Maske...

Bırakın devlet de, belediyeler de, yardım kuruluşları da, hayırsever bireyler de, kim dağıtmak isterse maske dağıtsın. Şu anda dağıtılanlardan daha kalitesiz olması mümkün değil

Maske...

Bırakın devlet de, belediyeler de, yardım kuruluşları da, hayırsever bireyler de, kim dağıtmak isterse maske dağıtsın. Şu anda dağıtılanlardan daha kalitesiz olması mümkün değil

Maske...
25 Nisan 2020 - 11:16

Sizler Korona zamanlarında maske takıyorsunuz. Bense ömrümün yarısını bir maskenin ardında geçirdim. Sizi bugün, hayatımdaki maskelerle ilgili bir yolculuğa çıkartmak istedim.

Çocukken babam yalnız yaz tatillerinde çizgi roman okumamıza izin verirdi. Yılın tatil olmayan kısmı, daha ciddi kitaplara ayrılmıştı. Hayal meyal hatırladığım ilk maskeli kahraman Fantoma'ydı. Mavi bir otobüs olan Gezici Kütüphane mahalleye haftada bir gelirdi. Ordan aldığım kitaplar arasında Pardayanlar ve Fantoma’yı görür gibi oluyorum, gözlerimi kapatıp hatırlamaya çalıştığımda. Fantoma maske takan bir kahramandı, sonrası yok hafızamda.

Çoçukluğumdan hatırladığım maskeli kahramanlardan biri, daha doğrusu anti-kahraman da Killing’di. Killing iskelet ve kuru kafadan oluşan lateks bir elbise ve maske takan bir seri katildi. Kadınlarla sevişir ve sonra da öldürürdü. Ben, Killing’i bir yerlerde bulduğumda okurdum ve her seferinde insanlar bunu neden okur ki diye de düşünürdüm. Sonraları Kızılmaske’yle tanıştım. Çizgi roman kültürü içinde, Teksas, Tommiks, Kaptan Swing, Zagor, Teks önde gelenlerdendi. Nerdeyse tamamına yakını İtalyan yazar ve çizerlerinin eseriydi. Kızılmaske, görece daha farklıydı. Yaratıcısı Amerikalıydı. Bengal ormanlarında yaşayan, Phantom diye de çağrılan, sürekli maske takan, hayatını zulüm ve haksızlıkla savaşmaya adayan bir süper kahramandı Kızılmaske. Aynı yıllarda maske takan ama benim pek de bayılmadığım, arada sırada okuduğum bir çizgi roman olan Kinova da vardı. Kinova’yı sevmezdim, çünkü kızılderililere düşman bir karakterdi.

Televizyonla, ortaokul yıllarında tanıştım. Siyah beyaz televizyonda izlediğimiz diziler arasında Uzay Yolu, Mc Millan ve karısı, Kaçak, Tatlı Cadı ve elbette Görevimiz Tehlike vardı. Martin Landau’nun canlandırdığı karakter her dizide yaratılan maskeyle bir başka karakterin tıpkısı olur ve böylece olaylar çözülürdü. Yine o yıllarda Batman’ı almanca bir dergide okuduğumu hatırlıyorum ilk kez. O da, yardımcısı Robin de maske takardı. Örümcek Adam’ı da aynı dönemlerde keşfettiğimi sanıyorum. O zamanlar maskeli kahramanlar popülerdi. Zorro’yu da, Antonio Banderas canlandırmadan epey önce okumuştum. O da çizgi roman olarak hayatıma girmişti ama, nerde ne zaman derseniz, hatırlamıyorum.

Alexander Dumas’dan Monte Kristo Kontu ve Üç Silahşörler’den sonra Demir Maskeli Adam’ı da okumuştum. Kral 14. Louis’nin yerine geçirilmek istenen bir ikizi ya da ona ikiz gibi benzeyen biri ve ona takılan demir maske üzerinden yürüyen bir romandı. O yıllarda kovboy filmleri de pek revaçtaydı ve banka soyarken, ya da bir yerlere saldırırken, boyunlarındaki eşarbı yüzlerine maske yapmış kovboy şapkalı karakterleri neredeyse her filmde görürdük. 

Sinemada da bir çok maskeli karakter izledik yıllar içinde. Bunların bir kısmı yukarda da sözünü ettiğim çizgi karakterlerin sinemaya uyarlanmış halleriydi. İçlerinde özgün olan maskelerse, Yıldız Savaşları'nda Darth Vader’in, Kuzuların Sessizliği’nde Hannibal Lecter’in, Mask’da Stanley Ipkiss’in, Son Samuray’da samurayların hepsinin ve V for Vendetta’daki kahramanın maskeleridir benim için. Sonuncusu sembol olmuş, isyan ve protesto gibi toplumsal eylemlerde ulus ötesi bir simge olarak aktivistlerce kullanılmaktadır hâlâ.

Gençlik yıllarımdan aklımda maskenin ön planda olduğu iki tiyatro oyunu kalmış. Biri Kuzgun Acar’ın yaptığı, maskların oyunun kendisi kadar etkili olduğu, yönetmenliğini Mehmet Ulusoy’un yaptığı Kafkas Tebeşir Dairesi. Diğeri de Mehmet Ali Erbil’in gencecik bir güzel sanatlar okulu öğrencisiyken başrolünü oynadığı Küheylanda’ki at maskı. Küheylan’ı izlediğimde sanırım 13 yaşındaydım ama belleğimde yer etmiş.

Tıbbiyeye başladıktan sonra hayatımdaki maske kavramı kitaplardan, filmlerden, oyunlardan çıkıp gerçeğe büründü. Daha öğrenciyken ameliyatlara girip çıkmaya başladım ve ameliyathane ritüelinin bir parçası olarak maskeyle tanıştım. Tabii ki maske ritüel için değil mikropların yayılmasını önlemek içindi ama cerrahi işlem adeta bir dini ayin gibi yürüdüğünden, kendi içinde bir ritüeli olduğundan, maske de ister istemez onun bir parçasıydı.

Asistanlığa başladığımda bez maske kullanırdık. Bu maskeler akşamları yıkanır, kurutulur, sabah yeniden kullanımımıza hazır olurdu. Biz gözlüklüler için, ameliyat başlamadan küçük bir seremoni yaşanırdı. Ayna karşısında, maske boyunca yüzümüze sıkı sıkıya bir flaster yapıştırırdık ki nefesimiz buğu yapmasın gözlüğümüzde. Ameliyat bittiğinde o pembe flasteri çıkartırken canımız yanar, uzunca bir iz kalırdı yüzümüzde.

Sonra burun kısmında tel olan kağıt maskeler çıktı. Bu maskelerin kalitesi de çalıştığınız yere göre değişirdi. Çalıştığım bir özel hastanenin yıllar sonra batacağının ilk işaretini kullandığımız maskelerin incelip bir tül kıvamına gelmesiyle tahmin etmiştim. Bu sonradan sıkı bir gösterge oldu benim için. Bir hastanenin kalitesine, ameliyathanesinde kullandığım maskeye bakarak karar veriyordum. Ameliyathaneye aldıkları maskenin kalitesi, insan yaşamına ne kadar değer verdiklerinin de göstergesi oluyordu benim için. 

2017 yılında Havana’da iki ameliyat yaptım. Kübalı beyin cerrahlarına belli bir cerrahi tekniği göstermek üzere davet edilmiştim. Ameliyathanede yeniden bez maskelerle karşılaştım. Yıllarca ambargo kıskacında inleyen, ülke gelirinden önemli bir kısmı koruyucu sağlık hizmetlerine ayırıp sağlıkta destan yazmış olan Küba’nın en iyi hastanesinin ameliyathanelerinde bizim yıllarca önce kullanmayı bıraktığımız bez maskeler vardı. Aslında yıkayıp hijyenik temizlediğini yaptığınızda kullanımı sağlıklı maskelerdir bez maskeler.

Hayatımın geç sayılacak bir safhasında tanışıp anında aşık olduğum Venedik’ten söz etmezsem maskeyle ilgili yazım eksik kalır. Maskeler kenti de diyebiliriz Venedik için. Türlü türlü maskeler içinde benim için en ilginci Dottore Peste, yani veba doktorlarının taktığı maskeydi kuşkusuz. Tüm yüzü kaplayan, kristal gözlerin bulunduğu bir maskeydi. Aynı zamanda doktorun soluduğu havayı temizlemek için baharat veya otlarla doldurulmuş bir gagayı da içeriyordu. Elleri korumak için bir çift deri eldiven, bedeni kaplayan uzun bir önlük ve botlarla kullanılıyordu.

Maskenin yaşamımızın bir parçası haline gelmesi, Korona günlerinden önce, 2013 Haziranında da olmuştu. Gezi günlerinde polisin orantısız güç kullanması ve sürekli insanların tepesine yağdırdığı biber gazı, Gezi gençlerinin yaratıcılığı sayesinde bin türlü maskenin de ortaya çıkmasına yol açmıştı. Deniz gözlükleri, gerçek gaz maskeleri, ameliyat maskeleri, eski pilot ve motorsiklet maskeleri, Vendetta maskeleri ve çeşitli kombinasyonlarla üretilmiş çeşit çeşit, rengarenk maskeler Gezi Parkı’nı ve şehri kaplamıştı.

2020 yılına geldiğimizde maske, tüm dünyanın gündemine ve hayatlarımızın da baş köşesine kuruldu. Koronavirüs'ten korunmanın en önemli tedbirlerinden biri maske takmak kuşkusuz. Ancak ülkemizde bu konu ciddi bir sorun halinde. Sayın Cumhurbaşkanı bir gün çıkıp maskelerin bedava dağıtılacağını söyledi, çünkü her zaman her yerde ortaya çıkan üç beş fırsatçı, krizi fırsat bilip yüksek fiyatla maske satmaya başlamıştı. Devlet denen aygıt, benim bildiğim bu durumları kontrol eder. Biz de maske meselesi maalesef siyasetin popülizm kısmına denk geldi. Önce PTT, sonra e-devlet, sonra cep telefonlarına mesaj marifetiyle devlet maske dağıtma işine soyundu. Bu arada belediyeler de hazırlık yapıp hemen devreye girdi ama anlaşılmadık şekilde "hayır siz maske dağıtamazsınız" dendi. Acaba dedim, çok yetkililer, belediyelerin kalitesiz maske dağıtacağını düşünde mi böyle bir tedbir aldı! Bunun böyle olmadığını cep telefonuma gelen mesaj sonrası eczaneden aldığım maskeleri takınca anladım. Çünkü hayatının yarısında maske takmış biri olarak bundan daha kalitesiz maske görmediğimi ifade etmek isterim. Ayrıca pek çok insana maske gelmedi, herkesin telefonu yok ve beş maske de kısa bir süre için yeterli ancak.

Gele gele geldiğimiz nokta şu oldu. Bizim kapıda bekleyen güvenlikçi arkadaş dün sabah hastaneye giderken, "abi bana bir tane maske getirebilir misin?" dedi. 30 yılı aşkındır cerrahlık yapan bir hekim olarak bazı tavsiyelerde bulunmak isterim. Bırakın devlet de, belediyeler de, yardım kuruluşları da, hayırsever bireyler de, kim dağıtmak isterse maske dağıtsın. Şu anda dağıtılanlardan daha kalitesiz olması mümkün değil ve devlet dışında birileri maske dağıttı diye de kamuoyu yoklamaları etkilenmez, merak etmeyin. Aksine insanların birlik ve beraberliği için iyi bir şey olur. Kötü de olsa, bedava ve bol maske olursa, araya pamuk, kahve filtresi, hijyenik ped koyarak iki maske üst üste takıldığında koruyucu olur. Bu arada maske satılmasına da izin verin. Maske fiyatlarına, maskeleri kategorize ederek üst sınır koyabilirsiniz, denetleyebilirsiniz, stokçuları, fırsatçıları yakalayıp cezalandırabilirsiniz, ama insanları şu salgın günlerinde maskeye muhtaç hale getirmeyin.
talat kırış

Talat Kırış

[email protected]

Bu haber 387 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum