Ahmet Altan neden tutuklandı?
Ahmet Altan'ın tutuklanmasını da bir aydının susturulması olarak okumak kendi zekamıza ve Türkiye'de düşünce tarihinin namusuna hakaret
02 Ekim 2016 - 10:45 - Güncelleme: 02 Ekim 2016 - 10:53
Bakıyorum etrafıma, ilke adına Ahmet Altan'a mağdur etiketi vurup destek verenler hıncını çoluk çocuktan çıkarıyor.
Geçenlerde Yıldıray Oğur'un İlhan Cihaner tutuklandığında attığı mide bulandırıcı bir tweet geldi gündeme;
yargılandığında mahkeme kapısında tek başına çekilen bir fotoğrafından sonra “Bak işte böyle tek başına kalırsın”
diye dalga geçildi. Tabii ki Beyaz Türklerin yegane infial ve ifade alanı sosyal medyada kopan bir gürültüden
bahsediyorum.
Yıldıray Oğur kim? Hiç kimse. Tam da bu u yüzden üzerinde tepinmeye elverişli. Tıpkı ablaları ve ağabeyleri tarafından cahilliği ve bu cehaletten kolayca gaza gelen yapısıyla kullanılıp bir köşeye atılan, şimdi hapiste çürütülen ve hiç kimsenin adını dahi anmadığı Mehmet Baransu gibi. Bunlar, televizyona çıkan manikürcü kız ve minibüsçü oğlan falan, kolay hedefler. Üzerinde durmaya bile değmez. Oysa ortada ciddi bir sistem sorunu, yıllarca estirilen bir terör ve bu terörün elebaşları var. Bu sistemi kim kurdu, kimler besledi, kimler büyümesine yardımcı oldu? Çoluk çocukla uğraşarak bu soruların yanıtlarını bilmemiz imkansız. Yıldıray Oğur ve Mehmet Baransu kendi kendilerine gazete çıkarsaydı bunu kim okuyacaktı, kimin umurunda olacaktı? Ahmet Altan'ın adının ağırlığıyla, Murat Belge gibi isimlerin kadroda yer almasıyla Taraf diye bir gazete çıktı. Hemen hemen bütün manşetleri yanlış çıktığı gibi tamamı FETÖ'nün yönlendirmesiyle yapılmış, bütün yayın çizgisi buna göre programlanmış, nasıl finanse edildiği hâlâ gizemini koruyan bir propaganda bülteni oluşturuldu. Ortaya çıkan ürün bir gazete değil, FETÖ'nün kirli planlarına meşruiyet katan, terör örgütünün eylemlerine zemin hazırlayan, kamuoyunu manipüle eden bir araçtı. Sahte belgeleri hazırlayan örgüt üyeleri, FETÖ kontrolündeki polis ve savcılar kadar Ergenekon‐Balyoz‐OdaTV gibi davalarda medyanın da eşit rolü vardı. Taraf bu kirli örgütün bir uzantısı, operasyonun önemli bir aracıydı. Gizemli bavullarla FETÖ'nün servis ettiği yalan belgeler bir yana, FETÖ'cü polisler açık açık, kendi adlarıyla Taraf'ta yazar yapıldı. Bağlantı bu kadar aşikardı. “Kurucu Genel Yayın Yönetmeni” Ahmet Altan'ın yanıtlaması gereken çok soru var. Hâlâ bu gazetenin kuruluş sürecinin sırlarına hakim değiliz. Oysa pek çok soru burada yatıyor. Hatırladığım kadarıyla daha 90'ların ortasında Ahmet Altan artık siyaset yazmayacağını, kendisini kadın memesi yazılarına adayacağını beyan etmiş, Göztepe'deki evine çekilip romancılığa ağırlık vermişti. Gayet de iyi satıyordu romanları; elini taşın altına koymasını gerektirecek hiçbir gerekçesi yoktu. Ne oldu da rahatını bozup Taraf macerasına atıldı? Orhan Pamuk'un Nobel almasını kıskanan o şişkin egonun kendisine alternatif uluslararası gelecek çizme planı mıydı sadece? Bu kadar basit olamaz. Gönül birliği ettiği Yasemin Çongar'a ise geleceğin yayın yönetmeni olarak bakılıyor, yıllardır Washington DC'de ‘bir bilen' olarak çalışıyordu. Onun da hali vakti yerindeydi, Milliyet ve CNN Türk, bir dediğini iki etmiyordu. Hangi garantilerle Türkiye'ye geldi, neden rahatını bozdu? Hiç açıklamadı. Adını hiç kimsenin bilmediği bir kitapçı olan Alkım Yayınevi nasıl Ahmet Altan'ı astronomik ücrete transfer edecek, İstanbul'un merkezlerine yayılacak, epey masraflı olan gazete çıkarma işine girecek kadar büyüdü? Başar Arslan'ın kimden talimat aldığını ya da kârlı bir yatırım olmayan gazete işine hangi garantilerle girdiğini hiç öğrenemedik. Bir FETÖ'nün kandırdığı zavallılar var. Zamanında büyük medyadan işe yaramadıkları, pek parlak olmadıkları için tasfiye edilmiş ve ancak Zaman gibi paçavralarda adam yerine konmuş, kendilerine ancak buralarda yer bulmuş düşük isimler var. Şahin Alpay bunlardan biri… Ama bir de bilerek, isteyerek, yalanları, servis edileni hiç sorgulamadan basan, terör örgütünün boyunduruğuna gönüllü olarak girmiş, kandırılmadan, bile bile hizmet etmiş gönüllü elemanlar. Taraf'ın o unutulmaz manşetinde dediği gibi: Gazetecilikten tutuklanmadılar. Taraf'ı sadece bir gazete, Ahmet Altan'ın tutuklanmasını da bir aydının susturulması olarak okumak kendi zekamıza ve Türkiye'de düşünce tarihinin namusuna hakaret. Hasan Cemal'le Cengiz Çandar televizyon ekranlarında Taraf'ı yere göğe sığdıramıyordu. Şimdi de mağdur korosunun başını çekerek çıkardıkları gürültüyle asıl gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye yarıyorlar. Liberal koro, mağduriyet masallarıyla konuyu kapatmaya çalışıyor.
Geçenlerde Yıldıray Oğur'un İlhan Cihaner tutuklandığında attığı mide bulandırıcı bir tweet geldi gündeme;
yargılandığında mahkeme kapısında tek başına çekilen bir fotoğrafından sonra “Bak işte böyle tek başına kalırsın”
diye dalga geçildi. Tabii ki Beyaz Türklerin yegane infial ve ifade alanı sosyal medyada kopan bir gürültüden
bahsediyorum.
Yıldıray Oğur kim? Hiç kimse. Tam da bu u yüzden üzerinde tepinmeye elverişli. Tıpkı ablaları ve ağabeyleri tarafından cahilliği ve bu cehaletten kolayca gaza gelen yapısıyla kullanılıp bir köşeye atılan, şimdi hapiste çürütülen ve hiç kimsenin adını dahi anmadığı Mehmet Baransu gibi. Bunlar, televizyona çıkan manikürcü kız ve minibüsçü oğlan falan, kolay hedefler. Üzerinde durmaya bile değmez. Oysa ortada ciddi bir sistem sorunu, yıllarca estirilen bir terör ve bu terörün elebaşları var. Bu sistemi kim kurdu, kimler besledi, kimler büyümesine yardımcı oldu? Çoluk çocukla uğraşarak bu soruların yanıtlarını bilmemiz imkansız. Yıldıray Oğur ve Mehmet Baransu kendi kendilerine gazete çıkarsaydı bunu kim okuyacaktı, kimin umurunda olacaktı? Ahmet Altan'ın adının ağırlığıyla, Murat Belge gibi isimlerin kadroda yer almasıyla Taraf diye bir gazete çıktı. Hemen hemen bütün manşetleri yanlış çıktığı gibi tamamı FETÖ'nün yönlendirmesiyle yapılmış, bütün yayın çizgisi buna göre programlanmış, nasıl finanse edildiği hâlâ gizemini koruyan bir propaganda bülteni oluşturuldu. Ortaya çıkan ürün bir gazete değil, FETÖ'nün kirli planlarına meşruiyet katan, terör örgütünün eylemlerine zemin hazırlayan, kamuoyunu manipüle eden bir araçtı. Sahte belgeleri hazırlayan örgüt üyeleri, FETÖ kontrolündeki polis ve savcılar kadar Ergenekon‐Balyoz‐OdaTV gibi davalarda medyanın da eşit rolü vardı. Taraf bu kirli örgütün bir uzantısı, operasyonun önemli bir aracıydı. Gizemli bavullarla FETÖ'nün servis ettiği yalan belgeler bir yana, FETÖ'cü polisler açık açık, kendi adlarıyla Taraf'ta yazar yapıldı. Bağlantı bu kadar aşikardı. “Kurucu Genel Yayın Yönetmeni” Ahmet Altan'ın yanıtlaması gereken çok soru var. Hâlâ bu gazetenin kuruluş sürecinin sırlarına hakim değiliz. Oysa pek çok soru burada yatıyor. Hatırladığım kadarıyla daha 90'ların ortasında Ahmet Altan artık siyaset yazmayacağını, kendisini kadın memesi yazılarına adayacağını beyan etmiş, Göztepe'deki evine çekilip romancılığa ağırlık vermişti. Gayet de iyi satıyordu romanları; elini taşın altına koymasını gerektirecek hiçbir gerekçesi yoktu. Ne oldu da rahatını bozup Taraf macerasına atıldı? Orhan Pamuk'un Nobel almasını kıskanan o şişkin egonun kendisine alternatif uluslararası gelecek çizme planı mıydı sadece? Bu kadar basit olamaz. Gönül birliği ettiği Yasemin Çongar'a ise geleceğin yayın yönetmeni olarak bakılıyor, yıllardır Washington DC'de ‘bir bilen' olarak çalışıyordu. Onun da hali vakti yerindeydi, Milliyet ve CNN Türk, bir dediğini iki etmiyordu. Hangi garantilerle Türkiye'ye geldi, neden rahatını bozdu? Hiç açıklamadı. Adını hiç kimsenin bilmediği bir kitapçı olan Alkım Yayınevi nasıl Ahmet Altan'ı astronomik ücrete transfer edecek, İstanbul'un merkezlerine yayılacak, epey masraflı olan gazete çıkarma işine girecek kadar büyüdü? Başar Arslan'ın kimden talimat aldığını ya da kârlı bir yatırım olmayan gazete işine hangi garantilerle girdiğini hiç öğrenemedik. Bir FETÖ'nün kandırdığı zavallılar var. Zamanında büyük medyadan işe yaramadıkları, pek parlak olmadıkları için tasfiye edilmiş ve ancak Zaman gibi paçavralarda adam yerine konmuş, kendilerine ancak buralarda yer bulmuş düşük isimler var. Şahin Alpay bunlardan biri… Ama bir de bilerek, isteyerek, yalanları, servis edileni hiç sorgulamadan basan, terör örgütünün boyunduruğuna gönüllü olarak girmiş, kandırılmadan, bile bile hizmet etmiş gönüllü elemanlar. Taraf'ın o unutulmaz manşetinde dediği gibi: Gazetecilikten tutuklanmadılar. Taraf'ı sadece bir gazete, Ahmet Altan'ın tutuklanmasını da bir aydının susturulması olarak okumak kendi zekamıza ve Türkiye'de düşünce tarihinin namusuna hakaret. Hasan Cemal'le Cengiz Çandar televizyon ekranlarında Taraf'ı yere göğe sığdıramıyordu. Şimdi de mağdur korosunun başını çekerek çıkardıkları gürültüyle asıl gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye yarıyorlar. Liberal koro, mağduriyet masallarıyla konuyu kapatmaya çalışıyor.







YORUMLAR