Bahçeli'nin "beka" sorunu!
MHP Genel Başkanı’na göre 15 Temmuz darbe girişiminden sonra askeri hastanelerin kapatılması bir beka sorununa işaret ediyor. İnsan şaşırıyor hâliyle; 10 yıl oldu, Bahçeli yeni mi fark etti diye!
Ancak öte yandan Bahçeli’yi de uyarmak isterim: Bu konu madem beka sorunu yaratacak kadar önemli, bunu niye bize söylüyor? Koalisyon ortağı ile buluşup konuştuklarında ona söylese daha iyi olmaz mı? Ya da Meclis’e bir kanun teklifi verseler ve komisyonlarda filan bunu tartışsalar?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin “TBMM grubunda düzenlediği mitingde” Türkiye’nin bir beka sorunundan söz etti.
Çok uzun süredir partilerin TBMM Grup toplantıları bir tür mitinge dönüştü.
Gazeteciliğe başladığım yıllarda grup toplantılarında neler konuşulduğunu öğrenebilmek için Meclis’te fır döndüğümü hatırlıyorum. Grup başkanvekillerinin odalarına, kuliste çay içenlerin, lokantada yemek yiyenlerin arasına karışıp kurcalardık; önemli bir şey oldu mu diye.
Artık grup toplantılarının bir anlamı yok, çünkü lider konuşuyor, alkışlanıyor, konuşması televizyonların meşrebine göre canlı yayınlanıyor ve bitiyor.
Zaten uzun süredir “milletvekili” denilen canlı türünün de bir işlevi yok.
Çoğu zaman neye parmak kaldırdıklarını bile bilmiyorlar, lütfedip Genel Kurul'daki konuşmaları bile dinlemiyorlar. Hepsi değil tabii, çoğu diyeyim.
Bu konuya yine döneriz, bu yazının konusu Bahçeli’nin “Türkiye’nin bekasından” endişelenmesi!
“Beka” dilimize Arapçadan geçmiş bir kelime. Siyasette kullanıldığı zaman “Türkiye’nin toprak bütünlüğünün, anayasal düzeninin ve bağımsızlığının iç ve dış tehditlere karşı korunarak varlığının ve ilerdeki yüzyıllarda da kalıcılığının sürdürülebilmesi” durumunu tarif ediyor.
Yani çok önemli bir durum olmalı ki şu biricik devletimizin geleceğini tehlikeye düşürsün.
MHP Genel Başkanı’na göre 15 Temmuz darbe girişiminden sonra askeri hastanelerin kapatılması böyle bir beka sorununa işaret ediyor!
İnsan şaşırıyor hâliyle; 10 yıl oldu, Bahçeli yeni mi fark etti diye!
Askeri hastaneler, rejimin paranoyasının sonucu olarak kapatılırken bunun yanlış olduğunu eski askerler ve sağlıkla ilgili kişiler çok söylemişlerdi ama otokrasilerde herkes kendisi söyler, kendisi dinler, otokratın dediği olur.
O günden bugüne kitlesel bir askeri sağlık sorunu da yaşanmadı; bizlerden saklamadılarsa tabii.
Yani aslına bakarsanız MHP Genel Başkanı hayli abartmış!
Bu devlet, askeri hastaneler kapatıldı diye bir gelecek korkusu yaşayabilecek kadar güçsüz müdür?
Pek sanmıyorum.
Ancak öte yandan Bahçeli’yi de uyarmak isterim: Bu konu madem beka sorunu yaratacak kadar önemli, bunu niye bize söylüyor?
Koalisyon ortağı ile buluşup konuştuklarında ona söylese daha iyi olmaz mı? Ya da Meclis’e bir kanun teklifi verseler ve komisyonlarda filan bunu tartışsalar?
Biz vatandaşlar bu sözleri yarım kulak dinliyoruz, çoğu zaman diğer kulağımızdan çıkıp gidiyor. Çıkıp gitmese de bu sorunu çözebilecek pozisyonda değiliz.
Bahçeli gibi etkili bir siyasi lider bunu çözebilecek pozisyondayken niye çözmeye gayret etmiyor da şikâyet ediyor; anlayamadığımı söylemeliyim.
Aslına bakarsanız Bahçeli, bu “beka” meselesinden bahsetmeyi de çok seviyor.
Ona göre her şey eninde sonunda gelip beka meselesine dayanıyor.
Dijitalleşmeden tutun da sosyal medyaya, siyasi istikrara kadar her şey bu devletin beka sorunu olabiliyor.
Pamuklara sarıp, saklasak yeridir yani, devletimiz o kadar kırılgan!
Oysa Bahçeli’nin dikkat çektiği tali meselelerden çok daha önemli şeyler var, onlardan hiç söz etmiyor.
Mesela Türkiye’nin bir Anayasası yok. Kâğıt üzerinde var da gerçekte yok. Erdoğan’ın iki dudağının arasında. Bahçeli sus pus.
Yargı bağımsızlığını tamamen yitirmiş, keyfilik alıp başını gitmiş, Bahçeli’den çıt yok!
Kamu kurumlarında liyakatın yerini tarikat bağlantısı almış, Bakanlıklar İçişleri'nden tutun da Milli Eğitim’e, Sağlığa kadar tarikatların güç gösterme alanına dönmüş, Bahçeli tespih sallıyor!
Ordunun tayin terfi düzeni giderek siyasallaşıyor, Bahçeli antika arabasıyla geziyor.
Türkiye’nin eğitimli insanları bir fırsatını bulunca yurt dışına kapağı atıyorlar, Bahçeli farkında değil gibi.
Türkiye en üstün olduğu sanayi dallarında rekabet gücünü kaybediyor, tekstil fabrikaları birer birer kapanıyor ya da yurt dışına taşınıyor. Bahçeli’nin ilgi alanına girmiyor.
Yabancı sermaye gelmediği gibi yerli sermaye yurtdışına kaçıyor, Bahçeli’den ses çıkmıyor.
Türkiye tek adam yönetimi altında kıyamete gidiyor, Bahçeli’ye göre beka sorunu olmuyor ama askeri hastaneler kapanınca devlet batma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Bahçeli’ye hatırlatmak isterim ki tarih sahnesinden silinip giden devletler bir günde batmadılar.
Önce kurumları çöktü, işlevlerini yitirdi, ardından büyük çöküş için dışardan bir fiske yetti.
Türkiye’nin bekasıyla gerçekten bu kadar ilgiliyse, dönüp bir geriye baksın: Türkiye, kurulmasına Bahçeli’nin öncülük ettiği bu rejimle nereden geldi, nereye kadar gidebilir?
* * *
Alkışı ne zaman bitireceğiniz önemli!
| AKP’lilere hatırlatayım; asla alkışı ilk kesip, yerine ilk oturan olmayın. Yan gözle çevrenizi süzün, birileri alkışı bitirdiğinde rahatlayıp, oturabilirsiniz. En az Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğulları kadar coşkuyla alkışlamayı ihmal etmeyin tabii! |
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve arkasında Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğulları
AKP geçtiğimiz hafta sonunda Sapanca’da bir “kamp” yaptı.
Partinin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı kamp, daha çok milletvekillerinin görüş ve düşüncelerini dinlenmesiyle geçmiş.
Nuray Babacan’ın Nefes’te yazdığına göre Cumhurbaşkanı üç saat süren kapalı toplantıya da iştirak etme lütfunu göstermiş. Bu yüzden eleştiriler, “kontrollü ve tutuk” bir şekilde dile getirilmiş.
Bu da normal, abuk sabuk konuşup, Cumhurbaşkanı’nın öfkesini çekmek kim ister ki? Hele iki sene içinde bir seçim de olacakken!
Babacan ilginç bir kulis bilgisi de aktarıyor, şöyle:
“Bu toplantıda da bazı grup yöneticilerinin abartılı coşkusu, diğer siyasileri zor duruma sokan hareketleri yine eleştiri konusu oldu. Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğulları coşkulu hallerinin dikkat çektiğini fark edince, “Ama ben doğru yerde alkışlıyorum” diye espri yaptı.”
Bunu okuyunca geçen yıl böyle bir toplantıdan sonra yazdığım yazıyı hatırladım.
Baktım, yine aynı isim: Muhammet Emin Akbaşoğulları!
O tarihte de Akbaşoğulları yüzünden toplantıya katılanlar beş dakikada bir ayağa kalkıp alkışlamak zorunda kalmışlar ve bundan çok şikâyetçi olmuşlar.
Ben de bunun üzerine Yuval Noah Hariri’nin Soljenitsin’den aktardığı bir anekdotu hatırlatmışım.
Bir daha yazayım ki AKP’lilere bir faydam dokunsun. Tekrar uyarayım: Önemli olan alkışı başlatmak değil, alkışlamayı ne zaman kesebileceğinizi bilmek!
Buyurun anekdotumuz şöyle:
Stalin dönemi Sovyetler Birliği’nde bir parti toplantısında izleyiciler Stalin’i alkışlamaya başlamış.
Alkış bitmek bilmiyormuş, çünkü kimse “alkışı ilk bırakıp yerine oturan kişi” olarak fişlenmek istemiyormuş.
Zaten gizli polis de bu amaçla salonda ajan bulunduruyormuş; alkışlamayı ilk bırakacak kişinin kim olacağını takip etmek için!
Alkış dakikalar boyunca sürmüş. Sonunda birbirine vurmaktan yara olan eller, ayakta durmaktan dizlerde tükenen derman derken bir fabrika müdürü alkışı bırakıp, yerine oturmuş.
Soljenitsin’in anlattığına göre o kişi o gece gözaltına alınıp, Gulag’a sürgüne gönderilmiş.
Elbette Erdoğan, Stalin değil, kendisini tenzih ederim.
Ama yine de AKP’lilere tekrar hatırlatayım; asla alkışı ilk kesip, yerine ilk oturan olmayın.
Yan gözle çevrenizi süzün, birileri alkışı bitirdiğinde rahatlayıp, oturabilirsiniz.
En az Akbaşoğulları kadar coşkuyla alkışlamayı ihmal etmeyin tabii! Gönülsüz yapılan alkışın kimseye yararı olmaz, haberiniz olsun.
Mehmet Y. YılmazT24 Yazarı






YORUMLAR