Yok diziymiş, yok disiplinmiş... İndirgemeci aptallık: Okul şiddetinin tek nedeni yok

Asıl sorun, aptallık değil aptallar… Çünkü aptallık tek başına zararsız kavram. Onu tehlikeli kılan ve davranışa götüren insan… Aptal, yalnızca bilmeyen değil, bilmediğini sorgulamayan ve bunu kesinlik gibi sunan... Bu yüzden mesele bilgi eksikliği değil, düşünmeyi reddeden tavır...

Yok diziymiş, yok disiplinmiş... İndirgemeci aptallık: Okul şiddetinin tek nedeni yok
17 Nisan 2026 - 08:13

Aptallık tam da bu noktada karakter özelliğine dönüşüyor: Kendini düzeltmeye kapalı, eleştiriye dirençli ve sürekli kendi doğrularını yeniden üreten zihinsel katılık...

Bu katılık, hatayı fark etmeyi değil, hatayı savunmayı öğretir. Böylece aptallık, basit bir eksiklik olmaktan çıkar ve kişi tarafından sürekli yeniden üretilen, sürdürülen tutuma dönüşür…

Üstelik aptal, yalnızca kendi sınırlarında kalmaz. Bulunduğu her ilişkiye kendi kesinliğini dayatır! Diyalog kurmaz, anlamaya hiç çalışmaz ve daima hüküm verir. İnatçıdır.

En tehlikeli yanı; aptal, çoğu zaman kendini akıllı gibi gösterir! Hiyerarşik olarak kendini yukarıda görür.

Aptalla uzlaşılmaz. O sadece suçlar, çatışmaya bayılır.

Ki, aptallık bulaşıcıdır.

Aptalların seyircileri değil işbirlikçileri olur.

Bu yüzden asıl mesele, aptallık döngüsünün içine çekilmemeyi başarmaktır. Ona verilen her düşüncesiz tepki, onu yeniden üretir…

Diyorum ama yazmadan da duramıyorum. Şöyle:

ANALİTİK DERİNLİKTEN YOKSUN KANAATLER

Okullarda yaşanan ergen şiddeti gibi olayların ardından, kimi suçu hızla dizilere vs. yükleme kolaycılığı yapıyor.

Bu refleks, düşünmekten çok kanaat üretmeye dayanıyor. Karmaşık bir olayı tek nedene indirgemek, zihni rahatlatır ama gerçeği de örter…

İşte… Tam da burada aptallık devreye girer: Düşünmeyi zahmetli bulan zihin, en hızlı açıklamaya sığınır…

Hannah Arendt’in vurguladığı gibi, düşünmenin askıya alındığı yerde yüzeysel yargılar hızla çoğalır, sıradanlaşır. Zygmunt Bauman’a göre ise modern toplumda belirsizlik arttıkça, bireyler bu belirsizliği tolere etmek yerine hazır ve hızlı açıklamalara sığınır

Bu da aptallığın yalnızca bireysel sorun olmadığını, toplum içinde yayılıp ortak düşünme biçimine dönüştüğünü gösterir.

Bu yüzden mesele sadece şiddetin nedenleri değil, bizim bu nedenleri nasıl yorumladığımıza kalır!

Oysa tek neden yok. Aile yapısı, eğitim sistemi, sosyal çevre, dijital kültür ve ekonomik koşullar birbirinden bağımsız değil. Hepsi, ekonomik koşulların etkisiyle şekillenir ve birbirini güçlendirir.

Ancak, bu tür derinlikli analizler yerine hızlı hükümler üretiliyor. Çünkü kanaat, bilgiden daha hızlı dolaşıma giriyor…

Tam da bu noktada, insanların kanaatlerinin nasıl oluştuğu önem kazanır. Çünkü çoğu zaman düşündüğümüz, aslında duygularımızın şekillenmiş hali. Bu yüzden sadece olaylara değil, o olaylar hakkında nasıl düşündüğümüze de bakmak gerek.

Açayım:

TOPLUMSAL ZEMİNİ KAVRAMAK

Bilgi sosyolojisinin kurucularından Karl Mannheim’in “kanaat sosyoloji”; insanların düşüncelerinin, inançlarının ve görüşlerinin nasıl oluştuğunu ve toplum içinde nasıl yayıldığını inceleyen bilim alanı...

Bireylerin fikirleri tamamen kişisel ve bağımsız değil, toplumsal…

Mesela yine “çok bilmiş” birileri okul disiplinsizliğinden bahsetti! Oysa. Bu tür olayları yalnızca disiplin sorunu ya da bireysel sapma olarak açıklamak yetersiz kalır.

Disiplin meselesi önemli boyut olmakla birlikte, bu eylemler daha geniş toplumsal ve kurumsal bağlam içinde ortaya çıkar.

Michel Foucault’nun vurguladığı gibi, disiplin yalnızca düzen sağlayan mekanizma değil, güç ilişkileri üreten yapıdır. Bu yapı, kimi zaman kontrolsüz müdahalelere zemin hazırlayabilir! Yani bazen, daha fazla kontrol bazı durumlarda sert müdahaleler gibi sonuçlar doğurabilir…

Pierre Bourdieu insanın, öğrendiği kalıpları tekrar ettiğini yazdı. Sertlik, otorite ve müdahalenin “alışkanlık” haline gelmesi toplumun “hangi duygunun nasıl gösterileceğini” öğrenmesine sebep oluyor: Sertlik arttıkça şiddet de artar.

Keza:

Okul baskınlarında “din temelli çözüm” yine “reçete” olarak sunuldu. Max Weber’in de işaret ettiği üzere, toplumsal sorunların çözümü yalnızca inanç değerleri üzerinden değil, kurumsal ve yapısal düzenlemeler üzerinden kavramak şart...

Uzatmayayım. Sonuçta bu tür olayları tek nedene indirgemek ne açıklayıcı ne de çözüm üretici olur…

Mesele bireysel sapma değil: Toplumsal kanaatler, kurumsal zayıflıklar ve duygusal süreçlerin kesişiminde ortaya çıkan çok katmanlı olgu olarak değerlendirilmeli...

Olay, “kim suçlu” sorusuyla değil, aynı zamanda “bu davranışı mümkün kılan koşullar neler” sorusuyla ele alınmalı...

Gerçi kime ne anlatıyoruz? Aptal, indirgemeci yaklaşımlarını terk etmez! Karmaşık gerçekliklerle yüzleşmek yerine, alıştığı basit açıklamaları sürdürür…

Soner Yalçın

Odatv.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum