Reklam
Bugun...


Tanımam etmem ama benim Cumhurbaşkanı adayım o
Türk Devleti de uzun bir süredir bu büyük olası savaşa karşı sınırlarda hazırlık içindedir, radarlar, uzun menzilli füzeler, koruma kalkanları, ve bölgeye askeri yığınak, çoktan Türkiye’nin en hayati gündemi halindedir.

Tanımam etmem ama benim Cumhurbaşkanı adayım o
+ -

Evet, istisnasız bütün siyasi yorumcular, Amerika’nın Kuzey Suriye’ye yığınak yapmasını, PKK (PYD)’nın yüz bin kişilik bir orduyla Türkiye’ye savaş hazırlığı olduğu görüşünde birleşiyorlar.

Geriye tarihi kalıyor, şüphesiz bir iç karışıklık ve kaos anı kolluyorlar, bu kaos tarihini tespite çalışan yorumlar da bize kalıyor, muhtemelen, bir olası seçimde, Yüksek Seçim Kurulu’nun seçimlere yine ikinci yeni bir müdahalesi kitleleri sokağa dökebilir.

Beş altı yıl önceden 16 Temmuz’a kadar hepimiz Fetö’nün muhtemel darbesini günbegün konuşuyor yazıyorduk. Şimdi, bela kapıda, büyük bir savaşın geri sayımına ve tarihine odaklanmaya başladık.

Amerika dış politikası Trump’a geçişin Rusya’yla Çin’le Avrupa’yla çok ağır belirsizliklerini yaşarken, Amerika’nın “kararlılığını” sürdürdüğü tek yer, Kuzey Suriye’ye ağır silahlarla yığınak yapması. 

Açık gerçek şu ki Türkiye iç siyasetinin sokaklarda çatışmasını ve iç siyasetin kutuplaşmasını besleyecekler ve saldırı anını kollayacaklar.

Türk Devleti de uzun bir süredir bu büyük olası savaşa karşı sınırlarda hazırlık içindedir, radarlar, uzun menzilli füzeler, koruma kalkanları, ve bölgeye askeri yığınak, çoktan Türkiye’nin en hayati gündemi halindedir.

 

Bu yüzden Türkiye’nin Rusya İran ve Suriye’ye doğru bir yakınlaşması söz konusudur. 

Sınır şehirlerinin birkaç hafta bombalandığını düşünün, nüfus boşalacak ve sınır şehirleri bir savaş cephesi haline gelecek. Olmaz olmaz demeyin, işte altı yıl önceki dünya güzeli şehir Halep’i düşünün.

Felaket tellallığı gibi bu satırları yazmak çok zor, ama kabul edelim, artık içerdeki siyaset, bu büyük savaşın "beklentisiyle" şekillenecek.

İşte, ortada, dış siyasetimiz bu büyük savaşın beklentisine doğru çoktandır şekillenmekte.

Tabii ki beklenen savaşın ilk büyük fırtınası Nato’yla kopuşumuz olacak, Nato Türkiye’yi feda edecek bir savaşı göze alamaz, bu yüzden Nato, iç siyasetteki karışıkları bahane yapmak için kaynama ve çatışma noktasını harlayacak ve bekleyecek.

TRABZON’DA BİR DAVA

Hadi kasvetten çıkalım, Nato’dan neden kopma ve ayrılma noktasındayız, sorusunun cevabı, gerçek bir hikaye, Trabzon’da bir boşanma davasında yaşandı.

Trabzonlu koca, Rus sevgilisiyle yakalandı, karısı ve Rus sevgilisinin ortasında boşanmak için hakim karşısına geçti.

Hakim sordu, niçin karını boşamak istiyorsun?

Koca, (sağındaki eski karısına döndü), Hakim bey bir sor bakayım,  bunca yıl evliyiz benim bir tek yerimi öptüğü var mıdır?

Koca, bu sefer, yeni sevgilisi Rus kadınına dönerek, hakim bey, bir de buna sor bakayım, vücudumda öpmediği yeri var mıdır?

İŞTE BENİM ADAYIM

Cumhurbaşkanı adayımı açıklıyorum.

Hepinizin adını bilip tahmin ettiği onlarca adayı birkaç yıldır masaya yatırıyoruz, Kılıçdaroğlu, Akşener, Abdüllatif Şener, Ümit Kocasakal, Feyzioğlu, Onur Öymen, İlker Başbuğ, nicesi, şüphesiz her biri birbirinden değerli ve bu isimlerden her biri pekala "aday" olabilir.

Ancak, benim adayım: Cem Gürdeniz.

Tanımam etmem, bir selamım ve telefonum ve arkadaşlığım yoktur.

Bir balyoz subayı, emekli tümamiral.

Özellikleri, siyaset dışı. 

Kültürlü.

Türkiye’nin dış siyaseti ve dengeleri üzerine ciltlerce kitap yazacak kapasitede.

Hukuk’a saygılı bir cumhuriyet çocuğu.

Hiçbir partiyle kişiyle kavgaya küslüğe girmemiş.

Kendini yetiştirmiş bir vatan evladı tertemiz bir subay!

Alışılmış ve yerleşik “siyasi yüzler”in çok dışında.

Pekala “herkesin” ve her muhalifin üstünde gönül rahatlığıyla anlaşabileceği bir isim.

Sakın ola ki kimse özellikle CHP kalkıp “ama tanınmıyor” demesin, Ekmeleddin aday gösterilmeden önce hiç ama hiç kimse adını bilmiyordu, Kılıçdaroğlu dahil.

Cem Gürdeniz, yerli, milli, entelektüel ve iç siyaset kavgasının dışında ve yüzü hep gülen, neşe ve umut dolu siması ve yepyeni bir yüz! 

İNSAN İÇİNE ÇIKACAK BİR AHLAKINIZ OLMALI

Cem Küçük ve Fuat Uğur, TGRT’den sallamaya başlayınca, gözler Amerikan vatandaşı sahibi Mücahid Ören’e ve tarihin en büyük gayrimenkul zengini gazetecisini barındıran TGRT’ye yöneldi.

Ve aklımıza TV tarihinde en çok videosu döndürülen fıkra olmuş bir röportajı yeniden hatırladık. 

Erzurum’da parasını Enver Ören’e kaptıranlarla halk röportajları yapılmaktadır. Gazeteci kızımız mikrofonu bir TGRTzede’ye uzatır: "Amca paranızı nasıl kaptırdınız?"

Yaşlı amca (cevap verir): “Bana amca deme, gavat de, Enver Ören’e parasını kaptırmış gavat…”

Bunları niye hatırlatıyoruz, ahlak üzerine konuşabilmeniz için insan içine çıkacak bir ahlakınız olmalı.

Halkın milyar dolarını çal, yetmedi, zenginlik şaibeleri dillere destan gazetecilerle çalış, yetmedi, Fetö’yle kucak kucağa keyif içinde bir ömür geçir, yetmedi, Fetöcü savcılarla yıllarca kanki twitler yayınla, ve sonra TGRT ekranına çık, Fetö kumpaslarını bu halka cesurca teşhir edip Fetö savcıları tarafından yıllarca hapiste çürütülen yazarlara gazetecilere salla.

Her siyasi akıntıya kapıl, her siyasi rüzgarla yolculuk yap, Fetö’nün cemaatinde yıllarca kilise faresi gibi fink at, sonra gel, Odatv’ye salla…

Sormak lazım, Fetö’nün işlettiği bütün kurumları ya eşcinsel yuvası ya ablaları kerhane hizmeti verirken ya da himmet diye halkın parasını çalarken yakalandı, nasıl oldu da 17-25 Aralık’a kadar bu yapılar içre çalışıp bu sapıkları yere göğe koyamayan bu kilise fareleri, devlet ve milletin hizmetinde tertemiz dava adamları oluverdi.

Nasıl mı oluyor!

Ünlü filozof Kant, şöyle der, doğaya bakan aklımızın bir renkli gözlüğü vardır, bu renkli gözlükle zihnimiz doğayı kendince görür.

Bu “renkli gözlükleri” bu farelerin ve manipüle ettikleri yandaş ve izleyicilerin eline kim verdi!

Seksen yıldır Türkiye istihbaratını kucağına alıp maymun gibi elinde oynatanlar yüzlerce faili meçhulün failleri verdi!

Unutmayın, sürüngenlerin, mesela yılanların bir kafaya ve ayaklara ihtiyacı yoktur, çünkü, bulundukları doğa şartları onlara sadece “sızarak” ve “sürünerek” bir yaşam şansı verdi.

Türkiye 15 Temmuz gibi bir işgal felaketiyle neden karşı karşıya kaldı, çünkü, sızan sürünen ısıran kafasız ayaksız insanlar bu devlet içre pek “muteber” ve pek “kahraman” olarak baştacı edildikleri için.

Oysa gerçeklerin rüzgarı bir ağaç-ahşap tornacısı gibidir, zamanla herkesi “oyar” ve asli hakiki formuna kavuşturur.

“Dinimi yaşamak istiyorum” diyen yüz binlerce cemaatçi dinci sahtekarın aslında yüzbinlerce ajan olduğunu biçimleyip asli formuna kavuşturup ibreti alem herkese gösterdiği gibi…

AKP DİYE BİR PARTİ YOK

Halkımıza bir sözümüz vardı, Fetö ve AKP gidecek.

Birincisi, gitti. İkincisi, şöyle yorumladık, AKP “çürüyerek” dalından kendi düşecek.

AKP diye bir parti yok, çürüdü, düşmek üzere.

Bu gerçeği AKP’liler Akşener’in ortaya çıkmasıyla çok acı şekilde canları yanarak şimdi şimdi anlamaya başladılar.

Amerika’nın Kara Cuma-Şükran Günü alışveriş çılgınlıkları meşhurdur, halk marketlerin kapısını kırarak rafları devirerek saldırır.

Kurulmakta olan Merkez Parti’ye halkın hücumu kara Cuma alışverişinin tıpkısı.

Türk siyaseti bir fırtınaya değil “kasırgaya” hazırlansın!

Çünkü Akşener’i asıl sabırsızlıkla bekleyen AKP’li kitleler!

Yorulmuşlar, usanmışlar, bıkmışlar, utanmışlar, rezil olmuşlar, kendilerine ve partilerine güvenleri kalmamış… Kaçacak delik arıyorlar!

Ne demiştik, İslamcılar’ın hakkından ancak Müslümanlar gelir.

Gelmeye başladı.

Şimdi buraya yazıyorum, beş altı ay sonrasının anketlerinde görüşürüz: AKP yüzde otuzu geçemez.

BU EŞSİZ DOĞAYLA GURUR DUYACAĞIZ

Humboldt, 1800’li yıllarda yaşamış Alman bir botanikçi. Darwin’e ilham vermiş. Ünlü anarşist Toro’yu etkilemiş. Latin Amerika’nın bağımsızlık savaşlarında halkın sevgilisi olmuş. Doğa bilimlerini Avrupa’ya ve dünyalılara sevdirmiş.

Yüzlerce bilim adamı yetiştirip, dünyanın bütün coğrafyalarına, nehirlerine ovalarına göndermiş, yetmedi, ekolünden yetişen adamlar Mısır’ın piramitlerinden İran’ın Persopolis’ine Göktürk yazıtlarına, Maya kalıntılarına kadar yazısını çözmediği bitki türünü incelemediği kitabını yazmadığı yer kalmamış.

Hayat hikayesini anlatan “Doğanın Keşfi” Türkçeye çevrildi, muhteşem bir kitap.

Ne çok şey öğreniyorsunuz, Fransız İhtilali ve Bonapart günlerinde Avrupa’nın göbeğinde yaşamış bir bilim adamının eserlerini hayatını ve önünü açtığı bilimsel disiplinleri.

Kendimi heyecandan heyecana savrulurken buldum, çünkü Humboldt Latin Amerika’dan İspanyol sömürgecileri kovan Bolivar’ın da en yakın arkadaşı.

Büyük soru, Latin ülkeleri bağımsızlığa kavuşmaya başlayınca, kölelikten ve sömürgecilerden kurtulan yüzlerce çeşit karma ırkı hangi düşünce hangi ideolojiyle bir arada tutulacak.

Bu yüz ayrı ırkı ne tür ortak idealler altında bir millet olarak bir arada tutacaksın.

Humboldt ve Bolivar, Latin ülkelerinin ortak kültürünün muhteşem zenginlikteki doğaları olduğunu söylüyor.

Eşi olmayan nehirler, balta girmemiş ormanlar, muhteşem volkanlar yanardağlar, işte bu doğa zenginliği, bizi bir arada tutan ortak kültürümüzdür.

Madenlerimizi sömürgecilere vermeyeceğiz, bu eşsiz doğayla gurur duyacağız.

Dünyanın bir başka yerinde olmayan bitkilerimiz nehirlerimiz otlarımız yemişlerimiz kuş türlerimiz vahşi hayvanlar ve vahşi ormanlarımız, Latin Amerika’nın her şeyidir…

Eşsiz zenginlikte doğayı sahiplenen bu “romantik milliyetçilik”in doğayı “ortak kültür” ve halkları birleştirici en büyük değer olarak baş tacı etmesi çok şey anlatıyor, yazarlığımın ilk gününden beri yazageldiğim…

Çünkü milliyetçilik sadece ortak tarih, ırk, dil, din, teorisi değildir, bu toprakların ormanları da yaylaları da meraları da ovaları da irili ufaklı sıradağları da iklimi de bölüşerek koruyarak birlikte yaşayacağımız gurur duyacağımız bizi kardeşleyecek ve var edecek “ortak zenginliğimizdir”.    

Nihat Genç

Odatv.com




Bu haber 10561 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI