Bence bir mektup da Erdoğan ister!
AB’ye “gözlerinizi kapatın, bizi üye yapın” demek yerine Erdoğan’a “Türkiye’nin hukuk düzenini AB seviyesine çıkarın” demek daha doğru olurdu. Türkiye’nin siyasi ve ekonomik olarak düze çıkabilmesi için önce hukukun bir silah olarak kullanılmasından vazgeçilmesi gerekiyor
Türk şirketleri ve girişimcilerini temsilen DEİK Avrupa İş Konseylerinin üyeleri Almanya’da yayımlanan Bild gazetesine tam sayfa ilan vererek, Almanya Başbakanı Merz’e, Türkiye’nin AB üyeliği için “paradigma değişikliği” yapmasını önerdiler.
Meğerse Türkiye’nin AB üyeliği Avrupa’nın “stratejik otonomisi ve küresel güç olma iddiası açısından” da zorunluluk haline gelmiş!
“Türkiye’nin demokrasi ve hukuk karnesine bakmaktan vaz geçin” diyemedikleri için “paradigmayı değiştirin” demek tabii daha şık duruyor!
“Helvaya helva deselerdi” çok çiğ bir durum olurdu.
İş adamları tabii yatırımlarını, servetlerinin geleceğini düşünüyorlar ki bu da doğal.
Ancak şunu söylemeliyim ki ümitlerini bağladıkları şey AB’nin “paradigma değiştirerek” Türkiye’yi üye olarak kabul etmesi ise bu mümkün olmayacak duaya âmin demek.
Her şeyden önce Türkiye, ayağına kadar gelen AB üyeliği fırsatını iki kere kaçırdı; bundan sonra benzeri bir fırsatın gelebilmesi için Avrupa’daki siyasi iklimin tamamen değişmesi gerek.
80 milyonluk, dini ve kültürü farklı koca bir ülkeyi AB içine almaya hevesli bir siyasi iklim ne zaman Avrupa’ya hâkim olur?
Falcı değilim ama görünür gelecekte mümkün değil.
İş adamları yatırımlarını ve servetlerini korumak, ekonominin büyümesini sağlamak istiyorlarsa önce Türkiye’nin “paradigma değiştirmesi” gerekecek.
Yani mektubun muhatabı aslında Almanya Başbakanı Merz değil, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan olmalı.
Bugün Türkiye’nin başındaki sorunların temeli, Erdoğan’ın tek adam yönetimi ve hukukun, iktidarın elinde bir silaha dönüşmüş olması.
AB’ye “gözlerinizi kapatın, bizi üye yapın” demek yerine Erdoğan’a “Türkiye’nin hukuk düzenini AB seviyesine çıkarın” demek daha doğru olurdu.
AB üyeliği hedefi geçmişte çok işe yaradı, bu hedefin kaybedilmemesini istemelerini anlayabiliyorum.
Ancak artık o dönemeci geçtik; Erdoğan önüne çıkan en büyük fırsatı, ideolojik saplantıları ve siyasi hedefleri için elinin tersiyle bir kenara itmekte tereddüt etmedi.
Türkiye’nin siyasi ve ekonomik olarak düze çıkabilmesi için önce hukukun bir silah olarak kullanılmasından vazgeçilmesi gerekiyor.
Onun için hazır kalemi almışken bir mektup da Erdoğan’a döşenmelerinde yarar var!
Nasıl? “Buna cesaret edemezler” diye mi aklınızdan geçirdiniz?
Ben de bunu söylüyorum zaten; sorunun temeli bu!
“İç cephe” meselesi!
| Bu ülkede “onlar, bunlar” diye tanımlanabilecek “ötekiler” var. Demek ki iç cephe bu “onlara, bunlara” karşı kurulacak! Ve delik açılmaması gereken şey bu cephe. Zaten bugün Türkiye’de bazı insanlara karşı “düşman hukukunun” uygulanıyor olmasının nedeni de bu. |
Recep Tayyip Erdoğan
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, savunma sanayisi fuarının açılış konuşmasında ulusal güvenliğin yalnızca savunma sanayisiyle değil toplumun birlik ve beraberliğiyle de doğrudan ilgili olduğunu vurguladıktan sonra “iç cephede gedik açılmışsa, millet ayakta kalamaz” dedi.
Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve gerekse koalisyon ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, zaman zaman bu “iç cepheden” söz ediyorlar.
Bu sözlere kulak verenler de söz konusu politikacıların toplumdaki demokratik uzlaşma zeminini geliştirmek istediğini filan zannediyorlar.
Bu konuda ihmal edilen şey şu ki bir yerde bir “cephe” varsa, o birilerine karşı kurulmuş olmalı.
Böyle birileri yoksa cephe filan da gerekmez çünkü.
“Hep birlikte karşı olunacak” olanlar kimlerdir?
İktidar koalisyonu yöneticilerinin ve başındakilerin bugüne kadar kullandıkları söyleme bakacak olursak bu ülkede “onlar, bunlar” diye tanımlanabilecek “ötekiler” var.
Demek ki iç cephe bu “onlara, bunlara” karşı kurulacak! Ve delik açılmaması gereken şey bu cephe.
Zaten bugün Türkiye’de bazı insanlara karşı “düşman hukukunun” uygulanıyor olmasının nedeni de bu.
Mesela Akbelen’de köyünün hukukunu savunmak isterken “güvenlik görevlisine görevini yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklanan Esra Işık, düşman hukuku uygulanmasının kurbanı.
Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater’in durumları da aynı.
Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ da ayı anlayışın kurbanı olarak hapisteler.
1 Mayıs gösterileri dağılırken polis şiddetine maruz kalanları, hakları ödenmeyen işçileri, hak aradıkları için polis ve jandarmadan şiddet gören sendikacıları da unutmayalım.
Söz ettikleri “iç cephe” bu insanlara karşı kurulmuş bir cephe.
Amacı da “milli birlik ve beraberlik” değil, Erdoğan’ın tek adam rejiminin sürüp gidebilmesi.







YORUMLAR