5 Haziran 1981: 12 Eylül'de eşcinsellere sahne yasağı...

Bir bardak su teorisi... Lenin ile Clara Zetkin tartışması Faik Alkan yazdı...

5 Haziran 1981: 12 Eylül'de eşcinsellere sahne yasağı...
05 Haziran 2026 - 18:46

12 Eylül 1980 darbe rejiminin 5 Haziran 1981'de eşcinsellerin, transların sahneye çıkmasını yasaklamasının nedeni doğrudan eşcinselliğin suç olması değildi. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde eşcinsellik, ceza kanununda suç olarak tanımlanmıyordu…

12 Eylül darbe yönetimi kendisini "toplumu ahlâken ve siyaseten yeniden düzenleyen" otorite olarak görüyordu. Darbe sonrası dönemde yalnızca siyasi partiler, sendikalar ve dernekleri değil, kültürel hayat da sıkı denetim altına aldı. Askeri yönetim "genel ahlâk", "Türk aile yapısı" ve "kamu düzeni" gerekçeleriyle toplumdaki farklılıkları görünmez kılmaya çalıştı…

SEBEBİ BÜLENT ERSOY

12 Eylül darbesi bu çerçevede özellikle trans şarkıcıları hedef aldı. En bilinen örneklerden biri Bülent Ersoy oldu.

Şarkıcı cinsiyet ameliyatının ardından sahne yasağıyla karşılaştı ve uzun yıllar Türkiye'de sahneye çıkamadı.

Yasak yalnızca onu değil, trans ve eşcinsel kimliğiyle bilinen birçok şarkıcıyı kapsadı.

Kararın arkasında birkaç etken vardı:

- Darbenin "makbul vatandaş" yaratma anlayışı...

- Toplumsal çeşitliliği kamusal alandan uzaklaştırma isteği…

- Muhafazakâr aile modelini devlet politikası haline getirme çabası...

- Medya ve eğlence sektörünü sıkı denetim altında tutma arzusu…

Bu nedenle yasak, yalnızca bir "ahlak" meselesi değil, darbe rejiminin genel denetim ve disiplin projesinin parçasıydı.

12 Eylül yönetimi bir yandan siyasi muhalifleri bastırırken, diğer yandan toplumsal yaşamı tek tip hale getirmeye çalıştı. Eşcinsellerin sahneden uzaklaştırılması bu "tek tip toplum" anlayışının kültürel yansımasıydı…

SOL TAVIR

Türkiye'de kendisini solcu, sosyalist, Marksist olarak tanımlayan bazı kişiler ve çevreler tarihsel olarak eşcinselliğe mesafeli hatta zaman zaman açıkça karşı tutum aldı.

Bunun temel sebebi eşcinselliği "burjuva sapması", "kimlik siyaseti", "kapitalizmin ürünü" veya "sınıf mücadelesinin önüne geçen bir gündem" olarak görmeleri…

Öte yandan:

Son 20-25 yılda Türkiye solunun önemli bir bölümü LGBT haklarını emek, kadın ve insan hakları mücadelesinin parçası olarak görmeye başladı. Bugün birçok sosyalist parti ve sol örgüt LGBTİ+ haklarını açık biçimde savunuyor. Ancak yine de sol içinde "kimlik siyaseti sınıf siyasetinin önüne geçiyor" diyerek LGBT hareketine eleştirel yaklaşan gruplar mevcut…

BİR BARDAK SU TEORİSİ

1917'deki Ekim Devrimi sonrasında Bolşevikler, Çarlık döneminin ceza kanunlarını büyük ölçüde kaldırdı. Bu nedenle 1920'lerde Sovyet Birliği’nde erkekler arasındaki eşcinsel ilişki suç sayılmadı. Hatta dönemin bazı Sovyet hukukçuları ve doktorları eşcinselliği suç olarak değil, tıbbi veya toplumsal olgu olarak ele aldı.

O dönem devrimin gündeminde başka konu vardı: Bir bardak su teorisi... Neydi bu?

Sovyet Devriminin ilk yıllarında cinsel özgürlük üzerine yürüyen tartışmalarda ortaya çıkan bu kavram kısaca şöyleydi:

Bazı radikal devrimciler, komünist toplumda cinsel ilişkinin susayınca bir bardak su içmek kadar basit olması gerektiğini savundu. Yani aşk, evlilik, kıskançlık ve geleneksel aile bağlarının önemini yitireceğini, cinsel ilişkinin bireysel bir ihtiyaç olarak özgürce yaşanacağını ileri sürdüler.

Bu konudaki en ünlü kaynak, feminist sosyalist Clara Zetkin'in, Lenin ile yaptığı görüşmeleri anlattığı anıları...

Aktardığına göre Lenin, "bir bardak su teorisini" sert biçimde eleştirdi. Lenin'e göre:

-İnsan ilişkileri sadece biyolojik ihtiyaç değildir…

-Cinsellik, susuzluğu gidermek gibi mekanik bir meseleye indirgenemez…

-Cinsel ilişki iki kişiyi ve toplumu ilgilendiren sosyal sonuçlar doğurur…

-Komünizm ahlâksızlık ya da sorumsuzluk anlamına gelmez.

Lenin'in Zetkin'e aktarılan meşhur düşüncesi şuydu:

-“Bu teori tamamen Marksizm dışı ve anti-sosyal. Sadece doğal olana bakamayız, cinsel hayattaki kültürel değerler de önemli. Engels de Ailenin Kökeni'nde buna işaret eder.

Zetkin, bir insan çok sayıda dudak izi olan bir bardaktan su içer mi? Su içmek tamamen kişiseldir. Ama aşk yapmak iki kişi ister ve üçüncü bir kişi, yeni bir hayat oradan doğar. Bu teori Sovyet gençliği için kötü sonuçlar verir. Ben yaşlı bir adamım ve bunu sevmedim...”

Zaten bir süre sonra “Devrimci Proletarya İçin 12 Cinsel Emir” diye bir broşür yayınlandı…

STALİN’DEN PUTİN’E

1934'te Stalin yönetimi erkek eşcinselliğini yeniden suç kapsamına aldı. Ceza Kanunu'nun ünlü 121. maddesi uyarınca erkekler arasındaki cinsel ilişki için hapis cezası öngörüldü.

Resmi gerekçeler arasında “sosyalist ahlâkın korunması”, “burjuva yozlaşmasıyla mücadele” ve “toplum düzeninin korunması” gibi ifadeler yer aldı.

Yasa esas olarak erkek eşcinselliğini hedef aldı. Lezbiyenlik açık biçimde ceza kanununda yer almadı.

Bu uygulama Sovyetler Birliği'nin sonuna kadar sürdü. Ardıl devletlerden Rusya, erkek eşcinselliğini ancak 1993 yılında suç olmaktan çıkardı. Böylece Stalin döneminden kalan ceza hükmü resmen sona erdi...

Vladimir Putin döneminde eşcinsellik yeniden suç haline getirilmedi fakat LGBT hareketi üzerindeki devlet baskısı giderek arttı.

-2013 yılında çıkarılan yasa ile “geleneksel olmayan cinsel ilişkilerin propagandası” yasaklandı.

-2022'de bu yasak yetişkinleri de kapsayacak şekilde genişletildi.

-2023'te ise Rusya Yüksek Mahkemesi, LGBT hareketini “aşırılıkçı örgüt” olarak tanımladı.

Böylece Sovyet dönemindeki doğrudan cezalandırma geri dönmese de, LGBT kimliğinin kamusal görünürlüğü ve örgütlenmesi ciddi biçimde sınırlandırıldı.

Lenin’den Stalin’e, Putin’den Türkiye’ye uzanan tartışma gösteriyor ki mesele yalnızca cinsellik değil, modernleşmenin, kapitalizmin ve ideolojilerin insan hayatını nasıl tanımlayacağına dair büyük kavganın parçası…

Aradan geçen onca yıla rağmen soru şudur:

 

İnsan hayatının sınırlarını gelenek mi, ideoloji mi, devlet mi, piyasa mı, yoksa bireyin kendisi mi belirleyecek?

Faik Alkan

Odatv.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum