Kaya Boztepe

Kaya Boztepe

Kaya Boztepe
[email protected]

40 Paralık Hikaye 

02 Mayıs 2026 - 13:58

Balık baştan kokar lafını severim.  Çünkü bir toplumda büyükler, yönetici ve mevki sahipleri toplum için en büyük örnektirler. Küçükler her zaman büyükleri örnek alır. Onlar güzel ahlaklı, doğru ve dürüstlerse toplum da ağırlıklı olarak onları izler. Bunun tam tersi de olabilir. Baştakiler, yöneticiler, büyükler çalıp çırpıyor ya da ahlak dışı davranışlarda bulunuyorlarsa bu halk tarafından kanıksanır ve bir noktada normal olarak kabullenilir. Kadına şiddet, kabalık, hırsızlık, yalakalık, bencillik, avantacılık gibi bir çok ahlak dışı hareketler artık hayatın normal bir parçası haline gelir.  

 

Özellikle de bu yüzden Cumhuriyet’in kurucuları bu konulara çok önem vermişlerdir. Kendilerini bırakın, akrabalarının bile devletle ilgisi olabilecek ticaretlerden uzak durmasına önem vermişlerdir. Yakınlarını kayırmak, işe göre adam değil de adama göre iş ayarlamak akıllarına bile gelmemiştir. Onlar büyük bir çoğunlukla hep doğru ve düzgün hareket etmeye çalışmışlar, hukuk dışı veya etik sayılmayan her türlü davranıştan uzak durmuşlar, idealist fikirlerle, bağımsız laik bir Cumhuriyet’in geleceğini kendi geleceklerinin üzerinde görerek çalışmışlardır.  

 

Onların yetiştirdikleri kuşaklar da doğal olarak onlara benzemişlerdir. İdealist, çalışkan, mevki, makam düşünmeden ülkenin her yerinde, en büyük şehrinden en ücra köyüne kadar koşmayı, hizmet etmeyi, güzel kuşaklar yetiştirmeyi hayal etmişlerdir.  

 

Aynı güzergahta olduğumuz halde arkadaşımın babası makam aracıyla işe giderken, karda kışta bir gün bile gelin sizi ben bırakayım dememiştir. Aracı şahsi ışinde kullanmak affı olmayan bir terbiyesizliktir. Parası olanın parasını göstermesi görgüsüzlüktür. Babamın ofisinden üç beş adet saman kağıdı, o çok sevdiğim, üzerinde DMO yazan sarı kurşun kalem ile yeşil silgisini aldım diye tam yarım saat bunun ne kadar yanlış olduğu üzerine laf yemekle kalmayıp, geri iade ettikten sonra da hafta sonu cezası almıştım. Sonra da bana memur maaşı ile o zamanlar zor bulunan fiyakalı tükenmez ve kurşun kalemlerle kokulu silgiler almıştı rahmetli.  

 

Şimdi de, bu ülkeyi kuran ve bu kuşakları yetiştirenlerin hikayelerine bakalım biraz.  

 

Gazi bir gün Başbakan İsmet İnönü'yü canı çok sıkkın görmüş. Bakmış Paşa'nın suratından düşen bin parça. 

Kurtuluş Savaşı'nı birlikte yaptıkları, en umutsuz günlerde bile canını bu kadar sıkkın görmediği arkadaşına, dayanamayıp sormuş: 

‘‘Paşa Hazretleri, nedir canını bu kadar sıkan olay?’’ 

Paşa, Gazi'nin suratına bir süre bakmış, sonra düşünceli düşünceli anlatmış: 

‘‘Türk Hava Kurumu toplantısından geliyorum. Hesaplarda kırk para (bir kuruş) açık var. Çok üzüldüm. Başkanı sıkıştırdım, bu bir kuruşu nereye verdiklerini bulamadılar. Çok canım sıkıldı.’’ 

İsmet Paşa çaresizlik içinde ellerini iki yana açmış ve sözlerini sürdürmüş: 

‘‘Türk Hava Kurumu başkanı ile yöneticilerinden derhal o bir kuruşu bulmalarını istedim. Bütün hesapları yeniden taramaları için çok sıkı emir verdim. Kafam bu konuyla meşgul.’’ 

Arkadaşının canını sıkan bu olayı öğrenince Atatürk'ün de suratı asılmış. 

 

İsmet Paşa'nın 40 paranın peşine düşmesini onun kadar ciddiye alan Atatürk şöyle demiş: 

‘‘Demek bu kırk para seni bu kadar üzdü, bu kadar yordu ha... Ama haklısın, biz Cumhuriyeti kurarken çok kırk paralara ihtiyacımız oldu. Bugün kırk para yok olur, yarın kırk kuruş, öbür gün kırk lira, sonra da dört yüz lira... derken ipin ucu kaçar.’’ 

Bu konuşmadan sonra İsmet Paşa o kırk paranın peşini bırakmamış. Türk Hava Kurumu'nu her gün aramış. 

Başkan ve görevlileri o küçücük parayı bulmaları için seferber etmiş. 

Günlerce kurumun bütün hesapları didik edilmiş. 

Sonunda hesaplarda nereye verildiği belli olmayan kırk paranın izi bulunmuş. 

Yanlışlıkla bir başka hesaba geçtiği anlaşılmış. 

Durum hemen Başbakan İsmet İnönü'ye bildirilmiş. Paranın bulunduğu müjdelenmiş. 

Kırk paranın peşine düşen Başbakan bu haberi duyunca rahatlamış.  

İsmet Paşa'nın 40 paranın bulunduğunu Atatürk'e bildirme için nasıl Sabırsızlandığını hayal edebiliyorum. 

 

Bu hikaye belki de size saçma gelebilir. Amma da abartı diyebilir, önemsemeyebilirsiniz, kim bilir? 

 

Zaten önemsemediğimiz için bazı değişimleri yaşamak zorunda kalmadık mı? 

Atatürk ile İsmet Paşa 40 paraların peşine düştükleri için onların yönettiği devlette halkın parası çarçur edilmedi. 

 

Haydi başka bir hikaye daha anlatalım. 

 

Cumhuriyetin ilk yılları. 

Hasan Ali Yücel’in, Milli Eğitim Bakanı olduğu zamanlarda bir burs veriliyor 

ama yokluktan sadece bir öğrenciye burs verilebiliyor ve o öğrenci yurt dışına 

eğitime gönderiliyor. Hasan Ali Yücel’in önünde iki seçeneği var bir Can Yücel 

diğeri Gazi Yaşargil. Biri oğlu, biri oğlunun en yakın arkadaşı. İkisi de yurt dışında 

bir eğitim hayal ediyorlar. 

Gazi Yaşargil yoksul bir ailenin oğlu. Hasan Ali Yücel seçimini yapıyor ve 

bursu daha önce iki kişilik olarak düşündükleri halde sadece Gazi Yaşargil’e 

veriyor ve onun yurt dışında burslu okumasını sağlıyor. 

Neden? 

Kendi oğluna torpil yaptı demesinler diye. 

Bakanlığın kapısında bu haberi alan Can Yücel ne yapıyor peki? 

Vayy, baba, sen nasıl bőyle yaparsın mı diyor? 

Hayır. 

Kendi harçlıklarından yurt dışı eğitimi için biriktirdiği parayı arkadaşı Gazi 

Yaşargil’e yolluk olarak veriyor. 

Nasıl hikaye ama? 

 

Fenerbahçe ezeli rakibimdir.  

İşte ezeli rakibin zamanındaki Başkanı Şükrü Saracoğlu. 

Rahmetli İnönü Bakanlar Kurulu toplantısında hafiften takılıyor, toplantıyı 

çabuk bitirelim Şükrü Bey daha Başkanı olduğu takımının maçına yetişecek 

diye.Saracoğlu’nun oğlu ve bir arkadaşı da bu maça gitmek için haftalardır yalvarıyorlar. Saracoğlu, kabinede Bakan. 

Daha sonra Başbakanlık da yapmış, uzun seneler Fenerbahçe Spor Klübünün 

Başkanlığını yapmış bir Kuvvacı. Yani kelamı buyruk sayılır. 

Ne yapıyor bu adam? 

Çocukların ısrarı karşısında cebinden para çıkartıyor, “gidin biletinizi alın çıkışta da gecikmeden doğru eve” diyor. 

Kelamı buyruk sayılan Kulüp Başkanı ve Bakan. 

Çocukları makam arabasına alıp, bedavadan şeref tribünlerinde oturtmak yok yani. Aynı şimdiki kulüp başkanları ve bakanlarımız gibi değil mi? 

Dahası var. 

Aradan uzun yıllar geçer. 

Fenerbahçe’nin o zamanlarda Başkanlığını yapan Ali Hacıbekir, maça girecekleri sırada sırada bekleyen uzun boylu birini görüyor ve hemen yanındakilere sesleniyor. “Aman, bu Şükrü Bey değil mi maç bileti almak için kuyrukta bekleyen?” diye soruyor. 

Bakıyorlar ama ihtimal veremiyorlar, “Benziyor ama?” 

Arabadan inip yanına gidiyorlar ki, ta kendisi!  

Şükrü Saracoğlu! Tek başına gelmiş, erkenden sıraya girmiş, gönül verdiği renklerin maçını izlemek üzere sırada bekliyor bilet almak için. 

“Aman efendim lütfen buyrun” diye koluna giriyorlar içeri almak için, Şükrü Bey ise  yapmayın çocuklar olmaz lütfen rahatsız olmayın” diye diretiyor.  

Yalvar, yakar zorla şeref tribününe alıyorlar. 

Fenerbahçe’nin efsane başkanı , dISişleri Bakanlığı, Başbakanlık yapmış bir efsane, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularından! 

 

Nasıl gıpta etmeyiz ki bu hikayelere? 

  

YORUMLAR

  • 0 Yorum