bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort halkalı escort istanbul escort istanbul escort istanbul escort mecidiyeköy escort pimapen tamir dtunnel
Reklam
Bugun...


‘Dolara molara' karşı Allah'a, imana yaslanan bir iktidar düşürülebilir mi? Asla!
Türkiye ciddi bir ekonomik kriz tehlikesiyle karşı karşıya. TL’nin dolar karşısında önemli darbeler aldığı günlerde Cumhurbaşkanı şu tür demeçler verdi:

‘Dolara molara' karşı Allah'a, imana yaslanan bir iktidar düşürülebilir mi? Asla!
+ -

“Onların doları varsa bizim de Allahımız var!”

“Dolar molar bizim yolumuzu kesemez!”

“Neymiş, dövizmiş kurmuş, geçin o işi!”

Burada duralım.

Ortada bu ülkedeki (haydi, sevenleri için şu malum kalıbı kullanalım: “aynı gemideki”) herkesi ya da hemen hemen herkesi olumsuz etkileyecek bir kriz ya da en azından çok ciddi bir darboğaz tehlikesi var.

Devleti yönetenlerin bir numaralı görevi bu sorunla mücadele etmek olmalı.

Üstelik 24 Haziran öncesi “Siz bu kardeşinize yetkiyi verin; bakın faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” denmiş, bütün sorunlara “daha kısa sürede, daha iyi çözümler” vaat edilmiş durumda.

O halde?

Ekonomik krize, hem de aylardan beri hissedilen, uyarılara konu oluşturan, hatta cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihinin değişmesinde bile etken olan sorunlara karşı önlemler açıklanmalı.

2001’de ekonomik krize karşı çare arandı ve bulunan çözümler kararlı biçimde uygulandı.

Şu anda böyle bir arayış, çareler paketi, çözüm alternatifi var mı?

Yok.

Ekonominin başına getirilen Bakan Albayrak’ın cümleleri net formüller göstermekten çok uzaktı.

Ekonominin, siyasetin, yürütmenin, medyanın ve devletin başı durumundaki Cumhurbaşkanı’nın halka ne dediğini de duyduk:

“Onların doları varsa bizim de Allahımız var!”

Ekonomik krize ve paramızın değer kaybetmesine karşı böyle bir mücadele yöntemi var mı acaba?

Cepteki para “algı”“propaganda” ve “iman meselesi” değildir. Alım gücü azaldığında hayat zorlaşır. Gerçekten zorlaşır. Lafa bakmaz!

Ekonomi dine bağlı değil. Kuralları, prensipleri var. Ekonomi bir bilim dalı.

Dua ederek refah düzeyinizi yükseltemezsiniz.

Toplumun yarısının onaylamadığı, ancak karşısında çoğu kez kayda değer bir muhalefet bulunmadığı için girdiği seçimleri peş peşe kazanan ve ülkedeki yönetim sistemini istediği gibi değiştiren Ak Parti’nin, kendine son derece güvenen Cumhurbaşkanı’nın iktisat ve dünya realitelerini kısa sürede kabul edip gereken önlemleri alamayacağı bugünden belli oldu.

Acı reçeteler bir gün kabul edilse bile muhtemelen geciktiği için çok daha fazla can yakacak.

Onun için zor günlere hazır olmamız gerekiyor.

Kriz iktidarı devirir mi? Güldürmeyin!

Peki, zor günler iktidarın düşmesine yol açar mı?

Derin teorik analizlerin ve tartışmaların meraklıları neler düşünür bilmem ama ben hiç böyle bir işaret görmüyorum.

Halk bugünkünden çok daha ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalsa bile iktidar ayakta kalabilir, dahası bazı konularda konumunu pekiştirebilir bile.

Çünkü Türkiye’nin uluslararası alanda yalnızlaşması sürecinde temel dayanak olarak kullanılıp beslenen milliyetçilik sayesinde, yıllardır “dış güçler, yabancı finans çevreleri, karanlık ecnebi odaklar vs.” gibi söylemlerle garip bir “düşman hayaleti”yaratılmış durumda.

Her sorunu bu hayaletin bir kanadına asabilirsiniz.

Size karşı içerden gelecek her türlü itirazı da “yerli ve millî değil”diye linç tavasına atabilirsiniz.

Ve karşınızda size sıkıntı çıkaracak kadar kaliteli, akıllı ve cesur bir muhalefet olmadığı için her seferinde kazanırsınız.

Hatta alıştığınız siyasi yöntemlerinizle iyice tokatlayıp gözünü korkuttuğunuz birçok muhalifi de zorla peşinize takarsınız.

Bakın, “Erdoğan’ı yenerek cumhurbaşkanı olabilecek tek lider” (!) olan Meral Hanım, iktidara desteğini açıkladı bile.

Emin olun CHP’nin “demokratik olarak yenilenen” (izninizle burada bir kahkaha atayım) yönetimi de - arada ufak tefek eleştiri ve öneriler mırıldansa da - bu “yerli ve millî” koroya katılacaktır.

“Tatildeki” (benim sözüm değil - HA) HDP’den seçim sonrasında iktidarla samimiyeti arttırmaya çabalayan Saadet Partisi’ne kadar hemen hemen hiç kimse yakın zamanda bu tabloyu değiştirebileceğe benzemiyor.

Peki ya ekonomik kriz ortamlarında önemli aktörler arasında yer alması gereken iş dünyası? I-ıh, onlarda da iş yok! Bazıları Cumhurbaşkanı’na üzerinde besmele yazılı tablo hediye ediyor (“E, bizim de Allahımız var!”), diğer bazılarıysa Hazine ve Maliye Bakanı’na “Geçmişini biliriz, söylediğini yapar” diye övgüler düzmekle meşgul.

Medya? Güldürmeyin! Medyanın yüzde 90’ını izleyen on milyonlarca insan, TL’nin yabancı paralar karşısında nasıl hızla düştüğü haberini bulmak için iktidar efsaneleri, magazin dedikoduları ve spor yorumlarının altını kaldırıp iyice aramak zorunda.

Krizin sorumlusu Papaz ve ABD mi?

İktidarın güçlenmesinin önemli bir faktörü de ABD’nin “odunsu” Başkanı’nın ülkemize yönelik tahrik edici, küstah sözleri.

Trump Türkiye’yi dize getirmek istiyor.

Bizim iktidar da ABD’ye karşı bayrak açıyor ve açacak.

Bu “dolar dünyasında” uzun vadede ne kadar uzun bir bayrak açılabileceği kuşkulu tabii.

Ama anlaşılan yakın zamanda kimse mangalda kül bırakmayacak.

Bugünkü tablo gerçeğin epeyce “yamultulmuş” bir halini yansıtıyor.

Birçok insan göre ekonomik kriz veya zorluklar ABD’den kaynaklanıyor.

Bunların bir bölümünün yanılgısı daha da “somut”: Amerikalı rahip Brunson’ı bırakmadığımız için ekonomimizin bozulduğunu sanıyorlar.

TL’nin dolar karşısında değer kaybetmesinin dışındaki ekonomik kriz belirtilerini görmüyorlar.

Cari açığı, enflasyonu, işsizliği, yıllardır üretmeden tüketen, inşaatla geliştirilmeye çalışılan yapının tıkandığını fark etmek istemiyorlar.

Dolayısıyla “rahip yorumları”nın ötesine çıkamayan bir performansları var.

Üstelik o konuda da “Madem hukuk devleti olma iddiasındayız, neden ABD ile pazarlığa oturduk, ‘Ver papazı, al papazı’ dedik? Niye Washington’a heyet gönderdik?” diyene pek rastlanmıyor.

Bu yaklaşımlardan önemli bir arayış ve çözüm önerisi çıkmaz elbette.

Ekonominin düzelmesi için uluslararası alanda ve ülke içinde işbirliği gerektiren adımlar, Merkez Bankası’nın bağımsızlaşmasından iç ve dış politikanın revize edilip herkesle kavga çizgisinin terk edilmesine kadar hiçbir yapıcı öneri beklemeyin.

Peki, ne beklenebilir?

Trump, Brunson, “dış mikraklar”, Cumhurbaşkanımız önderliğinde iktidarıyla muhalefetiyle tek vücut olmuş milletimiz, “birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz günler”...

Ben yoruldum, devamını siz getirin artık...




Kaynak: Hakan Aksay @AksayHakan aksayhakan@gmail.com T24

Bu haber 306 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI