Aydın İZBUDAK

Aydın İZBUDAK

HAYATIN İÇİNDEN HİKAYELER [email protected]

NOTRE DAMES DE PARIS - VICTOR HUGO - ESMERALDA - QUASIMODO - GAROU

07 Ocak 2018 - 21:45


Victor Hugo, bir gün Notre Dame’da gezip katedralin detaylarını araştırırken birden dikkatini duvarlardan birinde bulunan, oldukça büyük 

Gotik tarzda puntolarla yazılmış ve duvara derince kazınmış Yunanca bir kelime çeker: ANAΓKH. 

Eski Yunanca’da “kötü talih” anlamına gelen bu kelimeyi okuyan Hugo “Eski kilisenin alnına bir suç ya da cinayet damgasını vurmadan bu dünyayı terk etmek istemeyen ve acı içinde kıvranan ruh acaba kimindi?” diye düşünmeye başlar ve cevap arayışları bu ölümsüz eserin konusu için esin kaynağı olur yazara.

Hemşire Gudule 16 yıl önce bir kız çocuğu dünya’ya getirir. Çingeneler bu çocuğu beşiğinden çalarlar ve yerine de bir başka bebek bırakırlar. Bıraktıkları bebek anlatılamayacak derecede çirkin ve de kambur bir bebek olan Kuasimodo’dur(fransizca quasimodo eksik kalmis,yarim kalan ) . Hemşire Gudule onu Nötre Dame Kilisesi’nin Kapısına bırakır. O günden sonra Kuasimodo’yu baş Rahip Frollo büyütür. Kuasimodo, Frollo’ya bir köpeğin sahibine sadık olduğu kadar sadıktır, insandan çok bir maymunu andıran uzun kolları; eğri, girintili çıkıntılı burnu, kambur bir sırtı vardır. Ayrıca gözlerinden biri iri bir yumrunun altında kaybolmuş gibidir. Kuasimodo bugün 20 yaşındadır.

19.yy başında Paris’te kaleme alınan Notre Dame de Paris(Notre Dame’ın Kamburu),kaderine boyun eğen,eğmek zorunda kalan insanları,yoksulluğu ve umutsuz aşkları konu almaktadır.Bununla birlikte gerçekte,bakımsızlığı sebebiyle şehir planlamacıları tarafından yıkılmak istenen Notre Dame Katedrali’ne olan ilgiyi arttırması ve katedralin korunması hususunda da önem teşkil eder.

Fransa’nın destanı haline gelen büyük eserin kahramanları;Quasimodo, Esmeralda,Claude Frollo,Pierre Gringoire XI.Louis,Jehan Frollo,Phoebus de Chateaupers,Fleur-de-Lys Gondelaurier,Tristan L’Hermite,Jaques Charmolue,Clopin Trouillefou,Florian Barbedienne ve Rahibe Gudule ‘dur.

Quasimodo,çingeneler tarafından Notre Dame Katedrali’ne bırakıldıktan sonra Rahip Frollo tarafından himaye edilmiş,kambur,gözünün üstünde kocaman bir et beni olan,kızıl saçlı bir bebektir.Büyüdüğünde,Frollo tarafından kilise zangoçusu olarak görevlendirilen Quasimodo’nun ismi, Fransızca’da “eksik,tamamlanmamış” anlamına gelmektedir.Kilisenin çanlarını çalmaktan sağır olan 

Quasimodo,çingene kızı Esmeralda’ya aşıktır.

Esmeralda,gerçek adı Agnes olan,çingenelerin henüz bir bebekken annesinden kopardığı bir kızdır.Sokaklarda pervasızca dolaşıp şarkı söyleyen,dans eden bu güzeller güzeli,bir Fransız subayı olan Phoebus de Chateaupers’a aşıktır.Phoebus,Fleur-de-Lys adında(Hugo burada Fransız ordusunun simgesi olan çiçeğe atıfta bulunuyor)zengin bir ailenin kızıyla nişanlı olsa da çapkın bir gençtir.

Rahip Frollo ise,kendini genç denecek yaşta dinine ve ailesine adadığı için saçları çoktan ağarmış olan ,ancak bununla birlikte dünyevi aşka yenik düşen biridir:O da Esmeralda’ya aşıktır.

Gringoire,sokaklarda beyhude dolaşan çapkın ve özgür ruhlu bir şairdir.Onu asılmaktan kurtaran Esmeralda ile evlenmiştir.Ancak gerçekte,Gringoire ve Esmeralda birbirleri için iki iyi dost olmaktan öteye gitmemişlerdir.

Çingeneler Kralı Clopin,Esmeralda’yı kardeşi gibi muhafaza edip,nasihat vermesine rağmen,o da diğerleri gibi çingene kızı Esmeralda’nın umutsuz aşkına düşmüştür.

Kaderin bir şekilde yollarını birleştiği bu insanların hikayesi,önce Phoebus’un,sonra ise Quasimodo’nun düğünü ile sona erer.Ancak,Quasimodo’nun düğünü,diğer düğünlerden özellikle de Phoebus’un düğününden çok farklıdır.

Başarılı Fransız şarkıcı Garou’yu Quasimodo,Helene Segara’yı Esmeralda,müzik hayatı dışında pek çok yardım kuruluşunda görev alan Daniel Lavoie’yi Rahip Frollo,güçlü ve berrak sesinin yanında karakteri adeta özümsemiş olan Bruno Pelletier’ı Şair Gringoire,yine Fransa’nın güçlü seslerinden olan Patrick Fiori’yi Phoebus,Luck Mervil’i Clopin ve Julie Zenatti’yi Fleur-de Lys olarak izlediğimiz müzikalin müzikleri,Richard Cocciante gibi usta bir müzisyenin imzasını taşırken,müzikalde yer alan şarkıların sözleri ,yine müzik dünyasının ustalarından kabul edilen Luc Plamondon’a aittir.

GÜZEL (BELLE) 

Quasimodo: (Notr-Dame’ın Kamburu’nun dünya güzeli Esmeralda için şarkıdaki sözleri)

Güzel

Adeta ‘O’nun için icat edilmiş bir sözcük bu

O dans eder ve vücudunu açığa çıkarırken

Uçmak üzere kanatlarını açan bir kuş gibi,

Bense cehennemin açılıverdiğini hissediyorum

Ayaklarımın altında

Gözlerimi dikmişim çingenenin elbisesine

Dua etmek artık ne işime yarar Notre Dame?

Kim atacak ona ilk taşı?

Dünyada olmayı haketmeyen biri mi?

Oh Şeytan!

Oh izin ver bana

Bir kerecik dolaştırayım parmaklarımı

Esmeralda’nın saçlarında...

Phoebus: (Esmeralda’nın âşık olduğu ve güzel Esmeralda’ya âşık olan yakışıklı subayın şarkıdaki sözleri)

Güzel

Sizi büyüleyen iri siyah gözlerine rağmen

Bu kadın hala bir bakire mi olacaktı?

Kıvırtmaları bana dağları ve harikaları gösterirken

Gökkuşağı renklerindeki eteğinin altında?

Dülsine’m izin verin size sadakatsiz olayım

Sizinle evlenmeden önce...

Hangi erkek bakışını O’ndan alabilir ki

Tuzdan bir heykele dönüşme acısını çekerken

Oh Fleur-de-Lys

Ben inancına bağlı bir adam değilim

Toplayacağım Esmeralda’nın

Aşk çiçeğini... 

Frollo: (Esmeralda’ya âşık olan Notre-Dame Papaz’ının ağzından şarkıda söylenen bölüm)

Güzel

Şeytan mı ‘O’nda ete kemiğe bürünen

Ebedi Tanrı’dan gözlerimi çevirtmek için?

Kim koydu benliğime bu şehvetli arzuyu

Cennete bakmama engel olmak için?

İlk günahı taşıyor içinde ’O’

Onu arzulamak beni bir suçlu mu yapar?

Bir fahişe, değersiz bir kız gibi gördüğümüz

İnsanlığın Hac’ını taşır gibi oldu birden

Oh Notre Dame

İzin ver bir kerecik iteyim kapısını

Esmeralda’nın bahçesinin...

Dekor ve kostümlerin uyumu,kareografinin ve ışıklandırmanın iç içe geçtiği müzikal,romantik tarzda olup,kitaba sadık kalınarak sahneye konmuş olmakla beraber,oluşturduğu büyülü atmosfer ve oyuncuların adeta özümsemiş olduğu karakterler vasıtasıyla biz seyircileri içine çekmekte,bizi hikayenin geçtiği zamanda yaşatmaktadır.

Toplumsal eşitsizliğin,kaderciliğin,ahlak kurumunun çöküşünün ve umutsuz aşkların işlendiği eser,hayal gücümü beslemekle birlikte,bu kavramlar üzerinde pek çok kez düşünmeme vesile olduğundan dolayı,gözümde en az kitap kadar başyapıt haline gelmiştir.Kesinlikle izlenilmesi gereken müzikaller arasında ön saflarda yer alan eser,yediden yetmiş yediye herkese ulaşacağı için,sadece Fransız destanı değil,tüm insanlığa ithaf edilmiş bir destandır.

Adil Paris'te geçen bir hikayedir...

Bin dört yüz seksen iki,

Aşkın ve özlemin hikayesi....



 






 




YORUMLAR

  • 0 Yorum