SİYAH... BEYAZ...
TOLGA GÜNEŞ

TOLGA GÜNEŞ

GOL VURUŞU

SİYAH... BEYAZ...

15 Eylül 2019 - 10:03

Sezonun dördüncü haftasında çok ilginç bir karşılaşma izledim.

Siyah takım beyaz takıma karşı oynuyordu, çok güzel bir maçtı izlediğim, bu daha çok siyah takımın gösterdiği performans ile ilgiliydi. Siyahlar çok organizeydi, takım ruhu üst düzeydeydi ve oldukça hırslıydılar. Futbolcuların oyun anlayışları birbirlerine uyumluydu. O kadar iyi oynadılarki, maçın ilk yarısı bittiğinde skor 1:0 siyahların lehineydi.

Tabela ilk yarının sonucu bu şekilde göstersede gol pozisyonu olarak baktığımızda siyahlar 6:1 üstünlükle girdiler soyunma odasına. Sonuçta tabiki önemli olan her zaman skordur vede rakip takıma gol pozisyonu vermemektir asıl amaç.

Beyaz takım okadar çaresiz ve kötüydüki, kalesinde beş yada altı gol görmediğine şükretmesi gerekirdi, çünkü siyahların okadar bariz gol pozisyonlarına girmelerine hiç bir şekilde karşı koyamadılar. Ikinci yarı aslında çok farklı değildi, siyahlar ikinci, hatta üçüncü golüde bulabildi. Üst düzey performans gösterdiler ve adeta beyazları ezdiler.

Yazımı böyle okurken, siyah takımın üç büyüklerden biri olduğunu düşünüyor olabilirsiniz, evet bende izlerken siyahların aslında Besiktaş olduğunu sanmıştım bir ara, ama neyazıkki değildiler. Siyahlar Gazişehir Gaziantepti, beyazlar ise Besiktaştı. 

Sahadaki beyaz takımın oynadığı futbolu gördükten sonra ben şahsen beyazların Beşiktaş olduğuna inanamadım. Son on dakikada iki gol bulmaları ve maçın 3:2 bitmesi kesinlikle hiç kimseyi yanıltmasın. BJK yi bukadar kötü en son nezaman gördüğümü bile hatırlamıyorum. Zaten sezona hiç iyi başlamadılar ve puan cetvelindeki yerleri şu an hakettikleri yerdir.

Sekizinci dakikada Domagoj Vida nin kırmızı kartla oyun dışı kalması hiç bir şekilde bahane olamaz. Beşiktaş yüksek kapasiteli bir kulüp ve takım ünvanını taşiyorsa, ozaman bu kırmızı kartı en az yetmişinci dakikaya kadar idare ederek oynayabilecek taktiksel ve fiziksel güce ayrıca tecrübeye sahip olmalıydı. Oyuncular birbirlerinden çok kopuktu, hangi taktikle oynadıklar belli bile değildi, konsantrasyon yoktu ve en önemlisi sekseninci dakikaya kadar mücadele ve istek hiç yoktu. Gazişehirin oyuncuları her pozisyonda üstündüler, ellerini kollarını sallayarak gol pozisyonuna girdiler. İki top direkten dönerken 4 pozisyonuda değerlendiremediler. Beşiktaşın kayda değer hiç bir pozisyonu olmadı.

Geçen sezon yazılarımda Abdullah Avcının kesinlikle Başakşehirde son sezonu olduğunu üç büyüklere yakışacağını, bunu hakettiğini ve kendi düşünceme göre gideceği adresin Besiktaş olabileceğini ön görmüştüm. Ancak uzun yıllar hiç bir şekilde eleştiriye ve baskılara maruz kalmamış olan hocanın büyük takımlarda, işler kötü gittiğinde inanılmaz tepkilerin oluştuğunda neler yapabileceğini ve bu baskıları kaldırıp kaldıramayacağını bir soru işareti olarak belirtmiştim. Acil olarak Beşiktaş toparlanmazsa, şimdiden Avcının nelerle karşılaşabileceğini görür gibiyim. Beşiktaşı zor günler bekler, hocayada bence çok yazık olur.

Geçen hafta Rize, Denizli ve özellikle Alanya gibi takımların sezona nasıl hazır girdiklerinden bahsetmiştim. Ligin yeni takımı Gazişehirin, Beşiktaşı yenip ligin dördüncü haftasında, altıncı sıraya yükselmesi onlarında lige nasıl hazır bir şekilde girdiklerini açikça gösteriyor. Böylece yine aynı konuya temas edeceğim, nasıl oluyorda inanılmaz rakkamların döndüğü üç büyüklerde yeni sezon hazırlıkları hep eksik kalıyor ?!

Tabiki sebep belli, bu durumun tek sorumlusu her şeyin en iyisini bildiğini zanneden Teknik Kadrolar ve Yönetimler.

Yazımın sonunda Ülke Futbolumuzu ilgilendiren önemli bir konuya daha parantez açmak istiyorum. Galatasaray onbir yabancıyla oynayacağı maçlar sonunda daha önce yazdığım gibi, bence Şampiyonluğun en büyük adayıdır ama şimdiden belliki Cimbom bu politikasıyla daha uzun yıllar Türk Futboluna ve Milli Takımımıza hiç bir şekilde katkı sağlayamayacaktır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum