"Biz büyük ve kirlendi dünya"

Onca yıllık reklamcıların mottosunun aksine artık seks satmıyor. Feminizm, çevrecilik, hayvan severlik, doğallık, yerellik, geri dönüşümcülük, sürdürülebilirlik adeta birer uzun bacaklı kadın görevini görüyor pazarlamada.

"Biz büyük ve kirlendi dünya"

Onca yıllık reklamcıların mottosunun aksine artık seks satmıyor. Feminizm, çevrecilik, hayvan severlik, doğallık, yerellik, geri dönüşümcülük, sürdürülebilirlik adeta birer uzun bacaklı kadın görevini görüyor pazarlamada.

21 Temmuz 2019 - 08:43

 

“Doğa dostu”, “En doğa dostu”, “Çevreci”, “Daha çok çevreci”, “Tamamen doğal”, “Öz hakiki doğal”. Marketlerdeki ürünlerin üstündeki etiketlere baktıkça insanın başı dönüyor. Aman Yarabbi dünya nasıl da güzelleşmiş! Tüm markalar nasıl da çevreci. Nasıl da hayvan dostu herkes!
Sokak hayvanlarına yardım etmeyen marka, hatta lahmacuncu bile yok artık. Reklamlarda bangır bangır kadının gücü var. Tüm kadınlar nasıl da güçlü nasıl da doğal nasıl da birbirine destek veriyorlar. Tüm yabancı filmlerde dizilerde “diversity” yani farklı kökenlerden, inançlardan, tercihlerden karakterler, eskiden görmezden gelinen gayler, siyahlar, Müslümanlar, Asyalılar gözümüze gözümüze sokulacak kadar hikayeden bağımsız olarak orada. 

Çünkü hepimiz birbirimizi kucaklıyoruz. Kucaklamayan bizden değildir.

Koca dünya adeta şipşirin bir Şirinler Köyü! 

Özür dilerim, Bilgin Şirin gibi ukala ve negatif olmayı hiç istemem ama farkındaysanız aramızda şirin kılığına girmiş Gargameller var. Ve ambalajları öyle güzel, reklamları öyle inandırıcı, sosyal medya yönetimleri öyle başarılı ki asla Gargamel olduklarına inanmazsınız. 

Çevrecilik etiketi altında rant kazananlar, biz “doğal” diye düşünürken o doğalı üretmek için harcanan zehirli atıklar, yerel ürün denen ürünleri üretenlerin berbat çalışma şartları, geri dönüşüme önem veren markaların fabrikalarında yaşananlar… Etiketin arkasındaki gerçekler hala orada. 

1980’lerin başında, dünyaya karşı kabahatlerini çevrecilik kılıfı altında kapatmaya çalışan markalar ortaya çıkmıştı . Aynı dönem “greenwashing” terimi kullanılmaya başlanmıştı. Greenwashing; yani “yeşil aklama” “yeşile boyama” başarılı bir pazarlama stratejisi olarak gelişmiş, ünlü markalar bu yöntemi kullanarak güven kazanmışlardı. 

Şimdi ise o kadar çok kavram yeniden düşünülüyor, yeniden yaratılıyor ve anlamlar öyle değişiyor ki her şeyi daha çok sorgulayıp daha şüpheci olma zamanı. İnançlarımız, geçmişin karanlığını geride bırakma isteğiyle sarıldığımız “sosyal sorumluluklarımız” markaların bizi manipule etmesinin en güzel aracı artık. 

Onca yıllık reklamcıların mottosunun aksine artık seks satmıyor. Feminizm, çevrecilik, hayvan severlik, doğallık, yerellik, geri dönüşümcülük, sürdürülebilirlik adeta birer uzun bacaklı kadın görevini görüyor pazarlamada. 

Zara, H&M, Nike, Adidas gibi en büyük sokak modası markaları ürünlerini kısa süre içerisinde tamamen geri dönüştürülebilir ürünlerden yapma, plastik kullanmama sözü veriyorlar. Bu söz karşılığında az bir miktar daha fazla fiyat etiketine razı olup “iyi niyetli görüneni” tercih ediyoruz. 

Hangisi gerçek, hangisi daha içten anlamak çok kolay değil. Bireysel olarak ilk yapmamız gereken aldığımız ürünlerin etiketlerini iyi okumak. Sevdiğimiz markaların üretim koşulları, kullandıkları malzemeler hakkında bilgi sahibi olmak. Reklamlarda, ilanlarda bahsi geçen “geri dönüşüm”, “hayvanlara yardım” gibi vaadlerin yerine getirilip getirilmediğinin peşine düşmek. Hatta yerine getirilmiyorsa ifşa etmek. 

Tabii bir de reklamlarda, filmlerde, dizilerde artık cılkı çıkmış temaların kullanımına da dur demek gerekli. Çünkü hakikaten kıymetli olan erdemleri, kavramları, gelişmeleri bu derece basitleştirmek sadece geriye götürüyor bizi. 

Zaten bir tarafta dünyanın gidişatını değiştirmeye çalışan çocuklar varken markalar sadece “mış gibi” yaparak, üstlerine yeşil örtüler çekip güzel şarkılar söyleyerek uzun süre yol kat edemeyecekler. Bu yeni çocuklar sorguluyor, araştırıyor, öğreniyor, kanmıyor. 

Şu an 30’larının sonlarında, 40’larında olanlar ve daha büyükleri kandırmaksa daha kolay. Çünkü bu nesiller iyinin iyi, kötünün kötü olduğu zamanlardan geliyor. Disney filmlerinin sonunda iyilerin kazandığı masallarla büyüdüler ne de olsa. 

Yeni neslin çocuklarının Disney masalları, filmleri bile farklı. Kötünün neden kötü olduğunu, iyinin de kötüleşebileceğini izleyerek öğreniyorlar. Yani onlar aramızda Gargameller olduğunu biliyor. 

Bize ise, kapitalizme karşı çıkmış ama kapitalizme hayır demek için bile alışveriş yapmış nesiller olarak daha çok öğrenmek, daha çok sorgulamak düşüyor. Ve küçük çocuklardan öğrenecek çok şeyimiz var çünkü dünya biz büyürken kirlenmedi, biz kirlettik, çocuklar temizliyor. 

İmza: Bilgin Şirin


Heja Bozyel

[email protected]

Bu haber 331 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum