"insan insanın kurdu" mudur?
Mustafa ÖZBEY

Mustafa ÖZBEY

"insan insanın kurdu" mudur?

22 Mayıs 2020 - 14:49

İzleyenlerin bileceği üzere, yapacağınız her türlü işin ve eylemin, ayıplama, cezalandırma gibi dışsal etkilerden azade olduğu, meşhur televizyon dizisi Westworld’ün kurgusal dünyasında, isterseniz öldürebilir, isterseniz cinsel tecavüzde bulunabilirsiniz. Böyle bir dünya ise filozofların tanımladığı doğa durumuna oldukça benzemektedir. Zira sizi suçlayacak, cezalandıracak bir otorite yoktur.

Böyle bir dünyada insan, iyi mi davranır, yoksa hepimiz sınırsızca çevremize zarar mı veririz? Ya da belki de farklı bir şekilde sormak gerekirse: Zarar vermek, aslında bize zevk verir de, otorite mi bizi sınırlıyor? Böyle bir dünyaya bilet alsak, orada neler yaparız? İçimizden bir ses bizi daha fazla şiddete mi yoksa, merhametli hareketlere mi yönlendirir?

Bu konuda Hobbesçu düşünülebilir veya Lock’a yakın durabiliriz. Özgürlükler mi, güvenlik mi önemlidir? İnsan, özünde kötü müdür? Hobbes’un dediği gibi, "insan insanın kurdu" mudur? Bizi bıraksalar birbirimizi parçalar mıyız? Yoksa Locke’un öne sürdüğü gibi insanlar otorite dediği için değil, kendiliklerinden mi birbiri ile yardımlaşmakta ve zaten bunun sonunda mı devletler var olmaktadır?

Sorular çoğaltılabilir… Fakat son kertede, hayatın kendi dinamikleri göstermektedir ki toplumlar içinde hem iyilik hem de kötülük mevcuttur. Nitekim Westworld dizisinde de otokontrol ile kötülükten uzak duranlar olduğu gibi, otoriteden sıyrıldıktan sonra hayallerin ötesinde şiddete yönelenler de mevcuttur.
 

O halde insanlar, iyilik yönü ağır basanlar ve kötülük yönü ağır basanlar olarak ayrılmaktadır. Bu noktada ise şöyle bir soru sorulabilir. İyilik nedir? İyilik içinde ele alınacak davranışlar, evrim süreci içinde nerededir ve son kertede, doğa durumunda insana iyilik yapmak mı, kötülük yapmak mı avantaj sağlamaktadır?

Bu sorular hakkında yapılan bir çalışma, ufuk açıcı sonuçlar ortaya koymakta ve babalık rolünün ortaya çıkışında iyi davranışların önemini vurgulamaktadır. Bu davranışların, değişen doğal şartlar sonucunda avantaj sağlamaları bağlamında arttığını ve en sonunda babalık rolünün, bugün bildiğimiz anlamı ile gelişmeye başladığını iddia etmektedir.

Baba Rolünün Gelişimi ve Nedenleri

Bu iddia bağlamında öne sürülen sav ise, iktisadi metotlarla, avcı-toplayıcı insanların ekonomik ve üreme davranışları hakkında bilgilerin ele alınması sonucunda geliştirilmiştir ve yeni bir teori olarak düşünülmelidir. Bu minvalde çalışmaya katılan çeşitli üniversitelerden araştırmacılara göre bu teori; erkeklerin ve kadınların birbirleri arasındaki iletişimi ele almakta, yavrularına destek sağlama süreçlerini irdelemekte, bu minvalde yavrularına bakan ebeveynler olarak gerçekleştirdikleri seçkin ortaklıklarını incelemektedir. Bu bağlamda da aralarındaki uyumun faydalarına odaklanmaktadır.

Bu çalışma da nitekim bu amaçlar ile diğer çalışmalardan ayrılmaktadır. Zira öncesinde de birçok çalışma babalığın köklerini ortaya koymaya çalışmıştır. Bu minvalde de kabul edildiği üzere baba bakımı (biyolojik bir baba tarafından gerçekleştirilen ve yavrulara yapılan bakım, yemek tedariki gibi yardımlar) memeliler arasında nadirdir ve sadece insan topluluklarında yaygındır. Erkeklerin ebeveyn yatırımları, avcı toplayıcılar arasında yirmi yıla kadar varabilmekte ve nispeten çaresiz çocuklara uzun süre yiyecek sağlanmasını sağlamaktadır. Bu, gözlemlenen eğilim, baba rolünü teşvik etmeyen diğer büyük insanımsılarla keskin bir ayrımdır.

Konuya daha derinlemesine yaklaşıldığında ise genel kabullerin dışında belli bir örüntü göze çarpmaktadır. Buna göre insanlarda baba rolünün temeli, dikkate değer ve şaşırtıcı görünür ve babalık rolünün ortaya çıkışı ve gelişimi "Babalar (İng: "Dads")" ve "Ahlaksızlar (İng: "Cads")" olarak adlandırılan iki grup erkek hakkında bir tartışma vasıtasıyla açıklanabilir (bu isimlendirmeden de görüleceği üzere baba rolü, iyi olan davranışları gerçekleştirmektedir).

Bu tartışma yapılmadığındaysa, görülebileceği üzere babalar dezavantajlı bir görüntü sergilemektelerdir. Zira rastgele ve karışık çiftleşme ile hayatına devam eden bir ahlaksız, bir eş ve ek yavrular için bir efor sarf etmeyecektir. Aksine bir baba ise, ek eşler aramaksızın bir eşe ve çocuklara yiyecek sağlayacaktır. Böylelikle bir ahlaksız, biyolojik uygunluk açısından bir babayı daha fazla risk altında bırakacaktır. Bu dezavantaj durumunun çözümü için ise bazı açıklamalar öne sürülmektedir.

Bu minvalde baba rolünün evrimi için sıkça öne sürülen bir açıklamaya göre dişiler, kendilerine yiyecek sağlayan erkeklerle cinsel sadakat anlaşması yaparlar. Böylelikle güvenli yiyecek karşılığında bir erkek, bir aile bulacaktır.

Fakat bu açıklama, babalık rolünün evrimini tam olarak ortaya koyamamaktadır. Bu açıklama ile ortaya konan baba tipi, sadece bir dışsal motivasyon ile bu rolü sürdürecektir. Araştırmacılar ise daha derin bir neden aramaktadırlar. Bu nedenle de argüman, geliştirilmelidir.

Bu minvalde de antropologlar ve iktisatçılardan oluşan araştırmacılar, ekolojik değişim sonucunda oluşan şartların babaların evrimini tetiklediğini öne sürmektedirler. Nitekim dişi birey, cinsel anlamda sadakatsiz de olsa babalık davranışları yayılmaya devam edecektir.

Bu bağlamda babalık gelişimi teorisindeki anahtar güç de ilişkiler içerisindeki tamamlayıcılıktır. Buna göre kadınlar ve erkekler ile erkeklerin kendi arasındaki iş birliği, babalık rolünün gelişiminde anahtar önemdedir. Zira iş gücünün bölünmesi ve/veya kaynakların beraber bir araya getirilmesi fayda sağlamaktadır. Kişi başına kazanımlar bir arada hareket ederek artmaktadır. Bu çeşit faydaları olan ilişkisel tamamlayıcılık da son kertede, yaklaşık beş ila sekiz milyon yıl önce Afrika'da başlamıştır. Zira kademeli artan bir kuraklık ve hayvansal ürünler de dahil olmak üzere besin kaynaklarının azalması, belli bir seçilim baskısı yaratmıştır.

Ekolojik değişime yanıt olarak atalar da etkili iki ayaklı harekete başlamış, yeme alışkanlıkları esnemiş ve alet kullanımı ile kolaylaşan bir süreci yaşayarak, çeşitli ortamlarda hayatta kalma başarılarını arttırmışlardır. Bu noktada da erkekler ve kadınlar arasındaki tamamlayıcılıklar, her cinsiyetin besin elde etmede uzmanlaşmasından kaynaklanmıştır. Erkekler tarafından elde edilen protein ve yağ, kadınlar tarafından elde edilen karbonhidratlarla birleşerek daha dengeli bir menü oluşturmuştur.
 

Erkekler arasındaki tamamlayıcılıklar ise gruplar halinde avcılığı geliştirmiş ve avdan daha yüksek geri dönüş alınmasını sağlamıştır. Bu geri dönüşler, tecrit halinde yaşayan insanlardan daha fazla gıda imkanını onlara sağlamış ve böylelikle açlık riski de düşmüştür. Bu nedenle hayvansal ürünlerde diyete bağımlılık, cinsiyetler arasındaki ve içindeki bu tamamlayıcılıkların altında yatan temel bir özellik olarak bugüne kadar gelmiştir ve toplumu da böylelikle şekillendirmiştir. Nihayetinde de bu tamamlayıcılıklar, bir baba tarafından sağlanan gıdanın, eşinin ve yavrularının hayatta kalması üzerindeki etkisinde önemli bir artışa yol açmıştır.

Bu minvalde de evrimsel oyun teorisini kullanan yazarlar, ifade edilen bu sonuçların neticesinde babaların, ahlaksızlara karşı bir uyum avantajı kazandığını öne sürmektedir. Ancak ahlaksızlar da belirli koşullar altında hala babalarla birlikte var olabilmişlerdir. Böylelikle de her ne kadar oğullar, biyolojik babalarının özelliklerini miras alarak, zamanla babaların bir popülasyonda sayıca artmasına neden olsalar da ahlaksızlar da var olmaya devam etmişlerdir.

Son kertede ise teorik olarak babalık rolünün evrimini ekolojik değişime bağlamak, insanın doğa durumundaki pozisyonunu ve insanın özünde iyi mi yoksa kötü mü olduğu konularında bizi düşünmeye sevk edecek niteliktedir. Bu düşünme içerisinde görülebildiği kadarıyla da iyi davranışlar bu yeni teoriye göre bariz bir avantaj sağlamıştır.

Bu yazı 735 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum