Türk siyasetinin ilginç bir alışkanlığı var.
Her büyük krizden sonra gözler hemen yeni bir partiye çevriliyor. Sanki yeni bir tabela asıldığında eski sorunlar da kapının dışında kalacakmış gibi…
Bugün de benzer bir tartışmanın içindeyiz. CHP’de yaşanan hukuki ve siyasi belirsizlik, parti içindeki gerilim ve bunun sonucunda gündeme gelen yeni oluşum arayışları ister istemez aynı soruyu yeniden gündeme taşıdı:
Muhalefet gerçekten yeni bir sayfa mı açıyor, yoksa eski kitabın kapağını mı değiştiriyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca CHP açısından değil, Türkiye siyasetinin geleceği açısından da önemli.
Çünkü son yirmi yılda muhalefetin en büyük problemi iktidar olamaması değildi. Daha büyük problemi, seçmene sürekli yeniden umut vermek zorunda kalmasıydı.
Her seçim öncesi yeni bir slogan…
Yeni bir ittifak…
Yeni bir strateji…
Yeni bir başlangıç…
Ama seçim bittikten sonra yeniden aynı tartışmalar.
Belki de bu yüzden bugün konuşulması gereken ilk konu yeni partinin adı değil, neden böyle bir ihtiyaç doğduğu.
SORUN TABELA DEĞİL
Türkiye’de parti kurmak hiçbir zaman zor olmadı.
Cumhuriyet tarihi bunun örnekleriyle dolu.
Merkez sağ bölündü, yeni partiler çıktı.
Milliyetçi hareket bölündü, yeni oluşumlar kuruldu.
Muhafazakâr siyasette de benzer süreçler yaşandı.
Ancak bunların yalnızca bir kısmı kalıcı olabildi.
Çünkü seçmen, bir partinin tabelasına değil, temsil ettiği değişime yatırım yapıyor.
Bugün de aynı durum geçerli.
Yeni bir parti, yalnızca mevcut CHP’nin farklı isimle devamı olarak algılanırsa, seçmende beklenen heyecanı oluşturması kolay olmayacaktır.
Ama gerçekten yeni bir siyaset dili kurabilirse tablo değişebilir.
Buradaki belirleyici unsur logo değil, hikâyedir.
İMAMOĞLU NEDEN TARTIŞMANIN MERKEZİNDE?
Bugün yeni parti tartışmaları yapılırken en çok konuşulan isim Ekrem İmamoğlu.
Bunun nedeni yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı değil.
İmamoğlu, son yıllarda muhalefetin en görünür siyasi figürlerinden biri haline geldi. Ancak bu durumun tek açıklaması kişisel siyasi performansı değil.
Bir başka gerçek daha var.
Muhalefet uzun süredir ortak bir liderlik modeli üretemediği için kamuoyunun dikkati doğal olarak öne çıkan birkaç isim üzerinde yoğunlaşıyor.
Dolayısıyla bugün İmamoğlu’nun ağırlığı kadar, muhalefetin başka güçlü figürler çıkaramamasının da etkisini görmek gerekiyor.
Bu nedenle tartışma “İmamoğlu yeni partinin lideri olur mu?” sorusundan önce şu soruya odaklanmalı:
Yeni bir hareket, tek bir isim üzerine inşa edilirse ne kadar kalıcı olabilir?
Türkiye siyasetinin geçmişi, karizmatik liderlerin kısa vadede büyük heyecan yarattığını; ancak güçlü kurumsal yapı kurulamadığında aynı heyecanın hızla sönebildiğini gösteriyor.
CHP’NİN ASIL SINAVI
CHP bugün belki de tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor.
Çünkü karşısındaki sorun yalnızca hukuki süreçler ya da parti içi tartışmalar değil.
Asıl mesele, toplumun değişen beklentilerini okuyabilmek.
Bugünün seçmeni otuz yıl önceki seçmen değil.
Gençler parti programlarını ezberlemiyor.
Kurultay hesaplarını takip etmiyor.
İdeolojik tartışmalarla ilgilenmiyor.
Onlar daha çok şu soruların cevabını arıyor:
Ekonomi nasıl düzelecek?
Ev sahibi olabilecek miyim?
Çocuğum iyi eğitim alabilecek mi?
Adalet duygusu güçlenecek mi?
Teknoloji çağında Türkiye’nin yeri ne olacak?
Muhalefet bu sorulara güçlü cevaplar üretemediği sürece, kurulacak yeni partinin adı ne olursa olsun beklenen sıçramayı yapması kolay görünmüyor.
DÜNYA DEĞİŞİRKEN MUHALEFET DE DEĞİŞİYOR MU?
Siyaset artık yalnızca miting meydanlarında yapılmıyor.
Liderler televizyon konuşmalarıyla değil, sosyal medya videolarıyla milyonlara ulaşıyor.
Yapay zekâdan dijital ekonomiye, iklim krizinden göçe kadar yeni başlıklar gündemi belirliyor.
Buna rağmen muhalefetin önemli bir bölümü hâlâ eski siyasi reflekslerle hareket ediyor.
Yeni parti tartışmaları da bu yüzden tek başına yeterli değil.
Asıl ihtiyaç, yeni bir organizasyon değil; yeni bir siyaset anlayışı.
Belki de bugün herkes yanlış soruyu soruyor.
“Yeni parti başarılı olur mu?”
Oysa asıl soru şu:
Muhalefet gerçekten kendisini değiştirmeye hazır mı?
Çünkü Türkiye’de seçmen artık yalnızca iktidarı değil, muhalefeti de daha yüksek bir standartla değerlendiriyor.
Yeni isimler…
Yeni logolar…
Yeni binalar…
Bunların hiçbiri tek başına değişim anlamına gelmiyor.
Gerçek değişim, siyasetin dili değiştiğinde başlıyor.
Eğer kurulacak yeni yapı bunu başarabilirse Türkiye siyasetinde yeni bir dönem açabilir.
Başaramazsa, yeni tabelalar eski tartışmaların üzerini örten geçici bir perde olmaktan öteye geçemeyecektir.


YORUMLAR