Osmanlı tarihinin en acımasız celladı: Kara Ali..
Mustafa ÖZBEY

Mustafa ÖZBEY

Osmanlı tarihinin en acımasız celladı: Kara Ali..

29 Temmuz 2019 - 09:36

Osmanlı Devleti’nde en büyük iki ceza boğdurma ve kelle almaydı ve bu görevi yerine getiren rahatsız edici derecede soğukkanlı bir cellat vardı...

Osmanlı cellatları genellikle çingenelerden seçiliyordu. Cellatlar, padişahın Fermanı ile mahkûmları, eşkıyaları, siyasi suçluları, devlete ihanet edenleri, hırsızları, kısacası çoğu suçlunun idamından sorumluydular. Cellatlar ayrıca mahkûmları ve suçluları konuşturmak, işkence yapmak ve onları cezalandırmak için de kullanılıyorlardı. Gözü kara ve soğuk kanlı olmalarının yanında genellikle sağır ve dilsizlerin arasından seçiliyorlardı...

MAHKUMA KIRMIZI ŞERBET UZALITIRSA...

Cellat konusunda en bilinen yer Balıkhane Kasrı'ydı. Buradaki mahkumlar zindana atılır, 3 gün boyunca zindanda haklarında karar çıkmasını beklerlerdi. Bunun nedeni padişahın bir anlık kızgınlıkla idam kararı vermesini önlemekti. 3 gün sonunda mahkûmların bulunduğu zindandaki kapı açılır ve kendilerine bir şerbet uzatılır. Bu şerbet eğer beyaz renkte ise idamdan vazgeçildiği ve sürgüne gönderileceği anlamını taşırdı. Eğer şerbet kırmızı renkte ise başımız sağ olsun…

Cellatlar özel mertebede bulunan kişilerdi ve halk tarafından hiçbir şekilde sevilmezlerdi. Bu işkence makinelerine kimse yanaşmak dahi istemezdi. Osmanlı tarihine adını kara harflerle yazdıran cellatların başında, çingene Kara Ali geliyordu...

ŞAİR NEFİ'Yİ BOĞDURAN CELLAT

Pek çok sadrazamla birlikte onlarca mahkumun canını alan Kara Ali, oldukça korkutucu bir dış görünüme sahipti. Sırtında ve belinde Satırlar, bıçaklar ile gezen, işini kusursuz yapan, oldukça soğuk kanlı bir cellattı.
Kara Ali öldürdüğü onlarca mahkum ve sadrazamın yanında, boğarak öldürdüğü ve sonrasında cesedine taş bağlayarak Marmara sularının derinliklerine attığı ünlüler arasında, şair Nefi bile var...

SULTAN İBRAHİM'İN İDAM EMRİNİ DUYUNCA YIKILDI

İdam ettiği insanların sayısı belli olmayan bu acımasız celladın infazından kaçmaya çalıştığı tek kişi vardı; o da “Deli” lakabıyla anılan Sultan İbrahim'di.
Psikolojik sorunları olan ve 'deli' lakabıyla anılan Sultan İbrahim'in Kösem Sultan ve sadrazamları tarafından sarayın düzeni için idamına karar verilmişti. Sultanın hapsedildiği odada, İbrahim'i boğmak üzere görevlendirilen cellat Kara Ali idi. Cellat Kara Ali’nin en mühim eseri, Sultan İbrahim’in katliydi. Kara Ali; şeyhülislam, Sadrazam Sofu Mehmet Paşa, kazasker ve şakirdi Hamal Ali ile hep birlikte, Sultan İbrahim’i boğmaya gittikleri zaman, sanatında ilk defa yenik düştü. Fakat padişaha el uzatmaya cesaret edemiyordu. Kara Ali yapmamak için yalvardıkça sadrazam değnekle yüzüne gözüne vuruyor, işini yapmasını söylüyordu.

Sayısız kelle uçurmuş cellat Kara Ali’nin rengi attı. Eski padişah öldürülür müydü? O soğukkanlı, acımasız cellat bu idamla karşı karşıya kaldığında ne yapacağını bilmeyen çaresiz bir adama dönüşmüştü...

“Ben bu işi yapamam! Beni öldürün, ama bu işi yapmaya zorlamayın. Sultan İbrahim’e kıyamam!” diyen Kara İbrahim kendi canıyla tehdit edilmişti. Cellat Kara Ali’ye ,kendi canı daha kıymetli geldi. Nihayet Kara Ali, şakirdi ile beraber, Sultan İbrahim’in kaldığı odaya girdi, feryatlar ve gözyaşları içinde Sultan İbrahim’i boğdu...

17. yüzyılda görev yapan Kara Ali'nin hakkında birçok kaynaktan çok şaşırtıcı bilgiler bulunabiliyor.
Osmanlı tarihçisi Naima ve Evliya Çelebi'nin de şöhretinden söz ederek adını andıkları bu cellâtbaşı, yamağı Hamal Ali ile birlikte, bir padişah (Sultan İbrahim), 10’dan fazla sadrazam, bir o kadar da vezir ve paşanın canını aldı. Hatta boğarak öldürdüğü ve sonrasında cesedine taş bağlayarak Marmara sularının derinliklerine attığı ünlüler arasında, şair Nefi bile var. İdam ettiği insanların sayısı belli olmayan bu acımasız celladın infazından kaçmaya çalıştığı tek kişi vardı; o da “Deli” lakabıyla anılan Sultan İbrahim'di...

Lakabından anlaşıldığı gibi bir Çingene olan Kara Ali hakkında, Türk tarihçi ve yazar Reşad Ekrem Koçu Evliya Çelebi'nin yazdıklarından yola çıkarak kendisi hakkında şunları söylemekte;

Lakabından anlaşıldığı gibi bir Çingene olan Kara Ali hakkında, Türk tarihçi ve yazar Reşad Ekrem Koçu Evliya Çelebi'nin yazdıklarından yola çıkarak kendisi hakkında şunları söylemekte;
“...Neuzubillâh, çehresinde nur kalmamış zehir gibi bir adamdı. Yaz-kış kolları sıvalı, baldır bacak çıplak; göğsü bağrı açık gezerdi. Suçlu, masum, genç, ihtiyar, haydut vezir, Alim, Müslüman, Hristiyan, kadın, erkek ayırt etmezdi. Onun için yalnızca kement geçirilecek boyun, satır çalınacak ense vardı… Hatta birçok defalar idam ettiği adamın kim olduğunu bile sorup, öğrenmeyi merak etmemişti. Amiri olan Bostancıbaşı’nın “boğ !” dediğini boğar, “vur !” dediğinin başını uçururdu… Sokağa çıktığında, sağ omzundan çaprazlama asılmış bir yalın kılıç sallanır, kuşağının bir kenarında da yağlı kemendi görünürdü. Bazen bu korkunç görünümünü kerpeten, burgu, çivi, buhur fitili, deri yüzecek ustura, demir tas ve ayak kıracak çekiçler gibi işkence aletleri tamamlardı. Ustura ile kazınmış başında da kırmızı keçeden cellat külahı bulunurdu."

*Kara Ali’nin son icraatı pek yerinde olmuştu. Koca cellat, Cinci Hoca’yı korkutacak, topraklara gömülü altınlarını, güğümlerle filorinlerini meydana çıkaracaktı. Cinci paralarını muttasıl inkâr ediyordu… Kara Ali, kemali vakar ile Cinci’nin hapsedildiği odaya girdi. Hocanın beti benzi atmıştı. Kara Ali hiç itidalini bozmadı. Odanın ocağına iki taş koydu. Kamış, aşık ve daha sair işkence aletlerini de meydana döktü. Cinci’ye mülayemetle yaklaştı: “Söyle efendi sultanım söyle! Bu tedarikler sultanım içindir” dedi. Cinci Hoca şaşırdı, paralarını bir türlü söyleyemiyordu, muttasıl ağlıyordu. Nihayet duvarlarda, merdiven altlarında gömülü çil akçalarını, halisülâyâr altınlarını söyledi. Kara Ali’nin bu hizmeti son ve nafi bir hizmetti: Bu akçalarla askerin ulufesi verilecek, Cinci parası, zûyuf akçadan, Çingene akçasından başka bir şey görmeyen İstanbul piyasasında büyük bir rağbet görecekti. Kara Ali bu son vazife ile mesleğini tetviç etti; fakat o sene kendi de, zelil ve hakir, kurbanlarının yanına gitti.”

Eyüp Sultan da Cellatlar için ayrı bir mezarlık yaptırıldı..Orada yatıyor..
Fotoğraf açıklaması yok.
HAYATIN İÇİNDEN HİKAYELER

Bu yazı 289 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum