Boşandıktan sonra hayat var mı

Arama motorlarına “ölümden sonra” yazdığınızda “hayat var mı” diye tamamlıyor. Peki ya evlilikler...

Boşandıktan sonra hayat var mı

Arama motorlarına “ölümden sonra” yazdığınızda “hayat var mı” diye tamamlıyor. Peki ya evlilikler...

Boşandıktan sonra hayat var mı
25 Mart 2019 - 11:09

Bir değil, iki hayat birleşmişken ve günün birinde tek veya çok sebeple, hatta belki de sebepsiz bitmişse... Sonrasında başlayan şey tam olarak ne? Evlilikleri sürdürmek eskiden bir başarıydı. Şimdi ise asıl başarı, mutsuz giden bir ilişkiyi hiç uzatmadan bitirmek. Hazır boşanmanın da toplumsal baskısı hayli gevşemişken kötü giden bir şeyi düzeltmek yerine neden yeniden başlamayalım? Peki nasıl oldu da bu noktalara geldik?

 

HEP AYNI KİŞİ ERDEM Mİ, DELİLİK Mİ

Öncelikle insan ömrü uzadı. Çok değil geçen yüzyıla kadar insanın ortalama ömrü 50 yıl civarıyken, birinden vazgeçip diğerine sıra gelecek vakit zaten kalmıyordu. Oysa şimdi öyle mi? Ortalama insan ömrü 79 yıl olmuş, bu da eskiye göre en az bir, hatta iki hayat daha demek. Artan yaşam kalitesini de buna ekleyince gerçek yaşımızın 10 ila 20 yıl gerisinden seyrediyoruz ve haliyle her dönemeçte farklı sınavlar çıkıyor. İnsanın sadece kimyası değişmekle kalmıyor; bakış açısı, düşünceleri, amaçları ve beklentileri de aynı şekilde farklılaşıyor. Peki madem kavşaklar bu kadar keskin; hayata hep aynı kişiyle devam etmek bir erdem mi, yoksa delilik mi?

Bunun bir erdem olduğunu düşünenler giderek azalmış olacak ki araştırmalar boşanma oranlarındaki dramatik artışa dikkat çekiyor. Son 17 yılda Türkiye nüfusu %27,9 yükselirken, evlilik oranları sadece %1,6 artmış. Peki boşanmalar ne olmuş dersiniz? %54,8’e yükselmiş. Yani evlilik artışı ile kıyasladığınıza boşanma sektörü 34 kat büyümüş. Geçtiğimiz hafta gündeme düşen “nafaka düzenlemesi” ile ilgili gelişmeden de anlaşılacağı üzere devlet bile boşanma sonrası tarafların hayatını daha yaşanabilir kılacak çözümler önerme derdinde. Demek ki insanlardan kaçtığımız kadar gerçeklerden kaçamıyoruz!

EVLİLİKTE BİTKİSEL HAYAT

Toplumun her katmanı için evlilik farklı anlamlar taşıyor. Hayatı paylaşmak, yalnız kalma korkusu, çocuk sahibi olmak, cinsel ihtiyaçların karşılanması, maddi güvence veya toplum baskısı... Kimileri evliliği bir yaşam amacı olarak görürken, kimileri de amaca varmak için zorunlu olarak deneyimliyor. Bunu bir yolculuk gibi görenler, değişimlere ve dönüşümlere diğerlerinden daha hazırlıklılar. Nihayetinde süreç odaklılar. Sonucu değerlendirip, işlerine gelmezse ayrılmak yerine karşılarına çıkan sınavlarla mücadele edebiliyorlar. Amaç odaklı evliliklerde ise evlenince film bitiyor. Buradaki motivasyon tamamen evlenene kadar çünkü. Ortak bir dil yerine, amaca hizmet öncelikli. Taraflar hangi amaçla evlendiyse onun çevresinde yalnızlaşmaya başlıyor. Örneğin çocuk için evlendiyse, bir süre sonra eş görünmez oluyor. Veya düzenli bir hayat kaygısı, o zaman da eşi hizmet nesnesine dönüşüyor. İkili yalnızlık, bazen de çifte bitkisel hayat. Bakmayın koma durumuna, yürüyorsa tam da bu yüzden...

ALYANS YORGUNLUĞU

Stres kaynaklarının artmasıyla insanın daha tahammülsüz hale gelmesi, tüketim tutkusu, ahlaki yozlaşma, maddi sorunlar artık kanıksadığımız boşanma sebepleri. Ancak son zamanlarda “boşanma sebebi” sayılmayacak konular da mevzuya girmeye başladı. Bir “ben” durumu benden içeri... Artık spiritüel gelişim midir, yoksa ekonomik özgürlüklerle de birlikte bir keşif, heyecan yaşama isteği mi... Keşkeye sağır kalmak istemeyen bireyler artıyor. İnsanlar artık değil eşini veya çocuğunu, kendini bile taşımakta zorlanıyorlar. Bireysel farkındalıklar ve ihtiyaçlar değişiyor. Sadece sevgi, bağlılık ve ortak geçmiş bir evliliği götürmeye yetmiyor. İşte tam bu noktada “kendini” seçenlerin sayısı az değil. Çünkü mutlu bir “ben” yoksa, mutlu bir “biz” de olamıyor.

KADIN, ERKEK DEĞİL... YENİ BİR HAYAT

Birinden boşandığınızda en çok inancınız sarsılır. Çünkü kimse evliliğe bitecek diye başlamaz. Birlikte yapılan hayat planları bir anda buhar olur gider. Çocuklar, evler, arabalar paylaşıldı da birlikte edinilen dostlar, ortak anılar, verilen sözler, birlikte kurulmuş hayaller ne olacak? Bir başkasıyla yeniden nasıl başlanacak?

Boşanmanın sınavı kendine dönüş yolunu bulmaktan geçer. Üstelik bireyin o “büyümüş” hatta “değişmiş” kendiyle yeniden tanışması gerekerek. Evlenmeden önceki haline göre artık olgunlaşmış, evliliği öğrenmiş, olanları olamayanları görmüş, hayalleriyle hesaplaşmış, beklentilerini temize çekmiş, gerçeklerle tokalaşmış... Tabi bu arada da dışarıdaki hayat değişmiş. Kime elini atacak olsa herkes en az bu kadar hasar almış!

 

YALNIZ ANNELER

Araştırmalara göre, 100 boşanmanın 67’si kadınların isteğiyle gerçekleşiyor. Bu sebeple de kadınlar için en zor süreç “karar verme” aşaması. Boşandıktan sonra ise kadınların normal hayata dönmesi biraz daha hızlı gerçekleşiyor. Her ne kadar yeniden biriyle birlikte olma yönünde kaygıları olsa da aradıkları özellikte birini bulamadıklarında hayatlarını yalnız sürdürmeye daha cesaretliler. Özellikle de çocuğu olan kadınlar, hayatlarına birini sokma konusuna erkeklerden daha seçici yaklaşıyorlar.

HAFTA SONU BABALARI

Erkeklerde durum tabi ki farklı. Birçok çalışma erkeklerin ayrıldıktan sonra daha zor duygular altında ezildiğini gösteriyor. Kadınlar boşanmayı “hafifleme” olarak kodlarken, erkekler konfor alanlarının bozulmasının üstesinden çok rahat gelemiyorlar ve bu nedenle depresyona sürüklenebiliyorlar. Sonrasında ise ya “ikinci ergenlik” başlıyor, yani kadından kadına atlanan bir testesteron savaşı. Ya da acilen yeniden yuva kurma ihtiyacı. Hatta ortada çocuk varsa, ebeveynliğin bir gösteri sanatına dönüşmesi de mümkün. Çocuğun anne-baba arası bir yarışın öznesi olma riski her zaman varken, bir de anne ve babasıyla birebir geçirdiği zaman ve kurduğu konsantre ilişki açısından bakalım. Boşanma diye bir şey olmasaydı, belki de haftasonu hala annelere havale edilmiş, gazete okuyup telefonla oynayan babaların çocukları vardı. 

YENİ MODA BOŞANMA TÖRENLERİ

Boşanmaların eskiye göre daha normalleştiği bir gerçek. Hatta sadece evlenmek değil, boşanmak da artık bir kutlama nedeni sayılıyor. Eh mantıksız da değil. Evlenilirken bir şekilde haberdar olunuyor ancak boşanmalar sessiz sedasız... Bu sebeple de çiftler, boşandıklarının iletişimini tek olarak, uzun zamana yayılacak şekilde yapmaktan ve hep o mevzuyu “canlı tutmak” zorunda kalmaktan çekiniyorlar. Bunu ortadan kaldırmanın yolu yeni moda boşanma törenlerinde. Ayrılırken de dost kalan bunu da birlikte kutlayan “çiftleri” pardon “tekleri” görmeye daha hızlı alışacağız gözüküyor.

Özetle boşanmak hayatın sonu değil. Ama karıştırılmaması gereken şey “başı”da olmadığı. Bunu kendine kalansız bölünebilmek için bir fırsat olarak görmekte fayda var. Başka toplamlar, çıkarımlara varabilmek; bazen de yeni çarpışmalarla karşılaşabilmek için...

Elçin Demiröz

Odatv.com

 

 

Bu haber 414 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum