Mustafa ÖZBEY

Mustafa ÖZBEY

[email protected]

"Boyu devrilsin!"

01 Ocak 2017 - 13:19

2016 nasıl geçti? 2017'den ne bekliyoruz?"Umutsuz yaşanmaz" denir ama işaretler pek umut verici değil!


Bu gece yarısı, karanlıktan da karanlık olan ve on iki ay boyunca hayatımızı cehenneme çeviren uğursuz yılı şutluyoruz!

Yüreğimizden "Defol git" diye bir isyan sesi yükseliyor. Rahmetli annem birisine kızdığı vakit "Boyun devrilsin!" derdi. Ağzından çıkan en kötü söz buydu.

İşte, 2016'nın da boyu devriliyor! Bir daha kalkmamacasına yatacak ve artık tarih olacak. Peki, 2017 bize şans getirecek mi?

"Gelen gideni aratır!" sözünü unutmayalım.

Şimdiden ortaya çıkan belirtiler bize 2017 yılının daha büyük sıkıntılara sahne olacağını gösteriyor!

Dünya kötüye giderken Türkiye nasıl iyi olabilir ki? Ayrıca tüm krizlerde her ülkeden çok biz etkileniyor, ip üstünde yürüyen

cambaz gibi düşmemeye çalışıyoruz.

Savaşlar ve zamlar yeni yılda da olanca acımasızlığıyla can yakacağa

benziyor.

Umutlu (yani aldatıcı) sözler söyleyemediğim için okurlarım beni bağışlasın.

2017 yılı, çok kızdığımız 2016'yı bile mumla aratacağa benziyor! Allah

yardımcımız olsun!

Rahmi Turan Sözcü

 

***

 

Kolay tutukluluk

 

Bir ülkede mahkemelerin en zor verdiği karar tutuklama olmalı..

Hâkimin başka çaresi yoksa.. Zanlının dışarıda kalması hayatın akışını etkileyecekse, davanın seyrini değiştirtecekse tutuklama kararı vermeli..

Batı'da böyle..

Bizde ilk karar tutuklama..

Hakaret ettin, tutukla; tweet attın, tutukla; ihbar mektubu geldi tutukla; biri adını verdi, tutukla; biri iftira attı, tutukla..

Yargıla tamam da tutuklama neden?

***

Fethullahçılar adliyeye hakimken nedeni belliydi.. Hukuk askıya alınmıştı.. Hâkimler FETÖ'nün yargı imamlarından aldıkları talimatla karar veriyorlardı..

Ya cezalandırmak için tutukluyorlardı..

Ya birilerinin ayağını kaydırmak için tutukluyorlardı..

Ya da önlerini açmak için tutukluyorlardı..

***

Peki ya şimdi?

Hâkimler riske girmek istemiyor.. Birileri yanlış anlar, başım derde girer, FETÖ'cü zannederler, sürerler, meslekten atarlar diye önüne gelen dosyaya tutuklama kararı veriyor..

Başından gitsin diye..

Başını ağrıtacak bir konuya sebep olmasın diye..

Ne olur ne olmaz diye..

***

Yargıda maalesef önce içeri atalım, sonra bakarız anlayışı hakim.. Sudan sebepten tutuklananlar bile aylarca hapis yatıyor..

Mehmet Tezkan Milliyet

 

***

 

Böyle araştırma olmaz

 

Bugün yeni bir yıla gireceğimiz gün, hiç kimse ciddi konuları düşünmek istemez ama ülkemiz zor koşullar altında olduğu için biz ara verecek lükse sahip değiliz.

Bildiğiniz gibi 15 Temmuz FETÖ darbe girişimini araştırmak için bir Meclis komisyonu kuruldu ve bu komisyon o geceye nasıl gelindiğini ve o gece neler olduğunu "ilgililere sorular sorarak" anlamaya çalışıyor.

Komisyona, Eski İçişleri Bakanı Efkan Ala, Eski Genelkurmay Başkanları İlker Başbuğ ve Hilmi Özkök gibi isimler sözlü açıklama yaptı fakat 15 Temmuz gecesinde "merak edilen 8 saatlik kayıp zamanı" en iyi bilen 2 kişi yapmadı.

Meclis Komisyonu Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'a "yazılı" olarak 10 soru göndermiş. Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'e de "yazılı" gönderilecekmiş.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan için ise savcılık Başbakanlık'tan izin istemişti, sonuç ne oldu henüz belli değil.

Neden yazılı?

Bir araştırma ancak "bir sorunun cevabı diğer sorulara yol açtığında ve bunlar arka arkaya cevaplandığında" yapılmış sayılır.

Diyelim ki verdiği cevap tatmin edici değil, bir daha mı yazılı soru gönderilecek?

Mesela giden 10 sorudan 2'incisi "MİT'ten size ulaşan istihbarat bir darbe girişimi kuşkusu yönünde mi, yoksa MİT'e yapılacak bir operasyon muydu?"

Akar tek kelimeyle "ikincisiydi" yazsa Komisyon ne yapacak?

Güngör Mengi Vatan

 

***

 

Bizden de noktalı virgül!

 

Amerika, Türkiye'nin, "ABD, PYD ve YPG'ye silah veriyor" iddialarından bir hayli rahatsız olmuş olacak ki cevap verirken, "Silah vermiyoruz, nokta" diye sert bir açıklama yapma ihtiyacını duyuyor.

 Türkiye'de ABD'nin bu sert açıklamasının altında kalmıyor ve "Silah veriyorsunuz, nokta" şeklinde bir açıklama yapıyor. Yani her iki taraf da "kendi tezlerinin haklı olduğunu" tartışmaya "nokta" koyarak ispata çalışıyor.

 Biz de bu aşama da tartışmaya bir "noktalı virgül" ile katılma gereksinimini duyduk.

 Ve "noktalı virgülden" sonra meramımızı anlatmaya çalışalım!

 Amerika içinde bulunulan durumu, "Silah vermiyoruz, nokta" sözü ile "lehine çevirmeye" çalışıyor ancak bu pek mümkün gibi görünmüyor.

Zira bölgemizde yaşanan olaylar "herkesin gözü önünde" cereyan ediyor.

 "Çıplak gözle" bile görülen yardımları inkâr ederek yok saymanın kimseye bir faydası yok ki.

 Üstelik yapılan bu yardımların bir süre sonra ülkemizdeki terör örgütünün eline geçtiği de kimsenin meçhulü değil. Amerika'nın silah yardımı yaptığını inkâr etmesi bizim Nasrettin Hocanın merkebini isteyen komşusuna, "Merkep evde yok" demesi gibi bir şey oluyor. Hoca, "Merkep yok" derken "merkebin anırmaya" başlaması gibi bir hal söz konusu.

 Şimdi Amerika kalkıp Türkiye'ye bir de "Bana mı inanıyorsun patlayıp durmakta olan silahlara mı?" diye sorarsa hiç şaşmayız. İki ülke arasında yaşanan bu tartışmada Türkiye'nin ileri sürdüğü, "Silah veriyorsunuz, nokta!" tezi çok daha inandırıcı.

 Çünkü bu tez ile bölgemizde yaşanmakta olan bir olayın "adı konulmuş" oluyor!

 Amerika'nın DEAŞ ile mücadele bahanesinin ardına sığınarak PYD ve YPG gibi oluşumlara arka çıktığını göz ardı etmek mümkün değil.

Zaten Amerika'da bu ilişkiyi saklamıyor! Sadece yapılan yardımın "taktiksel" olduğunu iddia ediyor.

 "Silah ve mühimmat vermiyoruz, taktik veriyoruz" tezine "Amerikalılardan başka inanan" olduğuna ihtimal vermiyoruz. Zira bölge silah ve mühimmattan geçilmiyor.

 Yazılı ve görsel medyada gökten silah ve mühimmat yağdığını gösteren fotoğraflar bol miktarda yer alıyor.

 Evet, tarafların kurdukları cümleleri "nokta" diyerek bitirmeleri bizim olaya "noktalı virgül" ile katılmamıza vesile oldu!

 Bakalım "nokta ve noktalı virgül" ile süren bu tartışma nerelere kadar uzayacak? Biz şimdilik yazımıza "nokta" koyalım!

Zeki Ceyhan Milli Gazete




 

YORUMLAR

  • 0 Yorum