Barış Pınarı Harekâtı neleri gösterdi?

Barış Pınarı Harekâtı ile başlayan süreçte yaşananlar baş döndürücü. Önce ABD Başkanı Donald Trump’ın 9 Ekim tarihli mektubu gecikmeli de olsa basına yansıdı

Barış Pınarı Harekâtı neleri gösterdi?

Barış Pınarı Harekâtı ile başlayan süreçte yaşananlar baş döndürücü. Önce ABD Başkanı Donald Trump’ın 9 Ekim tarihli mektubu gecikmeli de olsa basına yansıdı

Barış Pınarı Harekâtı neleri gösterdi?
23 Ekim 2019 - 08:14

Aynı gün ABD heyeti Ankara’ya geldi. 13 maddelik mutabakat imzalandı. Harekâta 120 saatliğine ara verildi. Bu gelişmeler, dış politikada nelerin olabileceğinin, nelerin olamayacağının görülmesi açısından önemliydi. Sıralayalım...
ABD’nin eğittiği, donattığı, desteklediği, “kara gücüm” dediği PKK-PYD-YPG terör örgütünden vazgeçmeyeceği, onu Türkiye’ye karşı koruyacağı, bölge ülkelerine karşı kullanmak üzere elinin altında tutacağı görüldü.
ABD’nin Irak’tan çıkmadığı gibi Suriye’den de çıkmayacağı, bu iki ülkedeki askeri varlığını, İran’ı kuşatmak, Türkiye üzerinde baskıyı sürdürmek, İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarını tahkim etmek, Kürt devleti kurmak, enerji kaynak ve güzergâhlarını denetlemek için koruyacağı görüldü.
Türkiye ile PKK-PYD-YPG terör örgütünü “okul bahçesinde kavga eden iki çocuğa” benzeten, “Biraz kavga etmeleri gerekiyordu, sonra ayırdım” diyen ABD Başkanı Trump’ın mektubunda, sosyal medya paylaşımlarında, basına verdiği demeçlerde, Türkiye’nin terör örgütünü muhatap alması, tanıması için Ankara’ya her yoldan basınç uygulamaya devam edeceği görüldü.
ABD’nin Türkiye’nin iç ve dış politikası, sivil ve asker bürokrasisi, ekonomisi üzerindeki etkisinin boyutları bir kez daha görüldü.

Emperyalizmin güdümündeki sahte solcular
Rusya’nın Suriye’de özerklik veya federasyon içeren bir çözüme, Türkiye ve İran kadar usulden ve esastan karşı çıkmadığı, farklı araç ve yöntemlerle de olsa PKK-PYD-YPG terör örgütünü desteklediği görüldü.
“Açılım süreci” denen çözülme, çürüme ve çöküş sürecinin Türkiye’ye ne denli zarar verdiği, terör örgütünü ne kadar cesaretlendirdiği, terörü etkisiz kılmanın yolunun terörle müzakereden değil, mücadeleden geçtiği görüldü.
Solda geçinen ve soldan geçinen kimi siyasetçi ve gazetecilerin, ABD emperyalizminin maşası PYD terör örgütünü, ABD ve AB ağzıyla, “IŞİD’le savaşan seküler özgürlük savaşçıları” olarak alkışlamasının, laiklik ve sekülerizm arasındaki farkı bilmemeleri bir yana, nasıl da emperyalizm işbirlikçiliğine kadar vardığı görüldü.
İktidar blokunun, kraldan çok kralcı bir tutumla desteklediği Arap rejimlerinin ve onların çatı örgütü Arap Birliği’nin Türkiye karşıtı tavrının (ABD, AB ve İsrail’den farkı yoktu), aralarındaki onca çelişkiye rağmen, Türkiye karşıtlığı söz konusu olunca, Arap liderleri nasıl buluşturduğu görüldü.
Suriye sorununun, Şam’la görüşmeden çözülemeyeceği görüldü.
Güçlü ve üretken ekonomi olmayınca bağımsız dış politikanın mümkün olmadığı, Atatürk’ün sözleriyle “iktisatsız, istiklalin olamayacağı” bir kez daha görüldü.

Cumhuriyet Barış Doster 


YORUMLAR

  • 0 Yorum