Abdurrahman Dilipak Hafızlık üzerine!...
Hemen belirtelim ki, 26.9.1934 tarihli ve 2590 sayılı “Hacı, Hoca, Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun” ile bazı unvan ve lakapların kullanılması resmen yasaklanmıştır: Kanunun 1. maddesi açıkça şöyle der: “Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır.” Bu kanun hâlâ yürürlüktedir.
Mesela “Hanımefendiler, beyefendiler” derseniz bu yasayı 4 kez ihlal etmiş sayılabilirsiniz, anlaşıldı mı efendim!
Şapka kanunu da öyle. Belli memurların mesleki kıyafetleri dışında şapka giyen kaç kişi var. O yasa orada durur, ama uygulanamaz. Bu konuda kimsenin de sesi çıkmaz. Kamalistler’in “tabu” haline getirdikleri bir konudur bu. Hal bu iken, milletin çoğu bu konuda belli bir kanaate sahip olmasına rağmen kimsenin sesi çıkmaz. Ve bu ahval şerait altında “Milli Egemenlik Bayramı” kutlarız. Bu örnek olay gösteriyor ki, Hakimiyet milletin değil, Kamalistlerindir. CHP, BÇG, ADD, ÇYDD gibi kuruluşlarda hal böyle iken, devlet DİB üzerinden insanların HACI olması için “Hac yönetmeliği” yayınlar bu tabuların “yılmaz savunucuları”dır.
Diyanet İşleri Başkanlığı da “hafızlık eğitimi” veren kursların “icazet törenleri”nde “hafızlık belgesi” verir. “Bir başkadır benim memleketim!”. Hacı-Hoca da öyle değil mi? Ama bu yasa değiştirilemez. Tabu’dur, hatta bu gruptaki yasaların değiştirilmesi zaten teklif bile edilemez. Değiştirmeyi teklif eden parti için kapatma davası açılır.
CHP cephesinde durum bu da bizimkilere gelince İmam Hatipler’den, Kur’an kurslarından, hatta ceza evlerinden hafızlar yetiştiriyoruz da peki hafızların toplum hayatına katkısı ne? Ezberledikleri ayetlerin kendilerine yüklediği sorumlulukların farkındalar mı ve bunları hayata geçirmek konusunda ne yapıyorlar? Evet bu önemli, ama arkası gelmezse, sadece bu ezberler zihinlerde kalacak ve özel günler ve törenlerde sese dönüşecek bu durumda. Kur’an-ı Kerimi ezberlemekten maksat o ayetleri sadece akılda tutmak için mi?
Ülkemizde bugüne kadar yetiştirilen hafız sayısı 250 bin civarında. Bu rakam, Diyanet’in hafızlık tespit sınavlarında belge alanları kapsıyor. Kayıt dışı hafız sayısının da buna yakın olduğu belirtiliyor. Her yıl ortalama 20.000 kişi daha bu sayıya ekleniyor. Türkiye İslam ülkeleri arsında Hafızlık sıralamasında 7. Sırada. Toplam hafız sayısı açısından nufusa bağlı olarak Pakistan, Bangladeş ve Endonezya ilk sıralarda yer alıyor. Hafızlık için daha çok 9-18 arası yaş grubu başvuruda bulunuyor. Moritanya, Somali, Fas ve Libya’da kişi başına düşen hafız oranı çok daha yüksek.
Hafızlık dersi verilen mektepler Türkiye genelinde 1.700-2.000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Diyanet bünyesinde görev yapan hafız hoca sayısı yaklaşık 40 bin civarında
Türkiye’deki hafızların %70-90 arası Arapçayı konuşma, gramer veya derin anlama düzeyinde bilmez. Sadece kıraat (tecvit ve makam) bilirler. Gerçek anlamda Arapça bilen okuyup anlayabilen oran ise %10-20’den daha az olarak değerlendiriliyor. Diyanet’in “Hafızlık Eğitimi Programı”nda 2024-2025 ve 2025-2026 yönergeleri ile ayrı bir “Kur'an'ı Anlama Temel Öğretim Programı” bulunuyor. Ancak bu programlara katılım düşük düzeyde.
Ne diyordu Akif: “İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için” Hafızların Tefsir, usulü tefsir, Hadis, usulü hadis, Fıkıh, usulü fıkıh, Kelam, akait, siyer de okumaları gerek. Bunu ille de icazetlendirmek ya da bir mektebe gitmeden de yapabilirler. Hat dersi alsalar bir de tebliğe çıkıyorlar mı? Kendi aralarında buluşup, farz-ı kifayeleri paylaşıp cami cemaatini yönlendiriyorlar mı?
Bu gençler hafızlık yaparken keşke Kur’an-ı kerimi bir de kendi elleri ile yazsalar. Yazarken daha çabuk ezberlerler ve yazarken ayetlerin üzerinde düşünmek daha kolay olur. Böylece Arapçayı sadece okumaz aynı zamanda yazmayı da öğrenmiş olurlar. Bu arada Osmanlıcayı da daha rahat okurlar. Mevlithanlık, duahanlıktan öte bir de Hattatlık öğrenmiş olurlar.
Asrın idrakine söyleteceksek İslam’ı, o zaman hayata dair daha birçok şeyi bilmemiz gerekir. Biz alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz. Hiçbir Müslüman bu anlamda dünya olup biten şeyleri görmezden duymazdan bilmezden gelme hakkına sahip değildir. Tarih de bilecek, ekonomi ve siyasetle, toplum hayatı ile, sağlıkla, bilim, sanat, edebiyat ve teknoloji ile ilgili kavramları ve kurumları da bilmesi gerek. Kur’an-ı Kerimi hakkı ile anlamak için bu şart. Hakkın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olacaksak daha birçok şeyi bilmesi gerekir. Onun içinde ömür boyu okumaya çalışması gerekir.
Kur’an kursu öğrencileri ile ilgili sorduğum kişiler, öğrencilik döneminde çok katı disiplin ve izole bir hayattan söz ediyorlar. Başarının tek ölçüsü hafızlık, tecvit ve kıraat. Bir Arif insan, münevver bir kişilik değil, daha çok hafıza ile ilgili katı bir disiplinden çok fazla şikâyet var. Kızlar’da izolasyon daha katı. Bir de farklı grupların hocaları, öğrencileri ait oldukları topluluğun öğretileri doğrultusunda, sorgusuz sualsiz bir itaat istiyorlar.
Aslında bu gençlerin hafızlık yaparken, Kur’an-ı Kerimde anlatılan olaylardan yola çıkarak hikâye de yazabilirler, şiir de deneme de yazabilirler.
Şimdi söyleyeceklerim, hemen yolun başında beklenen şeyler değiş. Ama bu. Konuları öğrenmekte istekli olmalı. Ve bir boyunca, iki günü birbirine eş kılmadan öğrenmeli öğrenebildiği kadar, yapmalı yapabildiği kadar. Manevi bir tekâmül yolculuğuna çıkmalı, arif, alim ve münevver bir Müslüman olmalı. Unutmayalım ki, Allah (cc) zaman içinde zaman yaratandır. Onun kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş. Bize Ona yürüyerek gidersek, O bize koşarak gelecektir.
Kur’an-ı Kerimi hakkı ile anlamak için, önce Kur’an-ı Kerime bütüncül olarak bakmalılar ve “nüzul sırası” yanında “esbabı nüzul” ile o dönemin karakteristik özelliklerine dikkat etmeliler. Müteşabih ayetleri, günün icatları ile ilişkilendirerek yorumlamaya çalışmaları gerek. Tabi bunu yaparken, İslam tarihindeki yorumlara da bakmaları gerek. Ayetleri açıklayan hadisleri anlamaya çalışırken “nüzul sebebleri”nede bakmaları gerek. Güzel söz ve hikmetle bu hakikatleri sadece camide konuşmak değil, hayatın her alanında, tartışmadan, insanların anlayacakları şekilde onlara anlatmak gerek.
Hocalar talebelerine, imamları cemaatına karşı güler yüzlü olmalı. Din üzerinde tartışmaktan “Cemaatçi” bir bakış açısı ile kör bir taraftarlıktan da kaçınmalıdırlar. Anlatmak kadar dinlemeyi de bilmeliyiz. Sabrı tavsiye edenler sabırlı olmalı. Şikâyet ederken çözümü de söylemeliyiz. “Bu böyledir” diye kestirip atmamak gerekir, o işin niye olması gerektiğini sebep ve sonuçları ile izah etmeliyiz. Bilgisayarı kararında ve doğru bir şekilde kullanmalıyız. “Bilgisayar bağımlısı çocuklar”ın yapay zekâ ve arama motorları, Sosyal Medya’daki fenomenler üzerinden edindikleri yalan-yanlış bilgilere karşı hazırlıklı olmamız gerek
Hemen ibadetler, zikirler ve duaya geçmeden Önce çok sağlam bir akait / tevhit bilgisine sahip olmamız gerek. Sonra Ahlak ve beraberinde teşrik-i mesaimize, muamelata özen göstermeliyiz. Ondan sonra ibadet, zikir, dua gelir. Tebliğ yapacaksanız, önce kimlere tebliğ yapacağınızı bilin, onun dili, akıl seviyesi, ahlakı, dini, mezhebi hakkında bilgi sahibi olun. Kariyeri ne mesleği ne geçmişini, gelecek hayallerini öğrenmeye çalışın. Etnik kimliği, geçmişi-gelenekleri, korku ve ümitleri bilin ki, sizi dinlesin ve sağlıklı bir bilişim imkânı olsun.
Demem o ki, Kur’an-ı Kerimi ezberlemiş olmak çok çok büyük sorumluluklara sahip olmak için başlangıç olan bir adımdır. Onun için hayatın anlamı, sorumlulukları yeni başlıyordur. Yani İcazet almakla, kıraati güzel olmakla, itibar sahibi olmakla kemale erilmiş olmuyor. Kaldı ki, o bildiklerinizle amel etmiyorsanız, haksızlıklar karşısında susuyorsanız. Bu işi kazanç sağlayan meslek gibi düşünüyorsanız işiniz zor. Eğer Hakkın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olacaksanız, ne mutlu size. Korkmayın, Allah (cc) sizinle olduktan sonra ne gam! “Hasbünallah” Allah’tan korkun başkalarından değil. Siz Allah’ın ayetlerini hıfzediyor ve onu söz ve eyleme dönüştürüyorsanız, Allah (cc) de sizi korur. Bilmeniz gerek, ecelinizden önce ya da sonra ölmeyeceksiniz. Rızkınızdan az ya da çok yemeyeceksiniz. Kaderinizden başka bir kaderiniz de yok. Unutmayın ki, Allah’ın kolaylaştırdığından kolay, zorlaştırdığından zor bir iş yoktur. Hak bir dava uğruna malınızı, canınızı, makamınızı kurban ederseniz, Allah (cc) size, kurban ettiğinizden daha hayırlısını, kat kat fazlası ile verecek.
Hafız demeyi yasaklayan yasa devrim yasalarından sayıldığı için, değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Ama yine de bu yasayı değiştirmek için bir açık kapı var. Anayasa değişikliği yaparken, “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddesini kaldırırsınız sonra da uygulama dışı kalan, hükümsüz hale gelen, bu yasaları hukuk sisteminden çıkartmış olursunuz. Neticede “Demokrasilerde çare tükenmez” değil mi efendim! Selam ve dua ile.
Abdurrahman Dilipak







YORUMLAR