Köşe yazarlarının bugünkü yazıları
Köşe yazarlarının bugünkü yazılarında Başbakanlık görevinden istifa eden Davutoğlu'nun yerine kimin geçeceği, olası bir erken seçimde MHP'nin rolü yer aldı...
MHP arayışı / Muharrem Sarıkaya / Habertürk
Baştan belirteyim, yol haritasından vazgeçilmiş değil.
Çıkabilecek risklere göre “kazan-kazan” anlayışına dayalı çift yönlü B planı yapılmış.
Hem Anayasa değişikliğinin işlerliğe kavuşturulması hem de MHP’deki gelişmelerin genel merkez tercihi yönünde ilerlemesi amaçlanmış.
Bunun için de güvenoyu alabilmesi için 41 milletvekili gibi ağırlıklı fazlası bulunmasına karşın, MHP ile koalisyonun getirileri tartışmaya açılmış.
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin 2 gün önce parti okulundaki cümlesi de bunun yansıması:
“Türkiye’nin milli ve tarihi çıkarlarını savunmak için düne kadar hükümete verdiğimiz fiili destek hukuki bir boyut alabilecek ve MHP yalnızca ülke ve milleti için her türlü sorumluluğu almaya hazır olduğunu kanıtlayacaktır...”
“Koalisyona hazırız” diye okunan mesajın Meclis’teki en tecrübeli siyasi lider tarafından ifadesi dahi, durduk yerde söylenmediğini göstermeye yeterli...
YENİ BOYUT
Ayrıca, “çözüm süreci”nin bitmesiyle zaten iki parti arasındaki anlaşmazlıkların çoğu ortadan kalkmış, Bahçeli’nin de dile getirdiği gibi bir fiili destek artmıştı.
Bu nedenle koalisyon arayışları kuliste tartışılır hale gelmiş.
Nitekim, 2 hafta önce bunlardan birine tanıklık etmiş, sohbet fikir tartışması düzeyinde kaldığı için de önemsememiştim.
İki tarafın etkin isimleriyle dünkü sohbetimde gördüm ki fikri boyutun ötesine geçmiş.
Yeni boyut, “Meclis’te Anayasa değişikliğinde tek başına kalmaktansa MHP ile yol almak daha faydalı; taban desteği genişler” diye özetlenebilir.
Çünkü, Anayasa değişikliğinin 330’un altında kalmasının yaratacağı sorunu AK Parti de görüyor.
“Eldeki iki kuş, daldaki beş kuştan iyidir” bakışı da erken seçime gitmeyi zorlaştırıyor.
PARTİLİ CUMHURBAŞKANI
1961 Anayasası ile 101. maddenin son fıkrasına eklenen, “Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisiyle ilişiği kesilir” ibaresinin metinden çıkarılması en kolay yol görülüyor.
Anayasa Uzlaşı Komisyonu’nda kabul edilen 70 maddeye, bu düzenleme ile üzerinde uzlaşılacak bazı maddelerin de eklenip 100 maddelik bir paketin Meclis’ten referandumlu da olsa çıkarılması hedefleniyor.
İçinde “başkanlık sistemi” ve MHP’nin itirazına konu maddeler de yer almayacağı için “partili Cumhurbaşkanı modeliyle” hedefe yol alınması amaçlanıyor.
Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop da dünkü sohbetimizde, “MHP ile yaşanan gelişmelerden haberdar olmadığının” altını özellikle çizip ekledi:
“Başkanlık ideal model, bundan vazgeçmiş değiliz; tereddüt yok. Eğer olmazsa en azından sistemi iyileştirmek için partili Cumhurbaşkanı modeline geçilebilir. 1924 Anayasası’nda da ‘Partiyle ilişkisini keser’ cümlesi yoktu; Atatürk, İnönü ve Bayar da partiliydi. 27 Mayıs darbesi parlamentoyu Meclis ve senato; hükümeti de Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında bölüp çalışamaz yaptı.”
Şentop, iki güçlü yapıda parlamentonun işlerliğinin tükendiğini, sembolik monarşilerde parlamentonun etkin olabildiğini de anımsattı; İngiltere, Hollanda örneğini verdi. Ancak başta da belirttiğim gibi AK Parti’deki beklenti, önce olabilecek olanı görmek.
Eğer olmuyorsa MHP ile yola devam etmek.
AK Parti, MHP ve CHP’de kongre süreçlerinin yaşandığı dönemde Ankara siyaseti ilginç gelişmelere tanıklık ediyor.
***
Bahçeli’nin tek çıkışı / Okay Gönensin / Vatan
Ak Parti geleceğiyle ilgili olağanüstü kongreye giderken, MHP de bir “var olma” kongresine gidiyor.
Siyasi yapıların yine toplumsal gelişmelerin gerisinde kaldıkları, toplumu yönlendirme ve dünyaya uyumda sıkıntı yaşadıklarını olağanüstü kongre mecburiyetleri yeterince anlatıyor.
Kürt meselesindeki her alevlenmenin can ve kan taşıdığı MHP’nin varlığının tartışma konusu olmasında da şaşılacak bir taraf yok.
Demokratik reformlara, “devlet acze düşer ülke bölünür” diye karşı çıkan MHP’nin elindeki siyaset alanının tümünü Ak Parti çoktandır kapattı.
Demokratik reformlar 2011- 2012’den bu yana bir öncelik taşımıyor, Kürt meselesinde de “askeri çözüm” en küçük bir tartışma kabul edilmez şekilde uygulanıyor.
Ak Parti’nin “muhafazakar demokrat” kimliğinin demokratı aşağıya indiği, muhafazakarı yukarı çıktığından beri MHP’ye siyaset alanı kalmayacağı belliydi. Ve öyle oldu.
Devlet Bahçeli milliyetçi-toplumcu hareketin Türkeş’ten sonraki lideri olarak yaşadığı uzun siyaset döneminin sonunda tek bir çıkışla karşı karşıya kaldı. Bu çıkış Ak Parti’nin yanında siyasi varlığını korumaktan başka bir şey değildir.
Olağanüstü kongre toplanmazsa MHP kaçınılmaz bir dağılma sürecine girecektir. Olağanüstü kongre mahkeme kararıyla toplanırsa da yaşanacak süreç farklı olmayacaktır.
Kongre toplanmadan önce genel başkan adaylarının hepsinin partiden ihraç edilmesi halinde de muhalefet kongreye bir “emanetçi” ile gidecek, parti yine ağır yaralar alacaktır.
Bahçeli bu noktada kendisi için tek çözümü Ak Parti’nin korumasına girmekte bulmuştur. Bunun karşılığı tabii ki anayasa ve başkanlığa destekten başka bir şey olamaz.
Ancak sıra bu desteğe geldiğinde Bahçeli’nin yanındaki milletvekili sayısının anlam taşıyacak bir noktada olup olmayacağı da şimdiden sorulabilir.
Bahçeli’nin, muhalefeti “paralelci”, Gülen cemaatinin operasyoncuları olarak suçlaması da tarafların, kongre sonrasında bir araya gelerek parti bütünlüğünü korumalarını çok zorlaştırmıştır.
Eğer MHP genel merkezi, muhalif adayları partiden ihraç ederse de ortada en az iki MHP kalacaktır. Biri Ak Parti’nin yanında, diğeri karşısında. Bunun kaçınılmaz sonucu da Ak Parti’nin yanındakilerin büyük ve kuvvetli partinin içinde erimeleridir.
***
Bahçeli-Erdoğan işbirliği / Oral Çalışlar / Posta
MHP lideri Bahçeli, "Türkiye'nin milli ve tarihi çıkarlarını savunmak için düne kadar hükümete verdiğimiz fiili destek hukuki bir boyut alabilecektir" dedi.
Bunu bekliyordum.
Radikal'de iki ay önceki yazımda (7 Mart) bu ihtimale dikkat çekmiştim. "Devlet Bahçeli-Tayyip Erdoğan ittifakı mı?" başlıklı yazımda Bahçelinin o günlerdeki benzer çıkışının Cumhurbaşkanı'nın "başkanlık sistemi" ihtiyacına "ivme kazandırabileceği" ni belirtmiştim.
Gelişmeler bu doğrultuda yürüyor.
Erdoğan'ın önünde iki ihtimal vardı. Birincisi Bahçeli ile anayasa ve başkanlık sistemi konusunda işbirliği yapmak, o da olmazsa erken seçim şansını denemek.
Aradan Davutoğlu'nu çıkardığı için şimdi eli daha rahat.
Bahçeliye gelince; onun da parti üzerindeki hakimiyeti sürdürebilmesi için, yeni hamlelere ve yeni siyasi başarılara ihtiyacı var.
iki ay önceki yazımda şöyle demiştim: "CHP, tüm yollan kapattı.
'Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun çalışmasını da bloke etti. (...) Cumhurbaşkanının önündeki ikinci yol, bir 'erken seçim' planıdır.
Bir erken seçimde, HDP'nin barajı aşamaması mümkün. MHP'nin de zorlanacağı ortada. Meclis, anayasa nedeniyle kilitlenip, yeni bir erken seçime yönelirse, Bahçeli bu durumdan en büyük zararı görebilir, içi bu kadar sorunlu bir partinin seçim başansı gösterme ihtimalinden söz edilemez. Böyle bir senaryoda, Bahçeli'nin siyasi hayatının sonu gelebilir." Yazımı şöyle bağlamıştım: "Buna karşın, başkanlık sistemi, yeni anayasa ve referandum konusundaki bir işbirliği; hem Erdoğan'ı hem Bahçeli'yi rahatlatabilir."
Kazan kazan
Bahçeli ile Erdoğan arasında "kazan kazan" şeklinde gelişen bir işbirliğinin koşulları olgunlaşıyor.
Bu işbirliği aynı zamanda bir AK Parti-MHP ittifakının da oluşmasını sağlar mı?
Dokunulmazlıkların kaldırılması ve PKK ile HDP'yi hedef almak noktasında benzer davrandıklarını görebiliyoruz.
Davutoğlu'nun tasfiyesi, Erdoğan'ın alanını geliştirirken, MHP ile işbirliği, daha milliyetçi-muhafazakar-statükocu bir Türkiye anlamına gelebilir.
Bahçeli, "güçlü iktidar"ı milli bir ödev olarak ele alıyor.
Gelişmeler beklenen yönde ilerliyor.
Yine de siyasette gelişmeleri kesin olarak görmek yanıltıcı olabilir.
***
Aptalı oynama lüksümüz kalmadı ki / Erol Manisalı / Erol Manisalı
•Parlamento’suz ve parti’siz bir düzene götürü-
lüyoruz.
•AKP’nin ne olacağına bir kişi karar veriyor.
•HDP Meclis’ten dışlanıyor.
•MHP’nin kongresi “engellendiği için”, baraj altı
kalmaya itilmek isteniyor.
•CHP gerekli atılımları yapamıyor, “statükocu” konumuna sokuluyor.
Sistem kilitlenmiş durumda, “ülke sanki kendini yok etmeye programlanmış bir bilgisayar” gibi.
Bu konuma gelmemizde etkili olan faktörler şunlardır;
1) AKP’nin tek adama bağlanmış olması.
2) MHP’nin başında tek adam olarak Bahçeli’nin “oturtulması”.
3) PKK-HDP ortaklığı.
4) CHP’nin gerekli atılımları yapamaması.
Nereye götürür?
Bu tablo ülkeyi karanlığın ve bölünmenin içine götürür;
•HDP, “PKK ile ortaklığından vazgeçemez ve Meclis dışına itilirse”, Demirtaş’ın tehdit yollu söylediği gibi, “kendi meclisini kurma girişimleri başlar”. Bu girişimleri kabule hazır küresel güçler kapıda hazır bekliyorlar.
Ergenekon ve Balyoz kumpasları zaten bunun için yapılmadı mı?
•Ülke zaten iç çatışmaların ve dış saldırıların içinde; bu süreç hem derinleşir hem yaygınlaşır.
•AKP ve ülkenin bir kişinin denetimine girmesi için legal(!) olarak da ortam hazırlanıyor.
•Lozan’a, Cumhuriyet devrimlerine ve Atatürk’e baştan beri zaten karşı olan iç ve dış güçler amaçlarına ulaşmış olurlar Meclis’in başına “getirilenlerin” nasıl ve neden geldiğinin yanıtı da verilmiş olur.
2002 Kasım seçimlerine yol açanlar ile bugün Meclis Başkanı’nı seçtirenler aynı kişiler değil mi? Bahçeli değil mi?
Tablo nasıl değişir?
Bu çok karanlık gidişi ve bölünmeyi ancak “güçlü hale getirilmiş bir CHP” ile Meral Akşener’in başına geçtiği bir MHP kurtarabilir. Zaten bu nedenle her iki gelişmenin de önü kesilmek isteniyor.
Bütün mesele iç dinamikler bu yönde bir gidişe doğru yönlendirebilecekler mi? Bu toplumsal beceriyi gösterip “Körfezleşmek”ten kurtulup Avrupalı değerlere doğru yönelebilecek miyiz?
Bugün yaşadığımız kaos ortamından ve kutuplaşmadan yararlananlar kimler;
1) Türkiye’yi bir iç çatışmaya sürükleyip bölmek ve “Suriyeleştirmek” isteyenler.
2) Demokrasiden tamamen uzaklaşıp tek adamlı ve dinci bir rejim kurarak Cumhuriyet’i tersyüz etmeye çalışanlar.
Davutoğlu’nun gönderilişi ile zaten fiilen yürüyen “tek adamlı sistem” şimdi hukuki olarak da “meşrulaştırılmaya” çalışılacak.
Böyle bir sonuç Türkiye’yi yarın, kesin olarak “Suriyeleşmeye” götürür. Akılları hâlâ başlarında kalanlar bu gerçeği görmek ve gereğini yapmak zorundalar.
***
22 Mayıs’taki kongrenin düşük profilli adayını açıklıyorum / Yılmaz Özdil / Sözcü
Partide güya hiç sorun yoktu.
Şak… Genel başkan uçtu.
Kendisi için bile sürpriz oldu.
Kendi isteğiyle bırakmadı.
İltifaya mecbur bırakıldı.
*
Demokrasi tarihimiz açısından dönüm noktasıydı. Seçimle gelmiş meşru bir genel başkan, tarihte ilk kez seçimle değil, birisinin talimatıyla makamından ayrılmak zorunda kaldı.
Hiç vakit kaybedilmedi.
Kongre tarihi belirlendi.
En çabuk hangi gün olabilirdi?
22 mayıs müsaitti.
Halk iradesi falan hikayeydi.
Parti yeniden dizayn edilecekti.
Düşük profilli biri aranıyordu.
Son ana kadar saklandı.
Kongreye üç gün kala…
Yeni genel başkan adayı açıklandı.
Kral öldü, yaşasın kral'dı…
Eski genel başkanı boşverip, yeni genel başkanı omuzlara almaları iki saniye bile sürmedi. Eski genel başkanın yakın adamları bile ölenle ölünmez deyip, yeni yönetimden koltuk kapma yarışına girişti.
Tek aday gösterildi.
1246 delege vardı.
Bütün delegeler biat etti.
Hiç fire verilmedi.
1246 oyla seçildi.
Kahin değilim ama…
Gayet net biliyorum.
Çünkü…
Kılıçdaroğlu aynen böyle seçildi!
Tam 22 Mayıs'ta.
22 Mayıs 2010'da.
Dolayısıyla…
Altı defa seçim kaybedilmesine rağmen hâlâ “Tayyip Erdoğan'ın aradığı düşük profilli isim kim acaba?” diye merak eden yeni chplilere, daha nice hayırlı düşük profiller dilerim.
***
BAŞBAKAN’IN ‘GİTME’ SIRRI!. / Mehmet Tezkan / Milliyet
Zirvede anlaşmazlık olduğu açık net de Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın hangi konuda ters düştüğü muamma..
Çok şey yazıldı çizildi ama sebep şudur diye iddialı söz söyleyen olmadı..
Başbakan konuşmuyor.. Çevresi konuşmuyor..
Cumhurbaşkanı sessiz kalıyor.. Çevresi açıklama yapmıyor.. Tüyo vermiyor..
Başbakan’ın ani vedası hâlâ sırrını koruyor..
***
Şunu biliyoruz.. Adıyaman İl Başkanı yüzünden gitmediğini biliyoruz.. Adıyaman İl Başkanı’na yaptığı atama yüzünden yetkilerinin tırpanlanmadığını da biliyoruz..
Bu, buz dağının görünen yüzüydü..
Medyaya yansıtılan tarafı..
Ya görünmeyen tarafı?
Buz dağının derinlikleri!.
Sır dediğim bu..
***
Kimi, AB ile yaptığı geri dönüş anlaşması nedeniyle gitti diyor..
Kimi, vize muafiyeti için ağır şartları kabul etti.. Kendine başarı öyküsü çıkarmak için terör yasasında değişiklik yapma sözü bile verdi, asıl sebep bu diye iddia ediyor..
Kimi, Avrupa’ya teslim olduğunu söylüyor..
Kimi, Obama’dan randevu istemesini gösteriyor..
Kimi, dış politikayı tek başına şekillendirmeye kalktığına dikkati çekiyor..
Kimi, tek bir sebep yok, tümünü gösteriyor.. Birikmiş bir yığın sorun olduğuna işaret ediyor..
***
Şu sıcak günler geçsin.. Davutoğlu İstanbul’a dönsün, köşesine çekilsin, yeni başbakanla yola çıkılsın, tansiyon düşsün, siyaset rahatlasın, bir gün asıl sebebi öğreniriz herhalde..
Sır olmaktan çıkar herhalde!..
***
Peki, bundan sonra ne olacak?
Şunu söylüyorlar, yazıyorlar..
Çift başlılık ortadan kalkacakmış.. Sadece bürokrasi değil, ekonomi de rahatlayacakmış..
Paralel yapı ve PKK ile mücadele hızlanacakmış..
Davutoğlu, Türkiye’nin önünde ne büyük engelmiş de haberimiz yokmuş..
***
Geçiş dönemi ve gelişmeler! / Güngör Mengi / Vatan
Başbakan Davutoğlu hükümetinden sonra, yapılacak kurultay sonunda kurulacak olan 65’inci hükümetle birlikte Türkiye için bir “geçiş dönemi modeli” uygulanacakmış.
Habere göre; iki ayda bir yerine ayda bir kez “bakanlar kurulu Beştepe’de toplanacak” ve bunun dışında ayda iki kez daha Kurul’a başkanlık edecek deniyor.
Atama yetkilerinin de “Başbakan’dan alındığı” düşünülürse ve o dönemde yapılamayan “valiler, emniyet müdürleri, il müftüleri, müsteşar atamaları”nın bundan sonra kısa sürede yapılacağı bilgisi göz önüne alınırsa başbakan yetkilerine Cumhurbaşkanı’nın sahip olacağı görülür.
Yani “başkanlık sistemi” referandum veya Meclis kararı beklenmeden fiilen başlatılmış olacak.
Hukukçular ne diyor?
Konu tamamen hukukla, mevcut parlamenter sistemin değişmesiyle ilgili olduğu için “bu gelişmenin hukuken ne anlama geleceğini” anayasa hukukçularıyla konuşma gereği duydum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın baştan beri “siyasi, partili bir cumhurbaşkanı olacağı”nı anlatan konuşmalarından başlayarak şunları anlattılar.
- 2007 referandumunda anayasa “cumhurbaşkanını halkın seçmesi” yönünde değiştirildi.
- Bununla birlikte o anayasa değişikliği “cumhurbaşkanı yetkilerinde bir değişiklik” yapmadı.
- Yani; Mevcut Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı Sezer ve ya Gül’ün kullandığı yetkilerle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yetkileri aynıdır.
- Buna aykırı bir gelişme “anayasasızlaştırma” eylemi olacaktır.
Kurul’a başkanlık
-Cumhurbaşkanları ancak olağanüstü dönemlerde, OHAL ilan edilecek veya bu yönde kararname çıkarılacaksa devreye girebilir. Örneğin Sezer ve Gül Kurul’a başkanlık etmemişlerdi.
- Anayasa’ya göre Bakanlar Kurulu ve Başbakan icra makamıdır, bu nedenle parlamentoya karşı sorumludur. Anayasa “siyaset oluşturma yetkisini bakanlar kuruluna vermiştir, cumhurbaşkanları siyasi aktör değildir”.
- Eğer yeni hükümetle birlikte fiilen bir başkanlık sistemi uygulaması yapılacaksa bu net şekilde “Anayasa’nın tamamen devre dışı bırakılması” demektir diyorlar.
Rafa kaldırılıyor!
Hukukçular, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halk oyuyla seçilmesinden sonra “Parlamentoyu bekleme odasına aldık” sözünü hatırlatarak bunun “Anayasa’nın bazı hükümlerini dondurduk” demek olduğunu, “Geçiş dönemi modeli” ile “Parlamentonun yanında Anayasa’nın rafa kaldırılmış olacağını” vurguluyorlar.
Yeni hükümet kurulduktan sonra atılacak adımların “hukuk devleti” ilkesine uygun olması için mutlaka anayasa hukukçularının görüşleri şimdiden alınmalıdır.
“Anayasal karşılığı olmayan, hukuk dışı sayılacak” iddiaları çıkıp televizyonlardan kendi kafalarına göre yorumlayan gazeteciler, siyasetçiler iktidar partisini yanlış yönlendirme veya halkta yanlış algılar yaratma hatasına düşüyorlar.
Aynı hata “MHP kongresi konusunda mahkemenin verdiği kararı ilçe mahkemeleriyle değiştirme” çabalarında veya Can Dündar-Erdem Gül için Anayasa Mahkemesi’nin “yaptıkları gazeteciliktir” kararını hiçe sayan mahkeme kararında göze çarpıyor.
Mahkeme kararları ve hukuk itibarsızlaştırılacaksa “yeni bir anayasa” neyi değiştirebilir ki?
***
Akillerin dilleri nereye kaçtı? / Can Ataklı / Korkusuz
Bİ SORALIM BAKALIM
Akillerin dilleri nereye kaçtı?
Çok değil bundan üç yıl önce AKP iktidarı Güneydoğu sorununa bir başka bakıyordu.
İktidara göre Türkiye'de barışın sağlanmasını “darbeciler” önlemişlerdi.
PKK terör örgütüydü ama geçmişte çok hatalar yapıldığı için iş bu noktaya gelmişti. terörist öldürmekle sorun çözülemezdi, yapılması gereken kalıcı bir barış sağlanmasıydı.
Bu amaçla terör örgütünün liderleriyle çok üst düzey görüşmeler pazarlıklar başlatılmıştı. İmralı'daki terör örgütü lideriyle müzakereler yapılırken, örgütün dağdaki ve Avrupa'daki yöneticilerine de devlet yetkilileri bizzat gidiyor beklenti ve taleplerini öğrenmeye çalışıyorlardı.
Dönemin Başbakanı Erdoğan Apo ile görüşmeler yapıldığını önce inkar etse ve “Bunu yapan şerefsizdir” dese de sonra durumu kabullenmiş ve “bu uğurda gerekirse şeytanla bile görüşürüz” ifadesini kullanmıştı.
Artık barış süreci başlatılmıştı, bundan dönüş yoktu, Erdoğan “seçim kaybetmeyi bile göze aldığını” belirterek “Bu davadan kendisini hiçbir şeyin döndüremeyeceğini” söylüyordu.
Açılım nedeniyle terör örgütü büyük bir özgürlük kazanmıştı. Güvenlik güçlerine teröristlere karşı operasyon yapılmaması emri verilmiş, askerin tüm talepleri de valiler kanalıyla reddedilmişti.
Öyle ki askeri birliğin içine kadar girip gönderdeki Türk bayrağını indirenlere bile dokunulmuyor, eleştirenlere “siz barışı istemiyorsunuz, çünkü siz darbecisiniz, ırkçısınız” deniyordu.
2008'de gizlice başlatılan bu barış süreci 2013'te 63 tanınmış AKP'li ya da yandaşının “Akiller Grubu” olarak Türkiye'nin her yerinde “terörle pazarlıkları meşru gösterme propagandası yapmaları” için görevlendirilmeleriyle en üst noktasına çıktı.
Bu 63 kişi Türkiye'yi karış karış gezerek pazarlıkları ve sonuçlarının Türkiye'ye sağlayacağı yararları anlattılar.
Sonra 7 Haziran 2015 seçimleri geldi. AKP tek başına iktidar olma özelliğini yitirdi. Paniğe kapıldı. terörün fitilini ateşledi.
O günden bu yana 500'ün üzerinde yiğit evladımızı şehit verdik. Bir o kadar masum insan bombalarla öldürüldü. 5 binin üzerinde Türk vatandaşı da terörist olduğu için öldürüldü.
Terörle pazarlığın erdemlerini anlatan “Akiller Grubu” 7 Haziran seçimlerinden beri ortada yok.
Bunca terör olayı, bunca acı kayıp ve kapanması çok zor yaraların açılmasına rağmen dilleri bir yere kaçmış gibi susuyorlar.
Bu durumda o 63 kişiye hepimizin sorması gerek; “Arkadaşlar neredesiniz. Aylarca barış barış diye Türkiye'yi gezdiniz. Şimdi gelinen durum sizin de suçunuz değil mi? Eğer o gün yaptıklarınızın doğru olduğuna inanıyorsanız bugün neden sessiz kalıyorsunuz? Biraz onurunuz, biraz cesaretiniz yok mu? Örneğin tekrar bir araya gelip ortak bir bildiri yayınlamayı düşünüyor musunuz?”
Soruyorum da, o karakterlerin cevap vermeyeceğini bilmemiz de şaşırtıcı değil.
Akiller kimlerdi gelin hatırlayalım
Terör örgütüyle sıkı fıkı olunduğu günlerde iktidar 63 kişilik bir “Akiller Heyeti” kurmuştu. Tamamı AKP'li, AKP'ye yakın veya karşı devrimci olan 63 kişi 7 bölgeye 9'arlı gruplar halinde dağıtılmıştı.
Her türlü masrafları devlet tarafından karşılanan bu kişiler görev yerlerinde PKK ve Abdullah Öcalan ile anlaşılması gerektiğini, Türkiye'nin ancak bu yolla barışa kavuşabileceğini anlatmışlardı.
Şimdi pek çoğu hiç ortalarda görünmeyen bu akillerin kimler olduğunu gelin bir hatırlayalım;
AKDENİZ BÖLGESİ
1. BAŞKAN: RİFAT HİSARCIKLIOĞLU
2. BAŞKAN VEKİLİ: LALE MANSUR
3. SEKRETER: TARIK ÇELENK
4. KADİR İNANIR
5. NİHAL BENGİSU KARACA
6. ŞÜKRÜ KARATEPE
7. MUHSİN KIZILKAYA
8. ÖZTÜRK TÜRKDOĞAN (İHD)
9. HÜSEYİN YAYMAN
DOĞU ANADOLU BÖLGESİ
1. BAŞKAN: CAN PAKER
2. BAŞKAN VEKİLİ: SİBEL ERASLAN
3. SEKRETER: AYHAN OGAN
4. MAHMUT ARSLAN (HAK-İŞ)
5. ABDURRAHMAN DİLİPAK
6. İZZETTİN DOĞAN
7. ABDURRAHMAN KURT
8. ZÜBEYDE TEKER
9. MEHMET UÇUM
EGE BÖLGESİ
1. BAŞKAN: TARHAN ERDEM
2. BAŞKAN VEKİLİ: AVNİ ÖZGÜREL
3. SEKRETER: ARZUHAN DOĞAN YALÇINDAĞ
4. VEDAT AHSEN COŞAR (TBB)
5. EROL EKİCİ (DİSK)
6. HİLAL KAPLAN
7. FUAT KEYMAN
8. FEHMİ KORU
9. BASKIN ORAN
GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ
1. BAŞKAN: YILMAZ ENSAROĞLU
2. BAŞKAN VEKİLİ: KEZBAN HATEMİ
3. SEKRETER: MEHMET EMİN EKMEN
4. MURAT BELGE
5. FAZIL HÜSNÜ ERDEM
6. YILMAZ ERDOĞAN
7. ETYEN MAHÇUPYAN
8. LAMİ ÖZGEN (KESK)
9. AHMET FARUK ÜNSAL (MAZLUM DER)
İÇ ANADOLU BÖLGESİ
1. BAŞKAN: AHMET TAŞGETİREN
2. BAŞKAN VEKİLİ: BERİL DEDEOĞLU
3. SEKRETER: CEMAL UŞŞAK
4. VAHAP COŞKUN
5. DOĞU ERGİL
6. EROL GÖKA
7. MUSTAFA KUMLU (TÜRK-İŞ)
8. FADİME ÖZKAN
9. CELALETTİN TAŞ
MARMARA BÖLGESİ
1. BAŞKAN: DENİZ ÜLKE ARIBOĞAN
2. BAŞKAN VEKİLİ: MİTHAT SANCAR
3. SEKRETER: LEVENT KORKUT
4. MUSTAFA ARMAĞAN
5. ALİ BAYRAMOĞLU
6. AHMET GÜNDOĞDU
7. HAYRETTİN KARAMAN
8. HÜLYA KOÇYİĞİT
9. YÜCEL SAYMAN
KARADENİZ BÖLGESİ
1. BAŞKAN: YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ
2. BAŞKAN VEKİLİ: VEDAT BİLGİN
3. SEKRETER: FATMA BENLİ
4. ŞEMSİ BAYRAKTAR (TZOB)
5. KÜRŞAT BUMİN
6. ORAL ÇALIŞLAR
7. ORHAN GENCEBAY
8. YILDIRAY OĞUR
9. BENDEVİ PALANDÖKEN (TESK)
***
ŞampiSon / Mehmet Demirkol / Fanatik
Abdullah Avcı’nın top rakipteyken mükemmel daralan takımı, Fenerbahçe’ye nefes alacak yer bırakmadı. İlk yarıda yapamadığını, ikinci yarıda çok iyi yapıp buna çok iyi açılmayı da ekleyince sonuç aslında belli oldu. Ancak Abdullah Avcı bununla yetinmedi. Ek bir hamlesi daha vardı. Volkan Şen’in karşısında olağanüstü oynayan Bekir’e Mahmut’u destek adamı olarak verdi, Nani’nin kanallarını Mossoro’nun da desteğiyle kapattı. Volkan adam geçemez oldu. Mehmet Topal ve Souza adam geçme ve ara paslar konusunda tedirgin davranıp alan boşaltamayınca da Fenerbahçe son 20 dakikaya kadar oyunu hiç ama hiç akıtamadı.
Volkan tartışmaları bitirdi
Artanları da Volkan kapattı. Babacan olanı. Van Persie ve Fernandao’nun çıkması imkansız kafa vuruşlarını çizgi üzerinde çıkarmakla kalmadı... Van Persie’nin penaltısını kurtarmakla da yetinmedi, penaltı şutunu tuttu. Ve milli takım eldivenleri tartışmasını da toptan kapattı. Bezdirici bir performans sergiledi. Üç haftadır övgüler düzdüğümüz Pereira’yı bu maç üzerinden eleştirmek mantıklı olmaz. Aynı kadro sahadaydı. Aynı oyunu oynamak istiyordu. Fakat bu oyunu sindirmiş bir rakibe karşı 3 haftalık bir oyunu maç içinde modifiye etmek kolay değil. Aslında hiçbir şartta bu oyunu modifiye etmek kolay değil. Alper’i çıkarıp Fernandao’yu oyuna aldığınız anda, yüksek oynamak için şansınız artıyor. Ama dönenleri toplamak zorlaşıyor. Geri koşmak zorunda kalıyorsunuz. Ve Nani ve Volkan’ı geri koşturmak çok zor iş. Pereira şampiyon olsaydı da ayrılması gerektiğini düşünüyordum. Ama bu maç için onu suçlamam.
***
Beşiktaş hak etti / Rıdvan Dilmen / Sabah
Ligde hak edilmiş bir tablo var. Şu anda bu tablo futbolun adaletli bir oyun olduğunu bizlere gösteriyor.
Dünkü maç aslında akşam 8'de değil, önceki akşamki derbide başladı... Şenol Güneş'in rakibin o dakika itibariyle 4 puan önündeyken çift forvete dönmesiyle başladı esas olarak. Güneş, Cenk ve Gomez'e döndü, golü buldu. Sonrasında Necip'i soktu ve skoru tuttu. Dünkü yazımda şunu yazmıştım, Samandıra'da 76-77 dakika, "Evet puan kaybı geliyor" derken oyuncuların enerjisi düşmüştür, takımın motivasyonu kalmamıştır.
Fenerbahçe adına deplasmanlarda bu takıma 28 puan çok bile. Beşiktaş 36'yı hak etti ama Fenerbahçe adına çok.
Başakşehir'de iyi bir iskelet var. Kaleci Volkan Babacan'dan önündeki savunma hattına, ileriye dek... Böyle bir takıma gidiyorsun, iki seçenek var:
A- Aynı düzende devam edeyim, B - Risk alayım, kazanma şansımı artırayım. Ben antrenör olsam gerekirse 2-0 kaybetmeye oynarım, çift forvet oynarım, yetmedi orta sahaya da Ozan'ı koyarım.
20. haftada olsak böyle çık Başakşehir deplasmanına ama artık her şey elden gidiyor, teknik direktör risk almalı. Başakşehir'in ilk golü klasik kontrataktı, Visca'nın vuruşunu güzelleştirdi Volkan. Kenardan gelen toplarda enteresandır, Fenerbahçe avantaj sağladı. 75'te penaltı geldi, daha da zaman var, 2-1 olabilir derken penaltı kaçtı. Bu saatten sonra şampiyon Beşiktaş'tır.
Beşiktaş'ta Atiba ile Oğuzhan merkezde oynuyor, Fenerbahçe, Topal-Souza ile, düşünün.
Fenerbahçe baskıyı kurduğu zaman bu ikili önde baskıyı yapamıyor. Ozan Tufan oynasa Şenol Güneş takımından gelme alışkanlığıyla bunu yapardı. Topal-Souza daha fizikli diye daha çok top kapar zannedersin ama Atiba ile Oğuzhan önde basıp aldığı için daha kolay kapatıyorlar. Böyle olunca stoperler de geniş alanda yakalanınca defoları ortaya çıkıyor.
Devre arasında müdahaleni yapman lazım, beraberlikte de gidiyor şampiyonluk...
Ne oldu, değiştirmedin, aynı takımla da yedin golü. 2-1'den sonra Visca yok muydu, vardı. Doka yok muydu, o da vardı. Yarım kere geldiler 2-1 sonrası çünkü işin içine psikolojik faktörler de devreye giriyor. Formda olan bir takımla başlamak ne kadar doğru bir hareketse lig biterken, devre de berabereyken antrenörlüğünüzü yapacaksınız.
Ligin birincisi hak eden Beşiktaş, ikincisi hak eden Fenerbahçe, üçüncü Konyaspor, dördüncü Başakşehir... Ligde hak edilmiş bir tablo var. Şu anda bu tablo futbolun adaletli bir oyun olduğunu bizlere gösteriyor.
34 haftalık maratonda en iyi futbol oynayan takım lider, yine oynamaya çalışan Fenerbahçe ikinci. Onun dışında dolu dolu bir 32 hafta geçirdik. Fenerbahçe taraftarı için tabii ki kötü bir son oldu ama oyuncular yine ellerinden ne geliyorsa yapmaya çalıştılar.
Güçlü oynayan, istikrarlı oynayan, ağlayan, coşan, sevinen, terleyen Beşiktaş şampiyonluğu bence hak etmişti.
Matematiksel olarak olmasa da ben Beşiktaş'ın şampiyonluğunu kutluyorum.