Mustafa ÖZBEY

Mustafa ÖZBEY

[email protected]

Sosyal medyanın fahri bilirkişileri Herkes gördü, herkes çözdü, herkes haklı

21 Haziran 2026 - 11:39

Eskiden bir konuda fikir sahibi olmak için önce biraz beklenirdi. Okunur, dinlenir, araştırılır, en azından konuya hâkim birinin ne dediğine bakılırdı. Şimdi beklemek yok. Olay olur olmaz yorum hazır. Hatta bazen olay tam olarak anlaşılmadan hüküm verilmiş oluyor.

Son Türkiye maçında bunu bir kez daha gördük. Dakikalar ilerledikçe sosyal medya bir anda teknik direktörler, kondisyonerler, maç analistleri ve soyunma odası psikologlarıyla doldu. Oyuncu değişiklikleri yanlış bulundu, taktik çözüldü, kadro yeniden yazıldı. Maç bitmeden herkes ne yapılması gerektiğini biliyordu.

Aynı tabloyu Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sözcü TV yayınından sonra da izledik. Birkaç dakikalık kesitler üzerinden siyaset tarihi yazıldı. Kimi parti içi dengeleri çözdü, kimi seçim stratejisini baştan kurdu, kimi de bir cümleden koca bir siyasi gelecek çıkardı.

Aslında mesele ne futbol ne siyaset.

Mesele, sosyal medyanın herkese aynı anda hem kürsü hem megafon hem de bilirkişi koltuğu vermesi.

Bilgi değil, özgüven kazanıyor

Sosyal medyada en çok bilen değil, en kesin konuşan öne çıkıyor. “Bence” diyen kaybediyor, “doğrusu bu” diyen kazanıyor. Şüphe eden geri planda kalıyor, hüküm veren alkış topluyor.

O yüzden artık herkes her konuda uzman gibi davranıyor.

Ekonomi konuşulacaksa herkes Merkez Bankası başkanı.

Deprem konuşulacaksa herkes inşaat mühendisi.

Sağlık konuşulacaksa herkes doktor.

Dış politika konuşulacaksa herkes büyükelçi.

Futbol konuşulacaksa zaten ülke komple teknik direktör.

Bu kadar uzman arasında nedense en az bulunan şey bilgi oluyor.

Çünkü sosyal medya bilgiyi değil, kanaati büyütüyor. Üstelik kanaatin en hızlı yayılan türü de en öfkeli, en keskin, en kolay tüketilen olanı.

Bir uzman “Bu konunun birkaç boyutu var” dediğinde sıkıcı bulunuyor. Ama biri “Mesele çok basit” diye başladığında ekran başında rahatlıyoruz. Çünkü karmaşık meseleleri basit cevaplarla kapatmak hepimize iyi geliyor.

Kesitten kanaat, kanaatten linç

Bugünün en büyük sorunlarından biri de kesit kültürü. Bir yayının tamamı izlenmeden otuz saniyelik video üzerinden hüküm veriliyor. Bir maçın tamamı değil, bir hata pozisyonu konuşuluyor. Bir açıklamanın bağlamı değil, içinden koparılan cümlesi dolaşıma giriyor.

Sonra o kesit büyüyor.

Yorum geliyor.

Alıntı geliyor.

Öfke geliyor.

Ve sonunda gerçek olayın yerini sosyal medyada üretilmiş ikinci bir olay alıyor.

Artık ne söylendiği değil, nasıl paketlendiği önemli.

Kim daha hızlı başlık attıysa, kim daha sert yorum yaptıysa, kim daha iyi “laf soktuysa” gündemi o belirliyor.

Bu da bizi tuhaf bir yere getiriyor: İnsanlar artık öğrenmek için değil, haklı çıkmak için konuşuyor.

Uzmanlık neden bu kadar kolay harcanıyor?

Bir doktorun yıllarca okuması gerekiyor. Bir hukukçunun dosya görmeden konuşmaması bekleniyor. Bir teknik direktörün sahayı, oyuncuyu, antrenmanı, rakibi, soyunma odasını bilmesi gerekiyor. Bir siyasetçinin cümlesini değerlendirmek için de yalnızca o cümleyi değil, geçmişi, bağlamı, zamanı ve muhatabı bilmek gerekiyor.

Ama sosyal medyada bunların hiçbirine gerek yok.

Bir ekran görüntüsü, bir kısa video, biraz öfke ve bol özgüven yeterli.

Oysa görüş sahibi olmak başka, bilgi sahibi olmak başka bir şey.

Herkesin fikir söyleme hakkı var. Ama her fikir aynı ağırlıkta değil. Bir konuda yıllarını vermiş insanla, o konuda ilk kez yorum yapan kişinin sözü aynı değerdeymiş gibi davranmak demokratik görünse de gerçekte bilgiyi değersizleştiriyor.

Sosyal medya meydanı genişletti, evet.

Ama o meydanda ses ile akıl birbirine karıştı.

Herkes konuşsun ama biraz da dinlesin

Burada mesele kimsenin konuşmaması değil. Tam tersine, sosyal medyanın en kıymetli tarafı herkesin sesini duyurabilmesi. Sorun konuşmakta değil; konuşurken her şeyi bilmek zorundaymış gibi davranmakta.

Bazen “Bilmiyorum” demek de bir erdemdir.

Bazen “Bu konuda biraz daha okumak lazım” demek, en parlak yorumdan daha değerlidir.

Bazen de susmak, sadece susmak değil; düşünmeye alan açmaktır.

Ama çağımız susana değil, konuşana ödül veriyor. Düşünene değil, hızla hüküm verene alan açıyor. Tereddüt edeni zayıf, emin olanı güçlü gösteriyor.

Oysa gerçek uzmanlık çoğu zaman kesinlikten değil, dikkatli olmaktan geçer.

Bugün sosyal medyada en çok ihtiyacımız olan şey daha fazla yorum değil. Daha fazla bağlam. Daha fazla sakinlik. Daha fazla ölçü.

Çünkü herkesin her konuda fikrinin olduğu bir yerde, asıl mesele kimin konuştuğu değil; kimin gerçekten bildiği.

YORUMLAR

  • 0 Yorum