Claudia Roth ve iktidarın Kürt planı

İş eninde sonunda Anayasa değişikliğine geldiğinde, referanduma giderse böyle bir planın halktan destek alması çok çok zor görünüyor.

Claudia Roth ve iktidarın Kürt planı
16 Nisan 2025 - 10:48

Böyle bir anayasal senaryonun CHP’yi böleceği beklentisi de hiç gerçekçi değil. Çünkü E. İmamoğlu’na son yapılanlara tepkiler ve yeni Kurultay açıkça gösterdi ki CHP şu anda hiç olmadığı kadar birlik ve bütünlük içinde. Yani CHP bölünecek idiyse bile artık bölünme olasılığı hiç kalmadı!

Claudia Roth ve iktidarın Kürt planı

DEM Parti İstanbul Milletvekili Süreyya Önder, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan

Yeni gelecek hükümette değişecek olmasına karşın, halen Almanya Kültür Bakanı olan ve geçmişte AB’nin ve Avrupa Konseyinin yetkili birimlerinde de görev alarak Türkiye’yi çok iyi tanıyan tecrübeli Alman politikacı Claudia Roth, T24’de Türkiye hakkında ayrıntılı bir röportaj vermiş. (Bkz.Cansu Çamlıbel’in yazısı, 14 Nisan 2025)

Claudia Roth’un Türkiye hakkında söylediği şeylerden benim özellikle dikkatimi çeken iki nokta şöyle:

Geçmişte T. Erdoğan’ın kendilerini demokrat söylemlerle kandırdığını ve gerçek yüzünü göremediklerini ve bundan pişmanlık duyduğunu vurguluyor.
Açıkça söylemese de geçmişte Kemalistleri Erdoğan’dan daha tehlikeli görmelerinin hata olduğunu ima ediyor.

 

Son 19 Mart tutuklamaları gibi Erdoğan’ın anti-demokrat uygulamalarına karşı Türkiye’de muhalefetin ve sivil toplumun demokrasi mücadelesini önemsiyor ve destekliyor.

Erdoğan’ın bu anti-demokrat ve otoriter politikaları devam ettiği sürece AB üyelik müzakerelerinin Türkiye için hayal olacağını belirtiyor.

Kürt sorununa ilişkin olarak vurguladığı iki nokta ise şu:

Bu sorunun çözümü için ana muhatap olarak Öcalan’ın merkeze alınmasını ve çözüm sürecinin Öcalan üzerinden yürütülmeye çalışılmasını makul ve mantıklı bulmuyor.

Öcalan’a hiç güvenmediğini belirtiyor ve kendisinden hazzetmediğini ima ediyor. Geçmişte Öcalan’ın Kürt sorunu için iyi bir sınav vermediğini ifade ediyor.

Yani Kürt sorunun çözümünün gerçekçi olması için demokrasi içinde seçilmiş meşru muhatapların esas alınmasını öneriyor.

Erdoğan ve Bahçeli’nin son Kürt açılımı sürecine kuşkuyla yaklaşıyor ve pek gerçekçi bulmuyor.

Bu son açılımın muhalefeti bölmek ve kendi iktidarını devam ettirmek için Erdoğan’ın siyasi bir manevrası olmasından kuşkulanıyor.

Claudia Roth ile bu temel konularda ilginç bir şekilde benzer bir yaklaşım içinde olduğumuzu farkettim.

Daha önce bu konularda yazdığım yazılarda ben de benzer görüşleri savundum.

Geçmişte zaman zaman Türkiye karşıtı olarak eleştirilen bu kıdemli ve etkin politikacının aslında Türkiye’de gerçek anlamda demokrat bir yönetim bulunmasını tercih eden, yani Ülkemizin ve insanımızın iyiliğini isteyen dürüst ve samimi biri olduğu izlenimi edindim.

Gerçek dostunuz sizi sürekli pohpohlayan ve gerçekleri sizden saklayan değil, gerektiğinde “acı söyleyen”dir.

Yeni Kürt açılımı ne kadar gerçekçi?

Bahçeli’nin Öcalan’ı serbest bırakma odaklı çağrısıyla tetiklenen yeni Kürt açılımında son gelinen nokta şu:

DEM Parti adına bu süreci yürütenlerden Pervin Buldan, İtalya’da yapılan ve “Abdullah Öcalan’a Özgürlük ve Kürt Sorunu Çözümü” başlıklı uluslararası toplan tıda, yeni çözüm süreci için iki önemli beklentiyi vurguluyor:

Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve çözüme altyapı oluşturacak yasal düzenlemelerin yapılması.

“Haziran sonuna kadar sürecin tamamıyla başarıya ulaşması” konusunda devlet tarafı ile mutabık kalındığını belirtiyor.

Burada kastetiği iki şartın (Öcalan’a fiziki özgürlük ve yasal düzenlemeler) haziran sonuna kadar gerçekleşmesini mi beklemeliyiz?

Açıkçası bunu tam anlamadım.

İktidar tarafından da bu konuda net bir açıklama görmedim.

Hatta Pervin Buldan bu konularda yasal değişiklikler için bakanlar dahil resmi kanallarla görüşmeler ve müzakereler yapıldığını da söylemiş.

Bu konuda yani yasal düzenlemeler için İmralı heyetinin birkaç gün içinde (18 Nisan’da) Adalet Bakanı ile görüşeceği açıklandı.

Sürece ilişkin zor sorular

Doğrusu demokratik bir ülkede böylesine önemli politik bir konuda bu tür önemli gelişmelerden halkın resmi kanallarca doğru biçimde bilgilendirilmesi beklenirdi.

Kime neler vaat ediliyor? Ne karşılığında kimlere neler veriliyor?

Hangi kanunlarda hangi içerikte kanun çıkarılacak?

Salt yasal değişiklikle yetinilecek mi?

Bu işler sadece kanun değişikliğiyle olur mu?

Anayasa değişikliği de gündemde mi?

Kanunlarda neler değişecek? Nasıl düzenleme yapılacak?

Salt kanun seviyesinde yapılacak ve pek de “suya sabuna dokunmayan” yani Kürtlere hukuksal kimlik içermeyen “kozmetik değişiklikler” Kürt tarafını tatmin edecek mi?

Yoksa şimdilik “suyu fazla bulandırmamak” adına salt bazı yasal kozmetik değişikliklerle yetinilerek, Kürtleri tatmin için asıl verilecek “taviz” Kuzey Suriye’de federal benzeri bir yapı içinde özerk bir Kürt yönetimini kabullenme mi?

Toplumun bunları bilme hakkı yok mu?

Plan neleri içeriyor?

Benim edindiğim izlenim şu:

Bu konuda devlet/hükümet tarafı ile Örgüt/Öcalan arasında şu minvalde bir mutabakat sağlanmış gibi:

PKK silah bırakıp kendini feshedecek.

Karşılığında şimdilik Kürt kimliğinin hukuksal olarak tanınmasına yönelik öyle ciddi bir yasal statü talep etmeyecek.

Sadece Kuzey Suriye’deki Kürt varlığının güvenceye alınması ile yetinilecek.

Henüz bu güvencenin federal benzeri bir özerklik çerçevesinde anayasal/yasal bazda mı olacağı, salt “fiili durum” seviyesinde mi olacağı net olmasa da.

Bir de buna ilaveten, ilk etapta “Kürt kimliğinin hukuksal düzeyde tanınması” boyutuna varmayacak daha düşük profil bazı yasal değişiklikler olacak.

Öcalan’ın ev hapsine alınmasını veya fiziki özgürlüğünü sağlayacak “umut hakkı” düzenlemesi de dahil, silah bırakan PKK militanlarına dokunulmamayı, kayyım uygulamalarına son vermeyi, hapisteki Kürt siyasetçi ve gazetecilerin bırakılmasını sağlayan yasal güvenceler gibi.

Uygun ortam bulunursa da bir sonraki aşamada anayasal düzeyde de bazı adımlar atılmaya çalışılacak.

Anayasa’daki Türklük/vatandaşlık tanımının yumuşatılması, anadilde eğitim hakkı vs. gibi.

Tabii bu arada Cumhurbaşkanı’nın tekrar adaylığı hususu da araya sıkıştırılmak istenecektir.

Benim anladığım, iktidarın yeni Kürt planı aşağı yukarı böyle bir şey.

(Soldan sağa) Öcalan'ın avukatı Faik Özgür Erol, İmralı'daki mahkûmlar Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş, DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan, PKK lideri Abdullah Öcalan, kayyım atanarak görevden alınan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları

CHP’yi “karpuz gibi bölme” senaryosu

Hatta bu konuda ortalıkta dolaşan ve bana “komplo teorisi” gibi gelen bir söylentiye göre, bu konuda bir Anayasa değişikliği de ciddi biçimde planlanıyor ve asıl amaç bu Anayasa planı ile CHP’yi bölmek.

Yani bu değişiklikte Kürtlerle Barış’a CHP’nin yarısının onay vereceği ve reddedemeyeceği; bir yarısının ise Kemalist/Cumhuriyetçi/Üniter yapıcı reflekslerle “hayır” diyeceği ve CHP’nin “karpuz” gibi bölüneceği hesapları yapılıyormuş.

Böylece iktidar “bir taşla iki kuş” vuracakmış!

Hem ilk seçimlerde Kürtleri de yanına çekerek oyunu artıracakmış.

Hem de ana muhalefet CHP’yi bölerek, çıkan karambolde yine aradan sıyrılacak ve iktidarda kalacakmış.

“Derin” bağlantıları olduğunu ima eden bazı gazeteci, siyasetçi hatta bürokratlar bu senaryoları etrafta dile getirmekten çekinmiyor.

planın son kısmı yani anayasal “komplo teorisi” gibi görünen kısmı ne kadar ciddi ve doğru bilmiyorum.

Plan neden meşru, neden gerçekçi değil?

İktidarın yukarıda özetlediğim yeni Kürt planı hakkında gerçekçi ve isabetli bulduğum bazı yönler var.

Ama iki nedenle bu planın gerçekçi olmadığını ve başarı şansının çok düşük olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle ayrılıkçı/etnik terörün bitmesi ve genel olarak Kürtlerle Barışın kalıcı biçimde ve demokratik çerçevede sağlanması benim de en büyük dileğim.

Her ne kadar biz Türkler çoğu kez bunu akut bir sorun gibi göremesek de, Türkiye’nin uzun süredir en önemli siyasi probleminin Kürt sorunu olduğunu kabul etmek gerek.

Bunu salt Kürtlerle empati yapmak adına söylemiyorum.

Objektifliğin gerektirdiği bir entelektüel sorumluluk olarak da söylüyorum.

Bu çağda gelinen noktada, halen bile halay çekti diye, yeşil, kırmızı, sarı renkte giyindi diye, resmi ortamlarda anadilinde konuştu diye, yani kültürel-sosyolojik-politik bazı talepleri oldu diye örselenen hatta yaptırıma tabi tutulan insanları görmekten insan olarak utandığım için söylüyorum.

Suriye’de hangi yapı Türkiye’nin güvenliği için daha büyük tehdit?

Diğer yandan, eğer bu plan aynı zamanda Kuzey Suriye’deki fiili Kürt yönetiminin varlığına federal benzeri bir yapıdaki yeni Suriye içinde güvence sağlayacaksa, bence bu sonuç aynı zamanda Türkiye’nin güney sınırındaki ulusal güvenliği açısından da olumlu.

Bu konuda Türkiye’de milliyetçi çevrelerin tam aksi yönde düşündüğünü ve geleneksel devlet politikasının tam tersi olduğunu biliyorum.

Zira Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta özerk Kürt yapılarının varlığının Türkiye Kürtleri için de özerlik taleplerine yönelik “emsal” oluşturacağından korkuluyor.

Ne var ki bu tür psikolojik paranoyaları artık revize etmenin vakti geldi.

Uluslararası ilişkilerde daha gerçekçi ve mantıklı olmaya ihtiyaç var.

Bu açıdan, soruyu şöyle sormama izin verin:

Güney sınırımızın çok büyük kısmını oluşturan Suriye’de “cihatçı” gelenekten geldiği bilinen radikal bir grubun ülkenin tümüne mutlak hakim olduğu bir yönetim mi Türkiye’nin uzun vadeli ve sürdürülebilir ulusal güvenliği için daha büyük tehdittir?

Yoksa ülkenin güneyi, doğusu ve merkezinde Sünni Araplar, Batısında Alevi Araplar ve Kuzeyinde Kürtlerden oluşan üç parçalı özerk ve federal benzeri ve güçlerin bölündüğü bir devlet yapılanması mı?

Sanırım ülkemizin uzun vadeli ve sürdürülebilir ulusal güvenliği açısından bu sorunun yanıtı belli.

Kaldı ki bölünme paranoyası rasyonel sınırları aşıp aşırı bir takıntı haline gelirse, ülkeler için bu durum bölünmeyi aslında daha da hızlandırıcı bir etki doğurabilir.

Bu konuyu paranoyak bir aşırı takıntı haline getirmeden, demokratik çerçevede ve daha sakin ve ılımlı biçimde kendi mecrasında yönetmek çok daha isabetlidir.

Esasen Belçika ve İspanya gibi ülkeler de benzer “bölünme” riskini böylesine makul bir çerçeveye oturtmayı başardılar.

Gelinen noktada bu iki ülkede de bölünme riski bundan önceki yıllara göre şu anda çok daha azalmış durumda.

Örneğin İspanya’da Bask terör hareketi son buldu. Bask bölgesinin ayrılmasından artık kimse bahsetmez oldu.

Katalonya’daki ayrılıkçı hareketler siyasi boyutta çoğunluğu sağlayacak seviyeye ulaşamıyor.

Belçika’da Valon ve Flaman ayrılıkçı taleplerin artık siyasi açıdan ciddi seviyelere ulaşamayacağı ortaya çıktı.

Sonuçta paranoyalar ayrılıkçılığı daha çok tetikliyor.

Demokrasiden taviz vermeden daha “cool” yaklaşımlar ayrılıkçı talepleri zaman içinde yumuşatıyor.

O halde son Kürt planının bu açılardan belli bir meşruiyet taşıdığını kabul ediyorum.

Ne var ki yönteme ilişkin bazı sorunlar nedeniyle bu planın başarı şansını gerçekçi göremiyorum.

Kürt planında yöntem sorunu

Plandaki temel sorun, Avrupa'nın en kıdemli Alman siyasetçilerinden Claudia Roth’un da tespit ettiği gibi, sürecin merkezine Öcalan’ın yerleştirilmesi ve onun ana aktör yapılması.

Öcalan’ın serbest kalmasının sanki çözümün ödenecek bir “bedeli” olduğu algısı yaratılması.

Bu olgu ise büyük olasılıkla yeni çözüm sürecinin Türkler tarafında baştan reddine ve olumsuz yaklaşımına neden oluyor.

Türkler nezdinde son 30 yıllık ayrılıkçı terörün yaşattığı onca acının ve nefretin sembolü konumunda görülen örgüt başının, bir anda “barış elçisi” ve alnı ve sicili tertemiz pür-ü pak “akil amca” konumunda “pazarlanmaya” çalışılmasını Türklerin büyük çoğunluğunun kolayca sindirmesi mümkün değil.

Bunun yerine çözüm sürecinin merkezine Kürtlerin seçilmiş meşru siyasetçilerinin konulması ve tüm ülkenin onlar üzerinden ikna sürecine gidilmesi daha doğru olurdu.

Kaldı bu konumda olabilecek en meşru isimlerden birçoğunu (S. Demirtaş, A. Türk, S. Mızraklı, A. Özer gibi) halen tutuklayıp veya hapiste tutup, terör örgütünün cezası AİHM tarafından da onanmış liderinden medet ummanın çelişkisi bile toplumun bu süreci gerçekçi bulmasına engel bir faktör.

Gömleğin bu şekilde ilk düğmesinin yanlış iliklenmesi nedeniyle de sürecin devamının sağlıklı ilerlemesi zor görünüyor.

Anayasa planı işler mi?

Özellikle de iş eninde sonunda Anayasa değişikliğine geldiğinde, referanduma giderse böyle bir planın halktan destek alması çok çok zor görünüyor.

Referanduma gitmeden TBMM’de üçte iki ile geçirmek ise hem CHP’yi kurumsal olarak ikna etmeden çok zor.

Hem ana muhalefete son yapılanlardan sonra böyle bir kurumsal destek beklemek rasyonel değil.

Hem de halktan bir anlamda “kaçırılacak” böyle bir Anayasa değişikliğinin ilk seçimlerde yine halk tarafından faturasının nasıl kesileceğini tahmin etmek pek zor değil.

Bu arada böyle bir anayasal senaryonun CHP’yi böleceği beklentisi de hiç gerçekçi değil.

Çünkü E. İmamoğlu’na son yapılanlara tepkiler ve yeni Kurultay açıkça gösterdi ki CHP şu anda hiç olmadığı kadar birlik ve bütünlük içinde.

Yani CHP bölünecek idiyse bile artık bölünme olasılığı hiç kalmadı!

Evdeki hesaplar ve kağıt üzerindeki siyasi mühendislikler sanki çarşıya uymuyor gibi…

Sonuçta, iktidarın yeni Kürt planı belli yönlerden meşru görünse de, başarı şansı gerçekçi görünmüyor.

Bu plan sayesinde iktidarın ilk seçimlerden başarıyla çıkması da çok zor gibi.
 

Ali D. Ulusoy

[email protected]


YORUMLAR

  • 0 Yorum