci Edward, annesi ile Abdülkerim arasındaki yazışmaların tamamının yakılmasını emretmiş ama Victoria’nın bazı mektupları nasıl oldu ise imhadan kurtulmuştu. Kraliçe ile Abdülkerim’in arasındaki ilişkinin bilinmeyen taraflarını ortaya çıkartabilmek maksadıyla aradan bir asır geçtikten sonra bu mektupları temel alan araştırmalar yapıldı ama ilişkinin gerçek boyutu hiçbir şekilde anlaşılamadı.

19. asır İngiliz tarihinin hâlâ çözülememiş sırlarından biri, Kraliçe Victoria ile genç seyisi ve uşağı John Brown arasındaki ilişkidir...

Söylenenlere ve yazılanlara bakılırsa, kocası Prens Albert’in ölümünün ardından yalnızlığı tercih eden Victoria’nın hayatı ilerki senelerde son bulmaya başlamış, “üzerinde güneş batmayan imparatorluğun” hâkimi gönlünü ilk defa bir başkasına açmıştı: Kendisinden yedi yaş küçük olan John Brown adındaki İskoçyalı uşağına!

Kraliçe ile uşağının arasında neler yaşandığı bugün hâlâ tartışılıyor. Victoria’nın John Brown’un hatırasına iki ayrı madalya ihdas etmesi, Brown’un portresini yaptırtıp heykelini diktirmesi ve yazdığı bir kitabı ona ithaf etmesi gibi tuhaflıkların yanısıra, gizlice evlendikleri de söyleniyor. Kraliçenin kızlarının John Brown’dan “annemizin âşığı” diye bahsettikleri, hattâ Brown’un kafayı çekip serhoş olduğu zaman Victoria’yı evire çevire dövdüğü bile iddia ediliyor. Hattâ, İngiltere’de o senelerde yeni ortaya çıkan cumhuriyetçi çevrelerde Kraliçe’den “Majesteleri” diye değil, “Bayan Brown” şeklinde bahsedildiği de hatırlanıyor. Victoria ile Brown’un münasebeti hakkında çok şeyler yazıldı ve söylentiler filmlere de konu oldu fakat İngiliz sarayı Victoria’nın özel arşivinde bulunan bu konu ile alâkalı belgelerin yayınlanmasına hiçbir zaman izin vermedi. Söylentiler hep “dedikodu” diye nitelenip geçiştirildi ama Victoria zamanında sarayda görevli olan önemli bir papazın günlüğü, şüpheleri daha da derinleştirdi: Papaz, Kraliçe ile John Brown’un nikâhlarını kıydığını yazıyordu!

Kraliçe Victoria 1901’de öldüğünde, İngiltere dünyanın en büyük gücü idi. Sınırları Hindistan’dan Kanada’ya kadar 40 milyon kilometrekareyi geçiyordu, majestelerinin 387 milyon teb’ası vardı ve dünyanın en geniş Müslüman nüfusuna sahip imparatorluk da İngiltere idi...

Bu kadar büyük bir gücün en tepesindeki isim olan Victoria gençliğinden itibaren günlük tutmuştu. Çocukları 122 cilt olduğu söylenen günlükleri annelerinin ölümünden sonra sayfa sayfa okudular. Kraliçe’nin serbestçe kaleme aldığı satırlar arasında muzır bulunanları hemen yakıldı ve bugüne suya-sabuna dokunmayan birkaç defter intikal edebildi...

Victoria’nın cenazesi de bir tuhaf oldu: Vasiyeti üzerine tabutunun bir tarafına kocası Prens Albert’in sabahlığı ile yine kocasının elinin alçıdan çıkartılmış kalıbı, diğer tarafına da John Brown’un resmi, bazı mektupları, bir tutam saçı ve kraliçeye hediye etmiş olduğu yüzük kondu ve Kraliçe bunlarla defnedildi...


Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar ve şapka

YORUMLAR

  • 0 Yorum