Her transfer döneminde benzer bir tablo ortaya çıkıyor. Büyük beklentiler, yüksek maliyetli imzalar, kısa süreli heyecan… Sezon sona erdiğinde ise kulüplerin kasasına giren paradan çok, ödenmesi gereken yeni taksitler konuşuluyor. Türk futbolunun bugün karşı karşıya olduğu temel sorun net: Transferlerden doğan borç yükü nasıl taşınacak, daha da önemlisi nasıl azaltılacak?
Süper Lig’de mücadele eden kulüplerin büyük bölümü, geçmiş yıllarda yapılan transferlerin bedellerini hâlâ ödüyor. Üstelik bu borçlar sadece bonservis ücretlerinden ibaret değil; döviz üzerinden verilen maaşlar, menajer komisyonları ve primler de tabloyu ağırlaştırıyor.
Gelirle örtüşmeyen transfer politikaları
Sorunun temelinde, kulüplerin gerçek gelirleriyle uyumlu olmayan transfer kararları yatıyor. Yayın gelirlerinin gerilediği, tribün gelirlerinin sınırlı kaldığı, sponsorlukların istikrarsız olduğu bir ekonomik ortamda; uzun vadeli, döviz bazlı sözleşmeler yapılmaya devam ediliyor.
Birçok kulüp transfer planlamasını “olursa”lar üzerine kuruyor. Avrupa kupalarına katılım, sportif başarı ya da oyuncu satışı ihtimalleri, bütçelerin ana dayanağı hâline geliyor. Ancak bu beklentiler gerçekleşmediğinde, ortaya çıkan açık yeni borçlarla kapatılıyor.
Borçlar nasıl çevriliyor?
Bugün kulüplerin izlediği yol, borcu kapatmaktan çok onu ertelemek üzerine kurulu. En sık başvurulan yöntemler şöyle:
• Yapılandırmalar: Bankalar Birliği anlaşmaları, nefes aldırıyor ama borcun kendisini ortadan kaldırmıyor.
• Gelecek gelirlerin harcanması: Yayın gelirleri ve sponsorluk bedelleri daha kasaya girmeden kullanılıyor.
• Oyuncu satışı beklentisi: Plansız transferler, yüksek satış geliri yaratmak yerine zarar yazıyor.
• Zaman kazanma: Sorunlar yönetim değişikliklerine ya da yeni sezonlara bırakılıyor.
Bu döngü, kulüpleri her yıl biraz daha kırılgan hâle getiriyor.
Asıl sorun para değil, yönetim anlayışı
Türk futbolunda yaşanan finansal kriz, sadece ekonomik şartlarla açıklanamaz. Asıl mesele; kısa vadeli sportif hedeflerin, mali sürdürülebilirliğin önüne geçirilmesi. Oysa modern futbol ekonomisi, disiplinli bütçe yönetimi olmadan başarıyı mümkün kılmıyor.
Avrupa’daki örnekler ortada:
• Maaş bütçeleri net gelirlerle sınırlandırılıyor.
• Transferler yaş, performans ve yeniden satış değeri üzerinden planlanıyor.
• Altyapı, zorunlu bir alternatif değil, stratejik bir yatırım olarak ele alınıyor.
Türkiye’de ise altyapı hâlâ son çare olarak hatırlanıyor.
Çıkış yolu var mı?
Var, ancak kolay değil.
• Gerçekçi bütçeler: Kulüpler, garanti gelirleri esas alan planlar yapmak zorunda.
• Mali denetim: Finansal Fair Play kuralları istisnasız uygulanmalı.
• Uzun vadeli kadro planlaması: Transfer değil, değer üretimi odaklı bir anlayış benimsenmeli.
• Şeffaflık: Taraftarlar ve kamuoyu, kulüplerin mali durumu konusunda doğru bilgilendirilmeli.
Transfer borçları, Türk futbolunun yıllardır biriktirdiği yapısal sorunların sonucu. Bugün alınan her kontrolsüz karar, yarının bütçesinden çalınıyor. Bu düzen değişmedikçe, sezonlar geçse de aynı başlık atılmaya devam edecek:
Büyük borçlar, daralan gelirler ve ertelenen bir gelecek.


YORUMLAR