Bu da mı gol değil!

AKP’li ya da AKP yandaşı olmayan herhangi bir öğretmen ya da öğrenci velisi ile oturup konuştuğunuzda Milli Eğitim’de durumun ne denli fecaat olduğunu çok kolay anlarsınız.

Bu da mı gol değil!

AKP’li ya da AKP yandaşı olmayan herhangi bir öğretmen ya da öğrenci velisi ile oturup konuştuğunuzda Milli Eğitim’de durumun ne denli fecaat olduğunu çok kolay anlarsınız.

Bu da mı gol değil!
24 Ocak 2020 - 09:22

Son örnek bakanlığın hizmet içi eğitimleri kapsamında rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta görüldü.

Bakanlığın doğal afet, terör ve cinsel istismar gibi olaylar karşısında psikolojik destek sağlamak amacıyla başlattığı, “Psikososyal Önleyici Destek Programı” kapsamında hazırladığı kitapta başı açık kadınların çocuklara şiddet uyguladığı ve kötü davrandığı buna karşın türbanlı kadınların ise çocuklara şefkat gösterdiği resimlerle anlatılmaktadır.

Olayın yorumlanacak hiçbir tarafı yok ve tek bir kelimeyle:

Çok tehlikeli.

Peki tepkiler işe yarar mı?

Hiç sanmam ve olayın devamı gelecektir.

Tarikat, tekke, zaviye ve şeyhlerin giderek etkin olduğu böyle bir Milli Eğitim Bakanlığı’ndan başka türlüsü de beklenmez.

Beklense bile karşılığı yoktur.

‘Belki olur’ diye düşünenler varsa onlar da uzun süre beklemelidirler.

Son 3-5 yılda verilen zararları gidermek için en az 15-20 yıl gerekecektir.

Her alanda olduğu gibi.

15 Temmuz 2016 Fetö darbe girişimi ve 17 Nisan 2017 tartışmalı referandum sonrasında ülkenin tek hakimi Erdoğan oldu.

Değiştirilen anayasayla bu ülkede HER ŞEY Erdoğan’a bağlandı:

Ordu, MİT, emniyet, yargı ve para.

Anayasa’da olmayanlara da Erdoğan fiilen el koydu.

Örneğin medya.

Tepki gösterenler ve karşı koyanlar bir şekilde susturuldu.

Konuşmak ya da yazmakla itiraz edenler ‘Erdoğan’a hakaret’ etmiş sayıldı.

Müthiş bir mantık ama muhalefet için normal.

Haklarını yemeyelim onlar da çok karşı çıkıyor ama ellerinden bu kadarı geliyor.

AKP’nin ‘seçimsiz demokrasiyi’ planladığı bir zamanda muhalefetin AKP’yi nasıl durduracağını en azından ben çok merak ediyorum.

Detaylarına girmenin sakıncalı olduğu birçok konuda ve alanda AKP istediği HER ŞEYİ yapıyor ve yapacaktır ama muhalefet hiçbir şey yapamamaktadır.

Örneğin ordunun AKP’leştirilmesi.

Örneğin yargının AKP’leştirilmesi.

Örneğin resmî ve resmi olmayan tüm güvenlik kurumlarının AKP’leştirilmesi.

Yani Türkiye’nin parti devletine dönüştürülmesi.

Ortadoğu’da örnekleri çok.

Devlet de din devletine dönüştürüleceğine göre Diyanet de AKP’leştirilmeli.

Başka türlüsü de olmaz olamaz.

İslam İşbirliği Örgütü’ne üye 57 Müslüman ülkenin ezici çoğunluğunda durum aynı.

Her sultan, kral, emir, cumhurbaşkanı ya da başkan kendine göre bir din çerçevesi çiziyor ve toplumun buna uymasını istiyor ya da zorluyor.

57 ülkenin neredeyse hepsi bu saplantılardan dolayı birbiriyle kavgalı.

Kendi aralarındaki kavgalardan yeterince haz almayan liderler bu kez içerde herkesle kavga eder duruma geliyor.

Açıklanması çok zor vakalar ama hepsi gerçek.

Sonu da gelecek gibi görünmüyor.

Battıkça batar gemi.

Saplandıkça bataklığa girer yerin dibine.

Orası da acayip karanlık.

Ne demiş atalarımız:

En tehlikeli cahiller bilgiçlik taslayanlardır.

Her yerde çoklar ve dinin her söylemini silah olarak kullanırlar.

Tek dertleri insanları cahil bırakmak ya da yanlış bilgilerle onları yönlendirmek.

Biat için en etkin ve başarılı yöntem.

Hepsi de faşizmin kuramcısı Goebbels’den çok şey öğrenmiş.

Sonuç: Coğrafyamızın hali.

Daha özelde Türkiye’nin gidişatı.

Her şey yüzde yüz dolaylı-dolaysız dış konu ve sorunlara bağlı ama AKP içerde akıl almaz işler yaptı, yapıyor ve daha neler neler yapacak.

Cumhuriyet’in 100. Yılı’na az kaldı.

Bu yıl Sevr’in ve AKP’nin sık sık dillendirdiği Misak-ı Milli’nin 100. Yılı.

Her iki konu direkt Suriye ve özellikle doğusuyla ilgili.

Bu işlerin biteceği yok.

Yok olduğu için de AKP’nin günlük ‘sinir bozma’ operasyonlarının sonu gelmeyecek.

Bazılarını duymayacaksınız ama çoğundan memleket elden gittikten sonra haberdar olacaksınız.

O zaman da her türlüsü bulunan aptalca yarışmalardan birine katılır birinci olmanın heyecan ve mutluluğunu yaşarsınız.

Size mi kaldı memleketi kurtarmak!

Size mi kaldı vurdum duymaz ahalinin halini düşünmek!

Ah şu vicdan denilen Japon yapışkanı.

Bir de vatan denilen toprak, hava, orman ve su.

Yakında onlar da kalmayacak ama sonuna kadar sevda dedikleri şey bu olsa gerek!
Kaynak Korkusuz Husnu Mahalli

 

Bu haber 489 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum