Arap sermayesinden artık umut yok
GÜNÜN YAZISI

GÜNÜN YAZISI

Arap sermayesinden artık umut yok

22 Temmuz 2020 - 09:06

Türkiye uyguladığı kısırdöngü kapitalist ekonomi politikası sebebiyle büyük bir borç sarmalı içinde… Borçlanma Kapitalizmin doğasında var. Türkiye için bir dönem "sürdürülebilir" olan bu borçlanma, epey zamandır sürdürülemiyor. Buna yol açan nedenlerden birisi, kapitalist politikaların oluşturduğu riskli ekonomik zemin olsa da; S-400, Türk Akımı, Doğu Akdeniz politikası gibi siyasi ve askeri adımların etkisi de büyük…

Borç verenlerin, ülkeniz toprakları ve kaynakları üzerinde menfur hesapları varsa, başınızda ne kadar "itaatkâr" siyasiler de olsa, eninde sonunda çıkarlarınız çatışabiliyor.

Siyasilerimiz epey zamandır borçları sürdürebilmenin arayışı ve paniği içinde… Neticede 1 trilyon doların üzerinde toplam borç var, devletin 1 yıl içinde ödemesi gereken borç miktarı 169,5 milyar dolar, dış ticaret açığı ve dolayısıyla cari açık veren bir ülkeyiz…

Attığımız her adımda dolar kaybedince, bu borçlar da, faizleri de ödenemiyor.

Siyasilerimiz, bürokratlarla birlikte hem ABD'ye, hem de İngiltere'ye defalarca turlar gerçekleştirdi. Ama ne ABD fonları, ne de İngiliz fonları beklenilen cevabı vermedi. Küresel fonlar pas vermeyince bizimkiler de umutsuz bir şekilde geri döndüler. Bu sefer gözler Arap sermayesine çevrildi. Kanal İstanbul gibi bir takım cazip projelerle başta Katar olmak üzere Arap sermayesi ile değirmenin suyu döndürülmeye çalışıldı. Bir süre gerçekten idare edildi.

Yalnız, yanlış anlaşılmasın, bu paralar elbette ki karşılıksız gelmiyor. 

Nasıl ABD ve İngiliz fonlarından borç talep edildiğinde faiz ve taviz bedeli varsa, Arap sermayesi için de aynen bu giderler var.

Ama son gelen haberler, Arap sermayesinin de kendi derdine düştüğü noktasında…

Eskiden vardı, alabiliyorduk, şimdi onlar da "parasızlık" derdine düştü.

Kredi derecelendirme kuruluşu Standart&Poors (S&P) bu konuda kapsamlı bir rapor hazırladı. Trevor Cullinan tarafından kaleme alınan raporda şu hususlara dikkat çekildi:

* "Korona virüsü salgınından dolayı düşen petrol fiyatlarının Körfez ülkelerinin ekonomileri üzerinde yarattığı hasar derinleşiyor."

* "Düşük petrol fiyatlarının Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn ve Umman gibi ülkelerin üzerindeki etkisi 2023 yılına kadar devam edecek."

* "Arap ülkelerinin, bütçe açıklarını kapatmak için 490 milyar dolar borç alması bekleniyor."

* "Petrol fiyatlarındaki istikrarsızlıkla birlikte Arap ekonomileri 2014 yılından bu yana ekonomilerini çeşitlendirmeye ve hizmet sektörüne daha fazla ağırlık vermeye hazırlanıyorlar."

* "Bahreyn ve Katar bu yıl tahvil ihraçlarını hızlandırırken Umman'ın da yüklü bir borç arayışında olduğu biliniyor. Umman'ın elindeki finansal enstrümanları satarak da borçlarını azaltma yoluna gidebileceği belirtiliyor."

* "Brent petrolün varil fiyatını 2020 yılını 30 dolardan, 2021 yılını 50 dolardan 2022 yılını ise 55 dolardan kapatması bekleniyor."

* "2019 yılında Körfez ülkelerinin bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 5 iken bu yıl rakamın 2020'de yüzde 18'e çıkması bekleniyor."

Gördüğünüz gibi Türkiye'nin güvendiği dağlara bir kez daha kar yağdı. Borçlanma ekonomisine devam ettikçe tuttuğumuz her kapı kolu elimizde kalıyor. Bu, Arap sermayesinden ya da başka bir yerden hiç borç bulamayacağımız anlamına gelmiyor elbette… Ama bundan sonra bütçe açıklarını borçlanmayla kapatan Arap ülkeleri, bu borçların faiz yükünü de sana yazacaklar ve Türkiye'nin borçlanma maliyeti katlanarak artacak.

Siyasilerimiz içeriye yönelik ekonomiyi tozpembe gösterme gayretleri de devam ediyor. Bunda en önemli argümanları döviz kurlarının belli bir yerde tutulması. Çok daha yükseklerde olması gereken dolar kurunun 6,85 TL seviyesinde tutulmasının devlete ciddi bir yükü var.

Reuters'in haberine göre, Son dönemde dolar kurunu sabit tutmak için Merkez Bankası (MB) rezervlerinden yapılan satışlara kamu bankalarının satışları da eklendi. 

MB rezerv kayıplarının azaldığı dönemde kamu bankalarının döviz açık pozisyonlarını belirginleştirdiği görülüyor. Türkiye'nin 2019 başından bu yana piyasaları müdahaleyi de içeren toplam döviz arzı 100 milyar doları aşmış durumda…

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre 10 Temmuz itibarıyla kamu bankalarının yabancı para açık pozisyonu bir önceki haftaki 8,3 milyar dolar seviyesinden 9,7 milyar dolara çıktı. Kamu bankalarının geçen yıl Aralık ortasında neredeyse sıfır olan net döviz açık pozisyonları Haziran'dan itibaren belirgin artış göstererek 10 Temmuz itibarıyla 9,3 milyar seviyesine ulaşmış oldu.

BDDK herhangi bir bankanın yabancı para net genel pozisyon açığının art arda iki haftadan uzun bir süreyle özkaynakların yüzde 20'sini aşmasını istemiyor. Bugün bu açık yüzde 24,3 seviyesinde, iki haftayı geçti, tehlike boyutlarında…

Toparlarsak, bir taraftan borçlanmayı sürdürebileceğimiz fonlar ya bize sırt dönüyor ya da dökülüyor; diğer taraftan ise Merkez ve kamu bankalarının ellerindeki dövizler bittiği gibi açık veriyorlar. Yani mevcut anlayışla durumumuz hiç de iyi değil…

Çözüm; artık bu kısırdöngü borçlanma mantığından kurtulmamızdır.

Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllardır ifade ettiği gibi, hep dolar borç aldık ve onun karşılığı TL'mizi bastık, doların tercümesini kullandık. Bu bir sömürü politikasıdır, yıllarca sömürüldük, modern köle haline getirildik. Buna "hayır" demeliyiz.

Ve acilen Prof. Dr. Baş'ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli'nin "emek ve üretim karşılığı senyorajla Milli Para'nın devreye konulması" projesini hayata geçirmeliyiz.

Tabii ki, bu işin şifrelerini bilenlerle birlikte… 

Bu işin şifresini bilen de, Prof. Dr. Baş'ın özenle yetiştirdiği Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş ve BTP kadrosudur. Başka çıkış kapımız yok.


Murat Çabas
mcabas @ yenimesaj.com.t

Bu yazı 2002 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum