Dindar adamı şeytan nasıl kandırır!

Ayet öyle diyor: Şeytan sizi Allah’la kandırmasın. Şeytan size sağınızdan, solunuzdan, önünüzden arkanızdan, aşağıdan ve yukarıdan gelir. Açık bir kapı bulursa içinize girer ve damarlarınızda dolaşır. Kanın gittiği her yere gider.

Dindar adamı şeytan nasıl kandırır!

Ayet öyle diyor: Şeytan sizi Allah’la kandırmasın. Şeytan size sağınızdan, solunuzdan, önünüzden arkanızdan, aşağıdan ve yukarıdan gelir. Açık bir kapı bulursa içinize girer ve damarlarınızda dolaşır. Kanın gittiği her yere gider.

Dindar adamı şeytan nasıl kandırır!
10 Ekim 2019 - 17:53

Unutmayın, Şeytanın varlığı günah işlemenizin bahanesi, gerekçesi olamaz.

Derler ki, “Kedi aç kalır ve yavrusunu yemeye karar verirse, onu fareye benzetirmiş.

Dindar biri yalan söylememeli, haram yememeli, zina etmemeli, içki içmemeli, adam öldürmemeli. Evet bu doğru. Ama Müslüman adam bunları yapmaz diye bir şey yok. Yaptı diye de dinden çıkmaz. Bunları yapmasa da, bunları meşru görürse, dinden çıkar.

Şeytan (lanet olası) benim nefsimin yoldaşı! Hep kulağıma bir şeyler fısıldar durur. Yorulmaz da.  Ah o “Hannas” yok mu o “Hannas”. Hani o “vesvese veren” Ve onların cin ve insan taifesinden yardımcıları! Benden ya da bir başkasından hiç vazgeçmezler. Dostlarım bana kızıp, benden uzaklaşabilir ama Şeytanım beni hiç bırakmaz!.

Şeytandan kaçamazsınız. Gölgeniz nasıl sizi takip ederse o hep yanınızda. Tek kurtuluşunuz var, taşlanmış ve lanetlenmiş Şeytandan kurtulmak için, onun dediğinin tersini yapın. “LA” deyin.

Bizim o “işini bilen” memurumuz şöyle düşünür: Ötekiler 80 yıldır bizi sömürdüler. Biz bu devlet için, millet için gecemizi gündüzümüze katıp çalıştık. Ben hâlâ kiradayım ve borçlanıyorum. Ve hâlâ en çok ben çalışıyorum. Ben imza atıyorum, birileri malı götürüyor. Birileri adamını buluyor, malı götürüyor. Ben niye yapmayayım. Ben çalışıyorum, o yiyor, bunda adalet var mı? Aslında ben daha fazlasını hakkediyorum, o zaman ben de “aklımı kullanayım” ve..

Şartnameyi biz hazırlıyoruz, denetimi biz yapıyoruz, imzayı biz atıyoruz, işadamı işi alıp taşeron’a veriyor %20+ alıyor. Biz maaşa talim. Adalet mi bu!

İşadamı şöyle düşünüyor. Ötekiler de götürüyor. Onlar başka yerlere harcıyorlar. Biz vakıf, cami, cemaat gibi yerlere harcıyoruz. Eee, bal tutan parmağını yalar. Yarın partimiz için harcamak gerekecek. Dernek, vakıf, memlekette yardım bekleyen insanlar var. Devlet onlara 80 yıldır yardım etmedi. Bu işleri de bugün biz yapıyoruz. Bu işler peşinde koşarken bizim de evimizde çoluk çocuk var. Kirada oturarak, dolmuşla bu işlere yetişemeyiz..

Cemaati, vakfı da, “devlet bizim değerimizi anlamıyor, devletin yapması gereken birçok iş bizim sırtımızda, bu işleri finansmanı için bu kardeşlerimiz bize yardımcı oluyorsa ne var bunda..

Kimi zekat toplayanların giderlerinin karşılanmasını hesab ediyor, kimi geçmiş dönemlerin hesabını yapıyor. Kimi hoca efendilerin şefaatinden meded umuyor, kimi benim kalbim temiz diyor, kimi tevbe etmekten söz ediyor, kimi hacca gidip defteri sildirmekten. Kimi ihtiyacını karşılayıp, ele güne muhtaç olmayacak kadar bir düzen kurduktan sonra, bugün aldıklarının karşılığını fazlası ile vakıflar üzerinden ödemeyi hayal eder, vakıf kurarım diye düşünür ama, tabi bu şeytanın kandırmak için onların kulaklarına fısıldadığı bir söz olarak kalır. Şeytan yaklaştığı insanın kulağına, onun nefsine hoş gelen daha önce düşünüp meylettiği şeyleri söyler.

Şeytan peşine düştü mü bir insanın ve o da ona kapıyı bir açtı mı, artık onun işi zor. Fuhuşa da sürükler, alkole de, kumara da. Her gün geri dönüş daha da zorlaşır. Bir süre sonra insanları hak ve hayır yolunda dönüştürmek için çıktığı yolda, bir noktadan sonra kendi dönüşmüş olur ve Şeytanın peşinden yürümeye devam eder.

Kim bunlar derseniz, onları görmek için çevrenize bakın bakalım, yok oldular değil mi? Onların gittikleri mekanlara bakın bakalım, eğer yolunuz düşerse tabii, kimlerle dost olmuşlar, kimlerle beraberler, kibir var mı? Eski dostları ile ilişkisi nasıl. Aile, çocuk, eş-dost ilişkileri ne durumda. Bunlar inandıkları gibi yaşamaktan uzaklaşınca yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar.. İlginçtir, eskiden radikalken, bugün, karı-kız peşinde koşanlarımız, kumar oynayan, futbol maçlarını kaçırmayan, malayani işler ve dostlar edinen, sık sık yemin eden, argo konuşan, küfreden, lüks mahallerde, yeni dostları ile sohbet ederken kahkahalar atan tiplere dönüşenler var.. 

Para, makam, güç konusunda hazırlıksız yakalandık. Aklımız ve imanımız, servetimiz ve gücümüze yön versin derken, tersi oldu, servetimiz ve gücümüz aklımız ve imanımıza yön verdi.. Bu helak sebebidir. İnandığımız gibi yaşamayınca, yaşadığımız gibi inanmaya başladık. Olduğumuz gibi görünmeyince, göründüğümüz gibi olmaya başladık. 

Kimimiz ilmimizle kibirlendik, kimimiz makamımızla, kimimin paramızla, kimimiz şöhretimizle. Kimimiz bunlara ulaşmak için Şeytanın yalan vaadlerine kandı, kimimiz bunları elde ettikten sonra sapıttı.

Bizim açlığını çektiğimiz birçok şey vardı: Para, makam, kadın.. Kimimiz bunlara ulaşamayınca bunlara sahip olanları itham ediyordu, demek ki, kimimiz bunlara karşı çıkarken, onları kıskanıyormuş. Bunlara sahip olunca bir anda sapıttılar.

İnsanoğlu neyi ihtirasla ister ya da neye sahip olur ve onunla kibirlenirse, Allah onları o şeylerle imtihan eder. O şeyler, “dua ile istenen bela”ya dönüşür.

Ya hu, öyle şeyler oldu ki, başlangıçta, partizanlık, cemaat, tarikat, hemşehricilik ile yola çıkanlar, gün geldi, ya sahip oldukları haram mal ve makamı muhafaza için ya da daha fazlasına sahip olmak için tam zıt bir dünya görüşüne sahip olanlarla kol kola girdiler ve haram mallarını korumak ve kendilerine birileri musallat olmasın diye Mafya ile kol kola girerek Mafyalaşmaya başladılar. Sermaye, siyaset, bürokrasi arasında Mafyöz çeteleşmeler başladı.

Birinin çıkıp bunlara; “durun kalabalıklar, yolunuz çıkmaz sokak” diye bağırması gerek.

O noktaya geldi ki işler, bunlar artık kendilerini savunmuyorlar, saldırıyorlar, tehdit ediyorlar.. Utanmıyorlar, görünmez, bilinmez de değiller artık. Birçok şey bilindiği halde arsızca yollarına devam ediyorlar. Kendilerinden kimsenin hesap soramayacağını zannediyorlar. Her kesimden “dostlarının” olmasına, sahip oldukları dosyalarla dehşet dengesi oluşturarak, itiraz edenleri susturacaklarını sanıyorlar.

Şeytanın hilelerinden kurtulmak istiyorsak, yüzümüzü HAK’ka dönelim. Ama dikkat, Şeytan sizi Allah’la aldatmasın. Cahillik edip de din ve devlet büyüklerinizi İlah ve Rab edinmeyin. Haksıza karşı, haklıdan yana olalım o her kimse ve işi ehline verelim. Aksi zulümdür ve Allah, cahil, zalim, fasık ve müfsit kişi ve topluluklara yardım etmez. Onların işlerini sarp dağlara sardırır. Kazandıkları, para makam ve şöhret, dua ile istenen bela olur onlar için.

Keşke insanlar yanlışta ısrar etmeseler de akıllarını başlarına toplasalar. Gelecek günler onlar için geçen günleri aratabilir. O gün geldiğinde bir dost ve yardımcı da bulamazlar.

Ve bir de, o unutmamamız gerekirken unuttuğumuz(!) bir din günü var, o her şeyin hesabının sorulacağı bir gün!! Ölüm en büyük ibret dersi olmalı bizim için! Heey! ölüm var ölüm! Selâm ve dua ile.
Abdurrahman Dilipak
Yeni Akit

YORUMLAR

  • 0 Yorum