Bir katilden "kahraman" yaratma dramı!

Abdullah Çatlı’yı anlatan film, tam da kayıplarımızın yıldönümlerini geride bıraktıktan sonra vizyona girecek. Üstelik gerçekler eğilip bükülerek, bir kahramanlık anlatısı yaratılmaya çalışılarak. Ama en doğrusunu MİT’çi Eymür söylemişti

Bir katilden "kahraman" yaratma dramı!
07 Şubat 2026 - 10:41 - Güncelleme: 08 Şubat 2026 - 10:18

 

Çatlı’nın “kahramanlık” sayılan eylemleri için, “Devlet benim gözümde her şeyi yapabilir. Meşrudur. Benim için böyle. Ama işin içinde menfaat varsa… ‘Bu kadar para ver yoksa seni öldüreceğim.’ Bu insanlar maalesef böyle öldürüldü… Bahçelievler katliamı, devletin parmağının olduğu cinayet değil. Bu ekip, bunlar her türlü pisliğin içindeler zaten. Nuri Gündeşler (Eski MİT Bölge Başkanı) kullandı onları. Hiçbir şey de yapmadılar. ASALA’yı bitirdik hikayeleri palavra, yalan. Fransa’da bir mezarlıktaki anıta bomba koydular. Başka yaptıkları bir şey de yok”

çatlı filmi

Süper kahraman bir “baba” istemek garip değil elbette. Hele ki küçükken bütün çocuklar, babalarının Süpermen gibi kıyafet değiştirerek kötülerle mücadele ettiğini düşünmekten hoşlanır. Çocuklara sorsan, hepsinin babasının pelerini, orada bir yerde, bir çekmecede saklıdır.

Ama hayat bu hayallere oranla fazla gerçek.

Ve dünya fazla acımasız.

Giderek zalimleşen bu dünyada gerçek kahramanların hikayelerine gerçekten de ihtiyacımız var. Kafamızı “o bana düşman”, “bu da bana düşman”, “şu da bana düşman” diye sahte düşmanlarla şişirip, suni kahramanlıklarla onları yeniyor gibi yapanlara değil…

Nitekim, tam da bu nedenle diktatörlük rejimlerine, işkenceye, faili meçhul cinayetlere karşı yazılan, çekilen eserlerle dolu dünya. Sadece ve sadece eşitlik ve iyilik istediği için sözde kahramanlar tarafından işkenceden geçirilen, öldürülen, yok edilen insanların hayatları ve bu sözde kahramanların gerçek yüzlerinin ortaya çıkması için verilen mücadeleler anlatılıyor bu hikayelerde. Zira iktidar sahipleri, bunları yapanlar gerçek ve her yerdeler.

Ve bir de buna karşı bütün bu zalimliği besleyen, bunun üzerinden para kazanan, bu yok etme kültürünü çok seven ve bunu meşrulaştırmak için kılıktan kılığa giren, bu sözde kahramanları kahraman gibi göstermek için bin bir takla atanlar var…

Tarihe, en hafif tabirle yaptıkları “ayıpla” geçecek olanlar…

* * *

Hrant Dink’in, Uğur Mumcu’nun, Abdi İpekçi’nin, Metin Göktepe’nin ölüm yıldönümlerini henüz geride bıraktık.

Sokak ortasında öldürülen, aracı bombalanan, aracında kurşunlanan, işkenceyle yaşamı elinden alınan insanların yakınlar on yıllardır adalet mücadelesi veriyorlar.

O adalet mücadelesi sırasında elbette karşılarına birilerine tarafından ısrarla korunan isimler çıkıyor.

O isimlerin başında da yaşamı boyunca devlet içerisindeki bir klik tarafından kullanılan ve korunan Abdullah Çatlı geliyor.

Ve bu ülkede, düşman söylemleriyle büyütülmüş gençlerin kuyruklara gireceği hesaplanarak, Çatlı’yı kahramanlaştırmak üzerine bir film de çekilebiliyor.

Ölüm yıldönümlerinden hemen sonra, 20 Mart’ta girecekmiş vizyona…

* * *

Fragmanları gerçeğin nasıl çarpıtıldığını görmek için yeterli, hepsini izlemeye gerek yok.

Fonda “Çırpınırdı Karadeniz” çalarken, bayrak ve Kuran’a el basarak yemin ediyor halde görüyoruz Çatlı’yı.

“Bu yolun sonunda ne şan var ne şöhret ne de rahat bir ölüm… İleride Türk milletinin duyacağı şeref var.”

Çatlı, Türk milletinin şeref duyacağı bir biçimde değil, Sedat Bucak, sevgilisi ve emniyet müdürü Hüseyin Kocadağ ile çıktığı yolculuk sırasında, kumarhane açabilmek için arazi bakmaktan dönerken öldü.

Hemen öncesinde Kumarhaneciler Kralı olarak anılan Ömer Lütfi Topal, Çatlı’ya bağlı Susurluk çetesi tarafından öldürülmüştü. Bunu da bir kahramanlık destanı, Türk çocuklarını kumar illetinden kurtarmak için işlenmiş bir cinayet olarak göstermek isteyebilirler… Ama asıl mesele Topal’ın alanı paylaşmamasıydı. Yeni kumarhaneler için alan açılması…

* * *

Ama zaten Çatlı’nın hayatı da Türk milletine adanmış, kendinden vazgeçmiş bir hayat değil!

Nevşehir’de, Demokrat Partili bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Çatlı, ülkücü fikirlerle Nevşehir Lisesi’nde tanıştı. Özellikle CHP Nevşehir İl Başkanı Zeki Tekiner cinayetinin sanıklarından Ömer Ay’ın etkisinde kaldı. Henüz lise birinci sınıfta nişanlandığı Meral Aydoğan’la uzatmalı olarak tamamladığı liseden mezun olunca evlendi. Aydoğan’ın üvey dayısı, yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Yaşar Öz’le ilişkisi ölene kadar bitmedi.

1974’te Mali Bilimler Yüksek Okulu’na kaydoldu ve Ankara’ya geldi. Çatlı, 1971 muhtırasından sonra kapatılan ve sonrasında yeniden yapılanan ülkü ocaklarında hızla sivrildi. 1977’de Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı, 1978’de başkanlığını Muhsin Yazıcıoğlu’nun yaptığı Ülkücü Gençlik Derneği’nin Genel Başkan Yardımcısı oldu.

* * *

11 Temmuz 1978’de Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Bedrettin Cömert’in öldürülmesi eylemine karıştığı gerekçesiyle hakkında yakalama kararı çıkartıldı. Cömert’in hedef olmasının tek nedeni, ilerici bir akademisyen olmasıydı.

Sakarya’da gözaltına alındı. Yazıcıoğlu’nun devreye girmesiyle serbest bırakıldı.

9 Ekim 1978’de, Bahçelievler’de yedi Türkiye İşçi Partili öğrencinin öldürülmesi eylemini organize etti. Haluk Kırcı, silahsız, içeride sadece televizyon izlemek için toplanan, kimseye zerre zarar vermemiş öğrencileri havlu ve telle boğarken, o da cesetleri taşımak için arabasında, dışarıda bekliyordu. Hiç sıkılmadan, “tarafsızlık” görüntüsü altında bu cinayetin de korkunç bir filmi çekildi. Neyse ki çekenlerin “ucuz hesapları” tutmadı.

Kayıplara karışan Çatlı hakkında arama kararı cinayetten dört yıl sonra 1982’de verildi.

* * *

1 Şubat 1979’da gazeteci Abdi İpekçi’nin Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülmesi eylemine karıştı. Ağca için sahte pasaport hazırlattığı ortaya çıktı. Ağca’nın askeri cezaevinden kaçırılması eylemini de organize etti. Ağca, Çatlı’nın İstanbul’daki evinde saklandı. Herhalde İpekçi’ye de “terörist” diyecek olan yoktur değil mi? Ne de olsa en kolay yöntem bu. Öldürülene terörist diyerek cinayeti meşru gibi göstermek.

Hayır, Çatlı ve arkadaşları 12 Eylül darbesini planlayanlar tarafından korunuyor ve onlar tarafından kullanılıyordu. Tamamen birer aparattılar.

* * *

12 Eylül darbesinden sadece bir ay sonra, Mehmet Özbay adına çıkartılan sahte pasaportla yurtdışına kaçtı. Ne hikmetse uçan kuşu takip edebilen darbe yönetimi Çatlı’yı atlamıştı. Bulgaristan ve Avusturya’da kaldı, İsviçre’de ülkücü dostlarıyla buluştu. Ağca da Türkiye’den kaçarak Çatlı’nın yanına geldi.

Aynı Ağca, 1981’de Vatikan’da Papa II. Jan Paul’ü vurdu. Ağca yakalandı. Çatlı da 1982’de İsviçre’de Oral ÇelikMehmet Şener ile uyuşturucu suçundan yakalandı. Çatlı ve Çelik serbest bırakıldı, Şener ise tutuklandı. Ancak uyuşturucu işleri hayatı boyunca devam etti.

Çatlı’nın aynı yıl ABD’ye kendi kimliğiyle ve Gladio’nun İtalya’daki önemli ismi Stefano Della Chiaie ile gittiği, Anti Komünistler Birliği toplantısına katıldığı, buradan Bolivya’ya geçerek uyuşturucu ticareti konusunda görüşmeler yaptığı öne sürüldü.

* * *

1983’te, MİT’ten bazı isimler, Çatlı ve arkadaşları ile temas kurarak ASALA’ya karşı eylemler yapmaları için anlaştı. Çatlı ve ekibi bu tarihten sonra Ermenilere yönelik bazı bombalı saldırı eylemlerine imza attı. Filmin fragmanında bu bombalı eylemler de büyük kahramanlık olarak gösteriliyor. Çatlı’nın, masumlara, çocuklara, silahsızlara zarar vermeme tavsiyesi de aktarılıyor! TİP’li öğrenciler unutulmuş elbette!

* * *

Çatlı, 1984’te Fransa’da Hasan Kurdoğlu adına düzenlenmiş pasaportla yakalandı.

Uyuşturucu ticareti suçundan yedi yıl hapse mahkûm edildi. Uyuşturucu ticaretini PKK mensupları ile organize ettikleri öne sürüldü. Cezaevindeyken kendi isteğiyle Papa suikastı girişimi davasında tanıklık yaptı. Oral Çelik’i koruyan bir ifade verdi. 1988’de uyuşturucu ile ilgili işlediği suçlar nedeniyle İsviçre’ye iade edildi. 21 Mart 1990’da cezaevinden kaçtı. 1991’de yasa dışı yollardan Türkiye’ye döndü. Bir yıl sonra Şahin Ekli adına hazırlanan sahte pasaportla yakalandı ancak serbest bırakıldı.

* * *

4 Kasım 1993’te dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in İstanbul’da bazı iş adamlarının PKK’ya yardım ettiğini tespit ettiklerini belirterek ellerinde liste olduğunu açıklamasının ardından faili meçhul cinayetler dönemi başladı.

O dönemde sırasıyla Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı gibi kritik koltuklarda oturan Mehmet Ağar’ın, Çiller’in izniyle özel harekât polisleri ve Çatlı ile ekibinin de içerisinde yer aldığı özel bir grup oluşturduğu iddia edildi. Kayıp silahlar olarak adlandırılan silahlar bu çeteye verildi. Aralarında Behçet CantürkYusuf Ziya EkinciNamık ErdoğanSavaş BuldanHacı KırayMedet Serhat’ın da olduğu 18 kişi benzer yöntemlerle kaçırılarak öldürüldü. Aynı silahlar Kumarhaneler Kralı olarak bilinen Ömer Lütfü Topal cinayetinde de kullanıldı. Cesedi bulunamayan MİT’çi Tarık Ümit’in de bu ekip tarafından öldürüldüğü iddia edildi.

Şimdi Çatlı’nın PKK’ya yakın isimleri “ortadan kaldırdığı” söyleniyor ya ısrarla. Bu ülkenin yasaları yokmuş gibi, canı isteyen istediğini öldürebilirmiş ve adını “kahramanlık” koyabilirmiş gibi… Sırtını devletteki birkaç isme yaslayarak, “güvenli kahramanlık” peşinde koşan bu ekibin kimleri para alarak listeden çıkardıkları, para vermeyi istemediği için öldürdüklerinin üzerinden çıkan paraları nasıl bölüştükleri de kayıtlarda duruyor.

Senaryoya eklenmiş midir, sanmam!

* * *

Çatlı’ya sahte isimle, 1994’te verilen silah ruhsatında Ağar’ın imzasının bulunduğu anlaşıldı. Özel harekat polislerinin, Özel Harekat Daire Başkanvekili İbrahim Şahin, emekli Yarbay Korkut Eken gibi isimlerin Çatlı’ya ile bağlantılı oldukları anlaşıldı. İlişkiler ağı, Kutlu Savaş tarafından hazırlanan Başbakanlık Teftiş Kurulu Susurluk raporunda özetlendi.

Susurluk davasında 10 isim örgüt kurmak suçundan 4 yıl ila 6 yıl arasında cezalara mahkûm edildi. Ağar ile ilgili karar ancak 2011’de verildi. 5 yıl ceza alan Ağar, Aydın Yenipazar’da kendisi için tefriş edilen bir cezaevinde sadece 1 yıl 4 gün hapis yattıktan sonra serbest kaldı.

Suç örgütünün 18 kişiyi öldürdüğü iddiasıyla açılan dava yıllarca devam etti.

* * *

Senaryoda, filmde bunları görmeyecekler. Hamasetle, ucuz anlatılarla büyük bir “ayıp” işlenecek. Zira para kazanmanın da konuşabilmenin de kolay yolu bu.

Ama son sözü eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür söylesin… Şöyle diyordu Eymür, öldürülen Kürt iş insanları ve onları öldüren Çatlı ile ekibi için:

“Devlet benim gözümde her şeyi yapabilir. Meşrudur. Benim için böyle. Ama işin içinde menfaat varsa… ‘Bu kadar para ver yoksa seni öldüreceğim.’ Bu insanlar maalesef böyle öldürüldü…”

Bununla da bitmiyor. Çok övülen ASALA eylemlerini de Eymür’den iyi bilecek olan yoktur herhalde… Şöyle anlatıyor Çatlı’nın eylemlerini:

“Bahçelievler katliamı, devletin parmağının olduğu cinayet değil. Bu ekip, bunlar her türlü pisliğin içindeler zaten. Nuri Gündeşler (Eski MİT Bölge Başkanı) kullandı onları. Birileri tabi kullandı. Hiçbir şey de yapmadılar. ASALA’yı bitirdik hikâyeleri palavra, yalan. Fransa’da bir mezarlıktaki anıta bomba koydular. Başka yaptıkları bir şey de yok.”

Birilerinin kahramanı Mumcular, Dinkler, Göktepeler, İpekçiler… Birilerinin kahramanı da Çatlılar…

Diyecek başka söz yok…


Gökçer Tahincioğlu | Yüzleşme

@gtahincioglu[email protected]

YORUMLAR

  • 0 Yorum