DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın açıklamaları
T24’ün Genel Yayın Koordinatörü ve Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu ile kıdemli siyaset muhabiri Ceren Bayar’a konuşan DEM Eş Genel Başkanı Bakırhan, "CHP’nin masada olması" meselesinde iktidara destek vermeyeceğini beyan eden ana muhalefet partisine davet yapıyor.
Bu daveti fevkalade güzel (!) bir örneklemle açıklıyor: CHP masaya oturmazsa İmamoğlu cezaevinde kalmaya devam edecek!
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan
Büyüteç okurlarını siyasetten uzak tutmaya elden geldiğince gayret ediyorum.
Ancak kimi zaman siyasette öyle gelişmeler yaşanıyor ki prensipten ayrılmak kaçınılmaz oluyor maalesef.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan ve iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürecin ana aktörlerinden DEM Parti’nin Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın T24’e yaptığı açıklamalar, hafta sonu boyunca iç siyasetin ana gündem maddesi oldu.Bu açıklamalar, prensipten ayrılmayı beraberinde getirdi.
| Gökçer Tahincioğlu ve Ceren Bayar'ın söyleşisi: DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’dan anayasa ve pazarlık iddiaları için en net mesaj: “Muhalefet kimliğimizi asla kaybetmeyeceğiz, CHP mutlaka masada olmalı…” |
T24’ün Genel Yayın Koordinatörü ve Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu ile kıdemli siyaset muhabiri Ceren Bayar’a konuşan Bakırhan’ın değerlendirmeleri, sürecin şu aşamasında tarafların akıllarındaki soru işaretlerinin yanıtlarını verdi. Ayrıca Bakırhan’ın açıklamaları “şimdilik” gelinen noktada PKK açılımı ve Kürt sorunu başlığında en dikkat çekici köşe taşlarından birisi oldu, kanımca.
DEM Parti Genel Başkanı’nın açıklamaları epeyce derinlikli.
Bakırhan, bu coğrafyada demokratik yaşam koşullarının olmadığını, AKP iktidarının antidemokratik uygulamalarla ülkeyi hangi noktaya getirdiğini örnekleriyle net biçimde ortaya koydu.
Partisi DEM’in, AKP’nin söz konusu demokratik olmayan uygulamalarına karşı duruşunun da ne olduğunu yine açıklamalarında görmek mümkün.
Bakırhan, Cumhur İttifakı’nın Anayasa değişikliği ısrarına karşı şu soruyu sordu.
“(…) Anayasa toplumsal bir sözleşme olarak tarif ediyoruz. Yani bir partinin kendisini dayatmasıyla diğer partilerin ya da toplumun kabul edeceği bir şey midir Anayasa? Ülkenin gelecek on yıllarını belirleyecek bir toplumsal sözleşmeyi bir parti kendi çıkarına, geleceğine göre hazırlarsa diğerleri buna uyar mı, uymak zorunda mıdır?” (…)
Yanıtı da şöyle verdi:
“(…) Türkiye’de adalet, hukuk sorunu, özgürlük sorunu, ekonomide adalet sorunu var bunlar çözülür, sonra ülkede ‘Bir de demokratik anayasa yapalım’ derlerse ve toplum da ‘yapsın’ derse biz tabii ki o gün toplumun beklentisini, talebini dikkate alırız. (…)”
Bakırhan, kamuoyuna şüpheyle yaklaşılan bir konuda da açık bilgi verdi.
Partisinin, bugün iktidar bloğu ile bütünleştiği eleştirilerine karşı, 2019’da İstanbul seçimlerindeki DEM’in pozisyonunu örnek verdi:
“Biz nasıl ki, 2019’da İstanbul’daki oy tercihimizle CHP’yle bütünleşmediysek, bugün de iktidar blokuyla bütünleşmiyoruz.”
DEM’in İstanbul’da CHP’yi desteklediği iddiası, iktidarın -bugün yaşanan süreçten bağımsız- CHP’ye yüklendiği en önemli konuların başında geliyordu. Kamuoyu, bunun böyle olmadığını altı yıl sonra da olsa ilk ağızdan öğrendi.
Aynı cümlenin devamında güzel bir tespit daha yaptı:
“Bu yönüyle her parti farklılığını koruyarak toplumsal barışa hizmet edebilir. Barış, partilerin birbirine benzemesi değil, farklılıklarına rağmen ortak paydalarda, demokratik ilkelerde buluşması ile gelir.”
DEM Parti Genel Başkanı, bu güzel cümlelerin peşinden asıl konuya giriş yaptı:
“CHP’nin masaya oturması.”
Bakırhan, CHP’yi masaya çağırırken, “Ülkedeki kötü gidişatın durması için hepimizin masada olması gerekiyor. Bu süreci desteklememiz lazım. Bu sadece DEM Parti’nin sorunu değil. Kürt sorunu Türkiye’nin sorunu. Sadece bizi ilgilendiren bir süreç değil. Demokrasiden bağımsız değil, demokratik bir Türkiye'den bağımsız değil. Demokrasi diyorsak, demokratik bir yargı diyorsak, halkın seçtiği irade yönetsin diyorsak her şeye rağmen bu masayı tutmalıyız, zorla oturmalıyız. Kimse minnetle, davetle o masaya gelmemeli. Türkiye'nin ihtiyacı olduğu için gelmeli” dedi.
Sonrasında Bakırhan, CHP’nin masaya gelmesi gerektiğini tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu üzerinden verdi:
“Sayın İmamoğlu’na şunu söylemek isterim. İçeride olmasının sebebi kendi çeperimizden bakmamızdır. Masada Cumhuriyet Halk Partisi olursa belki de İmamoğlu dışarıda olacak. Belki de bütün siyasi tutsaklar dışarıda olacak. Çünkü hukuk olacak, demokrasi olacak, adalet olacak.”
Bakırhan, AKP’nin söyleyip gerçekleştiremediği CHP’nin masada olması meselesinde fevkalade güzel (!) bir örneklemle, iktidara destek vermeyeceğini beyan eden ana muhalefet partisine davet yapıyor.
Diğer deyişle; CHP masaya oturmazsa İmamoğlu cezaevinde kalmaya devam edecek! Basit anlamı bu.
Ayrıca DEM’in CHP’ye yönelik eleştiri getirdiği asıl konu, belediyelere kayyım atanması konusundaki sessizliği.
DEM Parti, CHP’nin kendilerine yönelik gerçekleşen kayyım atamalarına tepki göstermediğini zaman zaman gündeme getiriyor. Ancak arşivler pek de öyle demiyor. Hatırlanacak olursa, dönemin CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu eleştirilerini 2019’da TBMM’de dile getirdi. Keza benzer bir açıklamayı 2021’de de yaptı.
Mevcut CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise, daha CHP’ye yönelik kayyım uygulaması gündemde yokken, DEM Partili Mardin, Batman ve Halfeti belediyelerine kayyım atandığı geçen kasımda eleştirilerini paylaştı.
Dolayısıyla DEM Parti’nin bu argümanı karşılıksız kalıyor haliyle.
Hatta İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de yaptıkları kayyım karşıtı açıklamalar ile Özel’le birlikte iktidar medyasının hedefi oldu.
T24’ten Tahincioğlu ve Bayar’ın, Bakırhan’la yaptığı söyleşi bir bakıma iyi oldu. Arafta kalan bazı konular netleşmiş oldu aynı zamanda.
* * *
Altan Öymen’in ardından…
Ülke, cumartesi günü kıymetli bir gazetecisini ve “siyaseti, siyaset gibi yapmayı tercih eden” bir politikacısını, bir fikir insanını yitirdi.
Biz gazetecilerin yanı sıra aktif siyaset döneminde de CHP kadrolarının “Altan Abisi”, Altan Öymen 93 yaşında ebediyete göç etti, sevenlerini geride bırakarak.
Altan Bey, biz genç kuşak için merhum kardeşi Örsan Öymen’le birlikte gazeteciliğin nasıl yapılacağını/yapıldığını gösteren önemli isimdi.
Her ne kadar yazı işlerinde aynı masa etrafında olmasa da Altan Bey, Milliyet’te aynı çatı altında gazetecilik yapmaktan onur duyduğum isimlerin başında geldi.
Altan Öymen
Milliyet’in efsane ismi Abdi İpekçi’nin “Durum” başlığıyla yaptığı başyazarlığı, “Bugün” adını verdiği köşesinde kaleme aldığı yazılarıyla yıllarca taşıdı. Milliyet’e en çok yakışan başyazardı, kanımca.
Siyasi kimliğinden bağımsız biçimde Altan Bey’le yolumun kesişmesi kasım 1989’a kadar gider. Mesleğe başladığım Ulus gazetesinden ayrılıp gece muhabiri olarak Milliyet Ankara Bürosu’na başladığımda sık sık karşılaştık kendisiyle.
Zira, Altan Bey Ankara’ya her gelişinde Milliyet’in Ankara Bürosu’nun ikinci katında, merhum Ankara Temsilcisi Orhan Tokatlı’nın odasının karşısında, yazarlara ayrılan küçük odayı kullandı senelerce.
İsim olarak bu satırların yazarını hatırlaması elbette mümkün değildi, ancak yardımcısı Birkan Hanım’la birlikte “başyazarın” ertesi günkü başyazısı için epey mesai sarf ettik. Altan Bey’in özelliği yazılarını hep el yazısıyla kâğıda yazmasıydı.
Bir tomar teksir kâğıdı ile başladığı yazılarının sonunda, masada bir miktar teksir kâğıdı ile sadece her biri yarısına kadar çekilmiş, kimi zaman bir paketi aşan sigara demeti kalırdı.
Üzerinde Öymen’in fikir ve görüşlerinin bulunduğu teksir kağıtlarının, İstanbul’daki Birkan Hanım’a ulaşması ve sonrasındaki görev ise bu satırların yazarının oldu.
İstanbul’daki dizgi servisinde dizilen yazının birebir kopyası, faksla Birkan Hanım tarafından gönderilir, akabinde çoğu zaman tarafımdan Altan Bey’e ulaştırıldı.
Yazının birden fazla kez düzeltilip gönderildiği olurdu. Zira Altan Bey son derece titiz bir insandı.
CHP Genel Başkanı iken, bir bayramın ilk günü Milliyet’e geldi. Zaten kendi evi bildiği Ankara Bürosu’nun üçüncü katına “tek başına” geldiğinde, “gençler vaziyete hâkim misiniz?” sorusunu yöneltip herkesin bayramını kutladı.
İşin doğrusu, her ne kadar CHP Genel Başkanı da olsa bizler için hep “Altan Abi”ydi. Kısa sohbetlerde bile ufuk açıcı tespitleri oldu.
Milliyet’i yıllarca merhum Doğan Heper’le birlikte yönetti. Abdi İpekçi’den süregelen “gazetecilik nasıl yapılır?” sorusunun yanıtlarını sonraki kuşaklara elinden geldiğince aktardı.
Ayrıca Altan Bey, okur pek bilmez ama bugüne kadar gazetelerin ve televizyonların genel yayın yönetmeni dahil, epeyce ismin yetişmesine de ANKA Haber Ajansı ile öncülük etti. Ankara’da Altan Bey’in yetiştirdiği pek çok isim, zaman içinde İstanbul’a giderek üst yönetici konumunda mesleği yaptılar, kimileri halen devam ediyor.
Sonuçta gazeteciler olarak bir “büyük usta”yı kaybettik, yeri de pek kolay dolmayacak.







YORUMLAR