‘Corona’ her şeyi yarım bıraktı; peki ya sanat ve sanatçılar?

‘Corona’yla mücadele sürecinde gündem değişti. Sergiler iptal edildi, müzeler kapandı ve her kurum kendine en uygun şekilde önlem almaya başladı.

‘Corona’ her şeyi yarım bıraktı; peki ya sanat ve sanatçılar?

‘Corona’yla mücadele sürecinde gündem değişti. Sergiler iptal edildi, müzeler kapandı ve her kurum kendine en uygun şekilde önlem almaya başladı.

‘Corona’ her şeyi yarım bıraktı; peki ya sanat ve sanatçılar?
25 Nisan 2020 - 11:25

 

Her şey ve herkes yarım kaldı. Bu süreç, kültür sanat alanında bazı kurumları dijitale kaydırırken bazılarıysa dijitale mesafeli durmayı tercih etti.

 
Frida Kahlo, İnci Küpeli Kız ve Mona Lisa’nın müze yerine ‘evde’ resmedildiği bir sosyal medya paylaşımı.

Virüs nedeniyle kapatılan galerilerde sergileri bulunan sanatçılar mağdur oldu. Avrupa’nın Covid-19 sürecindeki destek paketleri, Türkiyeli sanatçıları hiç heyecanlandırmadı.

İstanbul Modern öncülük etti

Virüsün yayılmasıyla 26 Şubat’ta açılan ‘Misafirler: Sanatçılar ve Zanaatkarlar’ sergisi (üstte) dahil neredeyse bütün müzeyi sanal ortama taşıma konusunda öncülük eden İstanbul Modern çok hızlı bir şekilde adapte oldu. Çok sayıda sanat kurumu gibi İstanbul Modern de kapıları geçici olarak kapattı.

Levent Çalıkoğlu: Sanatın iyileştirici gücü daha da önem kazandı

İstanbul Modern Direktörü Levent Çalıkoğlu süreci şöyle anlatıyor: “Dünyadaki tüm sanat kurumları, müzeler, orkestralar; hizmet ve içeriklerini dijital platformlara taşıyarak ücretsiz ve yer yer de ücretli olarak sunuyor. Dijital dönüşüme başlamıştık ve bu alanda içeriklerimizi yıllardır üretiyor ve paylaşıyorduk. Ancak bu süreç ister istemez bu alandaki üretimi artırmamızı sağladı. Tüm dünyayı etkisi altına alan ve mecburi bir izolasyona girdiğimiz bir dönemdeyiz. Bu sürecin öğretici olduğuna inanırken, sanatın farklı bakış açıları kazandıran, tazeleyici ve iyileştirici gücünün daha da önem kazandığını düşünüyorum.”

Çalıkoğlu’na genel olarak sanal ortamda neler yapıldığını sorduğumda ise şöyle yanıt veriyor: “Karaköy’deki son koleksiyon sergimiz ‘Sanatçı ve Zamanı’nın sanal turuna birkaç yıldır yer veriyorduk. Koleksiyonumuzda yer alan yapıtlarımızdan ve fotoğraflardan oluşan zengin bir seçkiyi de ziyaretçilerimize güncelleyerek sunuyoruz. Türkiye sinemasının 100. yılını kutlamak için gerçekleştirdiğimiz ‘Yüzyıllık Aşk’ sergisinin dijital arşivini, yine web sitemiz üzerinden izleyicilerimizin erişimine sunuyoruz. ‘Misafirler: Sanatçılar ve Zanaatkârlar’ sergisini de.”

‘Lütfi Özkök: Portreler’ sergisi 21 Aralık 2019’da açılmıştı.

Her yaştan sanatsevere yönelik özel içerikleri YouTube kanalı üzerinden yayınlandığını, eğitim uzmanlarının çocuklar için sanatsal etkinlik önerilerini paylaştığını, modern ve çağdaş sanat yapıtlarının sade bir dille sanal ortamda anlatıldığını söyleyen Çalıkoğlu şöyle devam ediyor: “Yetişkin izleyicilerimiz için de koleksiyonumuzda yer alan sanat yapıtlarının çözümlemelerini, güncel sergi turlarımızı erişime sunuyoruz. ‘Haftanın Yapıtı’ başlığı altında İstanbul Modern küratörleri tarafından yapıt ve sanatçı bilgilerinin aktarıldığı içerikleri izleyicilerle buluşturuyoruz. ‘Lütfi Özkök: Portreler’ sergisi sırasında izleyiciyle buluşan sanatçının belgeselini de yine internet üzerinden izleyicilere sunuyoruz.”

Çalıkoğlu, sanat piyasasındaki dijitalleşmenin kalıcı bir alternatif olup olamayacağı konusunda ise şunları söylüyor: “Virüs nedeniyle başlayan bu dijitalleşmedeki artışın salgın sonrasında da farklılaşarak devam edeceğini düşünüyorum. Sanal turlarla sergi gezme alışkanlığı elbette olmalı ama müzede fiziki olarak bulunmanın, sanat yapıtlarıyla etkileşimin yeri her zaman ayrı olacaktır.”

ARTER’de hedef tüm sergileri geç de olsa gerçekleştirmek

13 Mart Cuma günü binasını riskli hal geçene kadar ziyarete kapatma kararı alan ARTER’de bu tarihten itibaren ekibin büyük kısmı evden çalışma düzenine geçti.

 

Arter’in başküratörü Emre Baykal’a müzenin ‘corona’ ile mücadelesini ve alınan önlemleri sordum.

“Dolapdere’deki yeni binamıza 1 Nisan 2019’da taşınmış; binamızı 9 Eylül 2019’da ziyarete açmıştık. Hem yapı bu kadar yakın bir zamanda işlerlik kazanmış olduğu hem de depo ve galeri alanlarında pek çok sanat yapıtına ev sahipliği yaptığı için iklimlendirme ve kontrol sistemlerimiz devrede olmak durumunda. Bina Yönetimi, Mali İşler, İdari İşler, Güvenlik ve Temizlik ekipleri nöbetleşe çalışma sistemi içerisinde gerekli kontrolleri gerçekleştirmek amacıyla kısa saatler geçirmek üzere binaya gitmeyi sürdürüyor. Koç Holding genelinde benimsenen istihdamı koruma stratejisi kapsamında kadrolu ve sözleşmeli ekiplerimizin ilk günden itibaren kendilerini güvende hissedebilmelerini sağlayabildiğimiz için mutluyuz.

Ekip evden çalışma sistemine hızla uyum sağladı. Yoğun mesailer yüz yüze değil de telefonla ve çevrimiçi yollarla devam ederken bu dönemde birbirimize ruhen destek olmayı da ihmal etmiyoruz. İçinde bulunduğumuz durumdan hepimiz farklı biçimlerde etkileniyoruz; bir anda ev hayatımızla iş hayatımızın iç içe geçiverdiği bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte iş-güç için haberleşmenin yanı sıra Spotify üzerinde ekibin birbiriyle sevdiği şarkıları paylaşabileceği bir liste başlattık; bu hepimize çok iyi geldi. “

Ziyaretçi ilişkileri ekibinin sanal yoga seanslarında buluşurken sanal ortamda toplantılara devam ettiklerini, Arter Beraber üyeleriyle iletişim halinde olduklarını söyleyen Baykal şöyle devam ediyor: “Yeniden ziyarete açılacağımız tarihi kesin olarak öngörmenin mümkün olmadığı bu ortamda sergi programımızda kaymalar olacağı muhakkak. Burada benimsediğimiz temel prensipler, kapandığımız tarihte açık olan sergilerimizi daha önce planlanmış olan sürelerle açık tutmaya devam etmek ve programımızda öngörmüş olduğumuz tüm sergileri, tarihleri değişse ve diğer yıla kaysa bile gerçekleştirmek olacak. “

Baykal, Arter Araştırma Programı’nın 10 katılımcısının çevrimiçi yollarla çalışmalarına devam ettiğini, Gençlik Konseyi’nin, program yürütücüsü Güneş Terkol’un katılımcılara ilettiği evde yapabilecekleri egzersizlerle yol aldığını söylüyor.

Merve Ünsal yürütücülüğünde başlayan ve sekiz buluşmadan oluşan Çağdaş Sanat Seminerleri’nin de dijital ortama taşındığını, Dila Yumurtacı yürütücülüğündeki Hareket Atölyesi’nin ‘ekran’ aracılığıyla düzenlendiğini anlatan Baykal, canlı performansların ise süresiz ertelendiğinin altını çiziyor.

“Sanal dünyada sergi gezmek bir gün alışılabilir ve verimli bir hale gelebilir mi” diye sorguladığımız ve açıkça korktuğum şu günlerde, sergilerini dijital platforma taşıma konusunda mesafeli duruşuyla bilinen Arter’in yeni açılan ve dijitale aktarımının güç olacağını düşündüğüm Cevdet Erek sergisi için nasıl bir strateji geliştirdiğini merak ediyorum.

Baykal şunları söylüyor: “Arter olarak büyük ölçüde fiziksel mekan içerisinde cereyan eden bir program sunuyoruz. Bugüne kadar etkinliklerimizin bir bölümünü belgeleyerek çevrimiçi erişime açmanın yanı sıra İstiklal Caddesi’ndeki sergilerimiz için sanatçılar ve küratörlerle sohbet videoları hazırladık ve paylaştık. CANAN’ın 2018’de gerçekleştirdiğimiz kişisel sergisini oddviz kolektifinin işbirliğiyle fotogrametri yöntemiyle üç boyutlu olarak dokümante etmenin dışında sergilerimizi düzenli olarak sanal ortama aktarmıyoruz zira programımız çok büyük ölçüde mekanla güçlü bağlar kuran, fiziksel mekan içerisinde deneyimlenmek üzere kurgulanmış sergilerden oluşuyorBu deneyimi dijital dünyaya aynen aktarmak bugünkü teknolojiyle mümkün olmuyor. Cevdet Erek’in Bergama Stereotip başlıklı sesli mimari yerleştirmesi, hem mekan içine yerleşen ve ziyaretçinin üzerinde gezinebileceği bir mimari yapıdan hem de bu yapıya entegre hoparlörlerden yayılan ses unsurlarından oluşuyor. Bu yerleştirmeye dair deneyimi 360 derece kamerayla dijital ortama aktarmak yapıtın eksik/farklı bir versiyonunu ortaya koymak anlamına gelecektir; ancak kapalı olduğumuz dönemde bu sergiyi fotoğraf, video, ses, metin gibi araçlarla dijital ortamda hatırlamayı ve hatırlatmayı sürdüreceğiz. Öte yandan fiziksel mekandaki sergilerin 360 derece kamerayla sanal ortama aktarılması yöntemi elbette iki boyutlu yapıtlar, fotoğraf, video içeren, mekanla yoğun bir ilişki kurmayan veya tarih, arkeoloji gibi bilgi odaklı sergiler için çok iyi işleyebiliyor.”

Doğrudan sanal ortamda deneyimlenmek üzere tasarlanmış dijital çağdaş sanat sergilerinin sayısının arttığını belirten Baykal, “Arter olarak dijital sergi üretimi şu anda program önceliklerimiz arasında yer almıyor ancak heyecanla takip ettiğimiz bir alan olduğu muhakkak” diyor.

Baykal, küratoryal ekibin Arter Koleksiyonu’ndaki video yapıtlarından, ekranlar aracılığıyla deneyimlenebilecek bir seçki oluşturduğunu ve bu seçkiye Arter web sitesi üzerinden ulaşılabileceğinin müjdesini veriyor.

 

SAHA’dan ertelenen projelere desteğe devam

Sanatın en büyük destekçilerinden SAHA Derneği’nin direktörü ve küratör Çelenk Bafra bu yıkıcı süreci şöyle değerlendiriyor: “SAHA ekibi olarak Galata’daki ofisimizi ve SAHA Studio’yu dezenfekte ettirip hiç ara vermeden mart ortasından beri evlerimizden çalışmaya devam ediyoruz. SAHA Derneği, sağladığı destekler, kurduğu ortaklıklar ve kurguladığı projeler aracılığıyla güncel sanat alanındaki sanatçı, küratör, yazar ve eleştirmenlerin öğrenme ve üretim ortamlarını güçlendirmeyi ve uluslararası ağlarla etkileşimlerini geliştirmeyi hedefliyor. Bu amaç etrafında bir araya gelen üye ve paydaşlarımızın maddi ve manevi desteği olmadan faaliyetlerimize devam etmemiz mümkün değil zira kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olarak sabit ve güvencesi olan bir gelir kaynağımız ya da ana finansörümüz yok. Her yıl üyelerimiz ve kurumsal destekçilerimizin SAHA’ya emanet etmeyi seçtiği bağışlarla ve bize aynî destek ve pro bono servis veren kişi ve kuruluşların özverisiyle Türkiye sanatını destekliyoruz. Dolayısıyla önceliklerimizden biri paydaş ve destekçilerimizle bağlarımızı daha da sıkılaştırmak ve hep beraber sanatın dönüştürücü gücüne ve sanata desteğin gerekliliğine dair inancımızı tazelemek.”

Geleceğe dair belirsizliğin söz konusu olduğu bu süreçte kriz yönetimi planları yaparken Türkiye ve yurt dışındaki tartışmaları takip edip alanın aktörleriyle fikir alışverişinde bulunduklarının altını çizen Bafra, halihazırdaki destek modellerini önceliklerine göre revize ettiklerini belirtiyor. Farklı kaynaklar yaratmak için strateji araştırdıklarını söyleyen Bafra şöyle devam ediyor: “Telaşa düşmeden ihtiyaç ve aciliyetleri etraflıca değerlendirerek kararlar alacağız. Şimdilik destek vermeye söz verdiğimiz halde ertelenen ya da iptal olan yurt dışı projelerdeki sanatçı ve kurumları mağdur etmemek adına desteğimize devam edebileceğimizi düşünüyorum. Sonbaharda ve 2021’in ilk yarısındaki uluslararası sergi ve misafir sanatçı programlarına Türkiye’den davet edilen sanatçı ve küratörlerin katılımına destek vermeyi de umuyorum.

Aynı şekilde, artık iyice güvencesiz hale gelen yerel ekosistemi güçlendirmek adına geçen yıl başlattığımız üretim ve etkileşim platformu SAHA Studio’nun, Türkiye genelinde dağıttığımız SAHA sanat inisiyatifleri fonunun ve SAHA yazı dizisinin sürdürülebilirliği ve Türkiye’de farklı kentlerde düzenlenmeye devam edeceğini umduğumuz bienalleri desteklemek de bizim için öncelikli. 

 

Kurumsal iletişim ve yönetişim anlayışlarını daha erişilebilir ve rahat hale getirmeyi hedeflediklerini anlatan Bafra, bu süreçte yoksun dönemlerden geçecekleri aşikar olan bağımsız sanat üreticilerin yanında olduklarını hissettireceklerini vurguluyor. Ve, devam ediyor: “Bağımsız küratörlükle veya vakıf/derneklerde çalışarak kirasını ödemek durumunda biri olarak ‘prekarite’ kavramı üzerine yeni düşündüğüm bir şey değil ama önümüzdeki dönemde bu meseleye nasıl yaklaştığımız hepimiz için belirleyici olacak. Normale (daha doğrusu ‘normal’ olarak bize sunulan kriz öncesi düzene) geri dönmeyi beklemiyorum, gelecek dönem her neye evrilecekse orada da kendim ve SAHA adına hakkaniyetli, faydalı ve anlamlı bir şeyler yapabilmeye çabalayacağım.

Rasim Aksan: Bir alternatif yol olabilir

21 Şubat’ta Galerist’te üç buçuk yıl aradan sonra kişisel sergisini açan sanatçı Rasim Aksan da sanal sergi anlayışına kendi işleri çerçevesinde mesafeli duran bir diğer isim.

Aksan, salgının sanatına etkisini ve sanal ortamda sanatla ilgili görüşünü şöyle anlatıyor: “Virüs tabii ki beni de etkiledi. Sergim açılır açılmaz, sanal ortama taşındı. Fakat benim işlerim boyutları ve detayları sebebiyle yakından bakılmayı gerektirdiği için, ışık ve ambiyans unsurlarını da göz önünde bulundurursak, sanal sergi alternatifinin benim için çok da uygun olmadığını düşünüyorum. Ama başka sergiler için bir alternatif yol olabilir özellikle İstanbul dışındakiler için sanal sergi konusu geliştirilebilir. Bunların haricinde, corona virüsü döneminde beni en çok etkileyen konu ise 20 yaş altının sokağa çıkma yasağı oldu.”

Yusuf Aygeç: ‘Sanata destek veriyoruzcular’ı göremiyoruz

Üç yıl aradan sonra C.A.M. Galeri’de ‘Μekanın Ruhu’ adlı kişisel sergisine ara vermek zorunda kalan ve Marcus Graf ile yapması beklenen konuşmasını Instagram üzerinden paylaşan Yusuf Aygeç gerçek ve sanal ortamdan ziyade piyasayı değerlendiriyor: Sergim açılış gününden dört gün sonra Covid-19 virüsü sebebiyle kapanmak zorunda kaldı. Geri dönüşler olduysa da üç yılın emeğini ve motivasyonunu karşılayamadı. Bu tür zor zamanlarda, her şey çok yolundayken şıkır şıkır ortalarda dolaşan ‘sanata destek veriyoruzcular‘ı maalesef ki göremiyoruz. Birçok konu ile alakalı aynaya bakılması ve ders çıkarılması gereken bir dönemden geçiyoruz ve umarım insanlık bu sınavını, insanlığını tekrar hatırlayarak atlatır. Çünkü bu süreç elbet bitecek, her şey normalleşmeye başlayacak. Ayakta kalanlar aynada gerçek kendilerini görenler olacak.”

Aygeç’in söyleminden yola çıkarak Almanya’nın sanatçılar, sanat kurumları ve yaratıcı mesleklerde ‘freelance’ olarak çalışan kişiler için açıkladığı 50 milyon avroluk destek paketini anımsatmak istiyorum. Bu paket sanatçıların bu zorlu süreçte sergi açamamasının sıkıntısını bir nebze olsun giderecek.

Sanatçılar nasıl geçinecek?

Peki ama Türkiye’deki sanatçılar için hiçbir destek paketinin açıklanmadığı gerçeğini göz önünde bulundurursak, Türkiyeli sanatçılar; tabir-i caizse iş satamama durumunda nasıl önlemler alacak, nasıl geçinecek?

Gülsün Karamustafa: Devlet desteğil hayal

Türkiye’de, güncel sanat ortamının en önemli isimlerinden Gülsün Karamustafa böyle bir desteğin hayal olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Böyle bir yaklaşımın, değil uygulanması düşüncesi bile bana yabancı geliyor. 1975 yılından beri profesyonel olarak mesleğimi sürdürüyorum. Belli bir süre Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda (şimdiki Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) öğretim üyesi olarak çalışmamın karşılığı olan maaş ödemesi dışında devletin sanatçı olarak bana bir katkısı olmadı. Varoluşumuzu kendi çabalarımızla yalnızlık içinde yürüttük. 90’lı yıllarda sanatçı örgütü olarak bu konuda taleplerimizi geliştirip önerilerde bulunduğumuz halde pek sonuç alamadık. Şu anda devletten talep edilen veya devletin önerdiği bir sanatçı destek paketinin bulunmadığını sanıyorum. Bundan sonra şartların değişebileceğine de inanmıyorum. Nasıl yaşıyorsak öyle devam edeceğiz herhalde.”

Burcu Perçin: Üretmeye devam ettikçe kapı açılır

Sanatçı Burcu Perçin’in görüşü şöyle: “Önümüzdeki süreçte maddi olarak nasıl ayakta kalacağım(ız) üzerine endişe duymak yerine moralimi yüksek tutmaya çalışıyorum. Bu anlamda biz üretmeye devam ettikçe bir şekilde kapıların açılacağına, her zaman her koşulda sanata ilginin, ihtiyacın dolayısıyla talebin olabilceğine dair inancımı yüksek tutmayı hedefliyorum.”

Kemal Seyhan: Çok zor günler geçiriyoruz

Avusturya vatandaşı olmasına rağmen Türkiye’de ikamet ettiği için bu ülkenin sanatçılara verdiği destek paketinden yararlanamayan Kemal Seyhan şöyle özetliyor durumu: “Çok zor günler geçiriyoruz. Türkiye’den de bir destek görmüyorum. Biz zaten kendi çabalarımızla ve sanatımızla hep mücadelemizi verdik vermeye de devam edeceğiz.

Öner Kocabeyoğlu: Virüs ‘corona’ysa pandemi kapitalizmdir

Özel sermayenin, yani kişilerin desteğinin esas olduğu Türkiye sanat piyasasının önemli aktörlerinden koleksiyonerlerin de bu süreçteki fikirleri çok mühim. Papko Sanat Koleksiyonu’nun sahibi ve sanat tutkunu işadamı Öner Kocabeyoğlu salgın sonrasında keskin bir değişim olacağını öngörüyor.

“Artık yeni bir sayfa açılacak Covid öncesi ve Covid sonrası olarak. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. İnsanlık bundan dersler çıkarmazsa bir sonraki süreç çok daha yıkıcı olacaktır. Güzel sanatlara ilgininin fevkalade artacağını düşünüyorum. Genel olarak materyalist yaklaşım dünyada çürümeye başlamıştı, bu süreç de vesile oldu ve artık materyalist yaklaşımın sonu geldi. Lüks tüketimin; yani ihtiyaçtan fazlasını alma ve hesapsızca harcamalar yapma dönemi bitti dolayısıyla üretim de bitti. ‘Less is more’ (Daha az, daha çoktur) mantığı esas alınacak. Bundan sonrası için, ne kadar basit yaşarsak o kadar mutlu olacağız. Sanat üretimi de bundan nasibini alacaktır tabii. Sanatı bir zanaat olarak değil de, bir fikir olarak gören Duchamp’tan sonra önemli olan, eserin yapılma şekli veya kullanılan malzemelerden çok, eserin arkasında yatan fikir/motivasyondu. “

Kalitesiz ve sınırsız üretimin yerini kaliteli ve düşündüren, fikrin ve emeğin yoğun olduğu bir sanat üretiminin alacağının altını çizen Kocabeyoğlu, bundan sonra daha çok fikir ve motivasyonun önce çıkması gerektiğini savunarak devam ediyor: “Alıcılar da çok daha fazla düşünüp inceleyecekler belki de daha zor alacaklar. Çünkü basit temel ve sadece özgün, nitelikli ihtiyaçlar öncelik olacaktır. Böylece sanat eseri fiyatları da doğru değerlendirme süzgecinden geçerek makul, alınabilir seviyelere gelecektir.

Kocabeyoğlu, son olarak şu mesajı veriyor: “Virüs ‘corona’ysa, pandemi de kapitalizmdir. Sanata güveniyorum.”


[email protected]

@istanbulartsnob

Bu haber 806 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Belgin Aksoylu
    1 ay önce
    ''Türkiyeli sanatçılar'' yazmışsınız!? “Kendilerine has dili olanlara millet denir. Sonu, li, lı ile bitenlerin soyu belirsizdir. Amerikalı, Kanadalı, Perulu, Pakistanlı, Avustralyalı, Arjantinli, Şilili, Yeni Zelandalı, İsviçreli diyebilirsiniz, çünkü bunların kendilerine has dilleri yoktur. Alman’a Almanyalı, Fransız’a Fransalı, İtalyan’a İtalyalı, İngiliz’e İngiltereli, Rus’a Rusyalı, Japon’a Japonyalı diyemezsiniz.Türk’e Türkiyeli diyemediğiniz gibi...” İlber Ortaylı