Dindar ile dinci arasındaki farklar...

İlahiyatçı yazar Cemil Kılıç’ın yeni çalışması “Kur’an ile Aldatmak”, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlandı.

Dindar ile dinci arasındaki farklar...

İlahiyatçı yazar Cemil Kılıç’ın yeni çalışması “Kur’an ile Aldatmak”, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlandı.

Dindar ile dinci arasındaki farklar...
29 Haziran 2019 - 10:46

Cemil Kılıç yeni çalışmasında, İslam görüntüsü altında İslam’a karşı yürütülen ihanetleri kaleme aldı. “Din, yalnızca dindarlar için 8 değil herkes için gereklidir” diyen ilahiyatçı Kılıç, yeni çalışmasının sadece inananlara değil inançsızlara da hitap ettiğini belirtti.

Kılıç, bu çalışmasıyla “Kur’an ile aldatmanın nasıl başladığını, Kur’an ile aldatma kurumları olarak Kur’an Kursları’nı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı, cihada karşı cihadı, Müslüman ile İslamcı arasındaki farkı” anlattı.

Kitapta dikkat çeken noktalardan biri de dinci ve dindar arasındaki farkın anlatıldığı bölüm oldu. İlahiyatçı Kılıç, “Dindar ile Dinci Arasındaki Farka Dair”başlıklı bölümde, dinci ile dindarların özelliklerini dünyaya bakışlarını inceledi. Yazar bu bölümde, dindarın her şeyden önce inancında samimi olduğunu kendisi gibi inanmayanların bile sevgi ve saygısını kazanma erdemini önemsediğini anlatırken dincilerin, Müslüman olmayan herkese karşı düşman olmayı neredeyse dinin bir gereği sanan kişiler olduğunu ifade etti.

İşte “Dindar ile Dinci Arasındaki Farka Dair” başlıklı bölümde anlatılanların bir kısmı:

“Dinci demek, dinden yana olan demek mi? Yoksa din işiyle meşgul olan demek mi? Ya da din satan, din üzerinden para kazanan, kazanç elde eden demek mi? 196 Sahi hangisi kulağa ve gönle yatkın geliyor? Bu soru şimdilik burada dursun. Yanıtı yazının ileriki bölümlerinde zaten vermiş olacağız. Öte yandan Türkçede Farsça kökenli –dar ekiyle türetilmiş dindar sözcüğünden başka sözcükler de kullanılmaktadır. Sözgelimi; bayraktar, hazinedar, emektar, silahtar, mühürdar, taraftar gibi... Farsça -dar yahut –tar eki, sözcüğe; ‘sahip olan, tutan, yandaş olan, taşıyan...’ şeklinde anlamlar katmaktadır. Bu bağlamda dindar sözü de aslında ‘bir dine sahip olan kimse’ anlamına geliyor. Bu açıdan ‘dindarım’ demek de, ‘benim bir dinim var,’ demektir.

Elbette ki dindar sözcüğü sadece bu anlamda kullanılmıyor. Dindar; dinini yaşayan, dini değerler konusunda duyarlılık sahibi olan kimse anlamına da geliyor. Kuşkusuz bu anlamlar, sözcüğün taşıdığı yalın anlamlardır. Bunun ötesinde meselenin tüm berraklığıyla ortaya konulabilmesi için bir de dindar veya dinci olan kimselerin temel özellikleri başlığı altında iki kavramın içeriğine ilişkin daha doyurucu bilgiler takdim etmek lazımdır. Lakin buna geçmeden önce Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğünde dinci ve dindar kelimeleri acaba nasıl anlamlandırılmış; ona bir bakalım:

 

Dinci: Dini görüşleri her alana yaymak isteyen kimse. Dindar: Din inancı güçlü, din kurallarına bağlı kimse, mütedeyyin. Evet, bu tanımlar yeterince açıklayıcı olmasa bile yine de çok önemli bir anlam zemini sunmaktadır. Buna göre; dindarın tanımında bireysellik ön planda iken dincinin tanımında inancı başkalarına dayatma anlayışı kendini göstermektedir. Gerçekten de dindar, dinsel inancını özel yaşamında yaşamaya gayret gösteren ve başkalarına dayatmak gibi bir amaç taşımayan kimsedir. Arapça bir sözcükle dindara aynı zamanda ‘mütedeyyin’ de denilmektedir. Bu temel izahtan sonra şimdi dindar ile dincinin başkaca başat özelliklerini karşılaştırarak ortaya koymaya çalışalım...

Dindar her şeyden önce inancında samimidir. Dinci ise her hareketiyle kuşku uyandıran, dolayısıyla samimiyet testini geçemeyendir. Dindar, alçakgönüllüdür. Kibir ve bencillik gibi kötü vasıflardan uzaktır. Dinci ise daima büyüklük taslar. İnsanlara tepeden bakar. Kendisi gibi inanmayanları zavallı görür, onları küçümser hatta ezmeye çalışır. Dindar, dinde zorlamanın olmadığını bilen ve bunu içselleştiren gerçek mümindir. Kimseyi kendisi gibi inanmaya zorlamadığı gibi inanç propagandası yapmaya dahi kalkışmaz. Onun tek bir propaganda yöntemi vardır; o da yaşantısıdır. Şayet insanlar yaşantısını örnek alıp onun gibi inanmaya ve onun gibi yaşamaya yönelirse bundan sevinç duyar. Ama hiçbir zaman bundan süflî bir zafer duygusu devşirmeye de kalkmaz. Dinci ise kendi inanç ve görüşlerini başkalarına gerekirse yahut gücü yeterse zorla kabul ettirmeye çalışır. İnancı ile yaşantısı çelişse de o bunu pek dert etmez. Zira onun daima bir bahanesi vardır. Lakin şayet aynı durumda olan başkaları varsa onların hiçbir bahanesi ona göre geçerli değildir.

Dindar kendisi gibi inanmayanların bile sevgi ve saygısını kazanma erdemini önemser. Ayrıca onun temel ilkelerinden biri yaratılanı yaratandan ötürü sevmektir. Dindar, doğadaki tüm canlılara da hak nazarıyla bakar ve onları korur.Dinci ise kendisi gibi inanmayan ya da düşünmeyenlerin nefretini kazanmayı başarı sayacak kadar bağnazdır. Ona göre doğa ve doğadaki her canlı, insana hizmet için yaratıldığından onlara zarar vermenin bir sakıncası olmadığını düşünür. Doğayı kendi malı sanır.

Dindar çevre dostu iken dinci kendisini doğanın / çevrenin efendisi gibi görür. Dindar, kendi dininden olmayan insanlara karşı münasebetinde Hz. Ali’nin Mısır valisine yazdığı mektupta söylediği şu direktifi esas alır: ‘Sakın din farkından dolayı insanlar arasında ayrım yapma. Unutma onların bir kısmı sana dinde kardeş ise diğer kısmı da yaratılışta eştir.’ Dindar için; bir Yahudi’nin cenazesi geçerken ayağa kalkıp saygı duruşunda bulunan Hz. Muhammed’in; o bir Yahudi’nin cenazesi, neden ayağa kalktınız şeklindeki soruya, ‘Ben bir insanın cenazesine saygı için ayağa kalktım’ deyişi diğer din mensuplarına yönelik ilişkilerde sarsılmaz ve sağlam bir örneklik teşkil eder. Dinci ise Müslüman olmayan herkese karşı düşman olmayı neredeyse dinin bir gereği sanır. Ona göre gerekirse bütün kâfirler imana davet edilmeli, kabul etmezlerse ya öldürülmeli yahut köle yapılmalıdır. Sözgelimi IŞİD adlı terör örgütünün yaptığı gibi... Ayrıca dinci, dini kendisi gibi yorumlamayanları da kâfir yahut fâsık kabul eder. Yani ona göre Müslüman olmanız bile yeterli değildir. Onun gibi Müslüman olmak zorundasınız. Zira dini doğru anlayan ve doğru yorumlayan bir tek odur. Ondan başkasının yorumları dini tahrip etmeye yönelik bir sapkınlıktır. Dindar, bir mezhebe bağlı olsa da asla mezhepçilik yapmaz. Dinci ise kendi mezhebinden olmayanları katletmekte bir beis görmez.

Dindar; Kur’an’ın Topluluklar Bölümü 9. Sözünde / Zümer Suresi 9. Ayetinde geçen ‘...Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?...’ ifadesini esas alarak bilgiye ve bilime daima saygılı olup bilim insanlarına değer verir. Dinci ise hem bilime ve hem de bilim insanlarına karşı kuşkuyla yaklaşır. İnancına ters geldiğini düşündüğü bir takım bilimsel gelişmeleri şüpheci bir bakışla reddetmeye meyillidir. Ancak kimi zaman da pragmatist bir biçimde bilimin sunduğu olanaklardan yararlanmaktan da geri durmaz. Özetle dinci, bilime karşı çelişkili tutumlar sergiler. Dindar, kadın erkek eşitliğine gönülde bağlıdır. ‘Mümin erkeler ve mümin kadınlar birbirlerinin yardımcıları ve dostlarıdır...’ anlamındaki Uyarı Bölümü 71. Sözde / Berae Suresi 71. Ayette yer alan ifadeleri, bu konudaki tutumunun kaynağı olarak görür. Hz. Muhammed’in Medine’de kadınları pazarda zabıta olarak görevlendirmesi gibi uygulamalarını da dikkate alarak yaşamın her alanında kadın ve erkeğin birlikte yer almasının dinin değerli bir öğüdü olduğunu daima hatırında tutar. Dinci ise kadını eve hapseder. Onu daima ikincil görüp kadın erkek eşitliğini asla kabul etmez.

Dindar, dinsel kuralların zaman ve topluma göre bazı değişiklikler gösterebileceğine dair temel İslamî yaklaşımı içtenlikle benimseyip yenilenmenin kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu kabul eder. Dinci ise yenilik ve değişim sözünden neredeyse nefret eder. Yeni dinsel görüşleri dini tahrip etmek olarak değerlendirir. Dindar, dindarlığını bilgiye dayandırır. Dinci ise hikmet kavramından habersiz bir biçimde kör inançlarını sloganlarla ifade eder. Nitekim dindar ile dinci arasındaki en büyük farkın doğru bilgiye sahip olup olmama olduğunu Kur’an şu şekilde ortaya koymaktadır: ‘İnsanlardan öylesi vardır ki, hiçbir bilgiye veya yol göstericiye veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmadan Allah hakkında tartışmaya kalkar. Allah yolundan saptırmak için de kendini eğip bükerek büyüklük taslar. Onun için dünyada bir rezillik vardır; diriliş gününde ise ona yakıcı azabı tattırırız.’ [Kutsal Ziyaret Bölümü 8.- 9. Sözler / Hac Suresi 8. – 9. Ayetler] ‘... İnsanlardan bazı kimseler, bir bilgiye dayanmadan, yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında tartışıp dururlar. Onlara; Allah’ın indirdiğine uyun, denildiğinde, onlar; biz atalarımızdan ne gördüysek ona uyarız, dediler. Peki, ya Şeytan onları bir alevli ateşin azabına çağırıyorsa?’[Lokman Bölümü 20.- 21. Sözler / Lokman Suresi 20.-21. Ayetler] Görüleceği üzere dinci aslında din konusunda doğru bilgiye sahip olmayan kişidir. Lakin sanki o konuda uzmanmış gibi davranır. Hatta yanlış bilgisiyle kibirlenir yani büyüklük taslar.

Dindar, Allah’ın, rahman olma vasfı gereği bütün insanlara ve doğaya merhamet ettiğine inanır. Allah rahmetini sunarken kulları arasında din ve ırk ayrımı yapmaz. Yağmur herkes için yağar, güneş herkes için doğar. Dinci ise Allah’ın Müslümanlara yahut kendisi gibi inananlara ayrıcalıklı davrandığını sanır. Müslüman olmayan ülkelerin başlarına gelen doğal afetleri Allah’ın bir cezalandırması gibi telakki eder. Müslümanların başına gelen felaketleri ise ilahi bir imtihan olarak niteler.

Dindarın din anlayışı Kur’an’a, Hz. Muhammed’e ve ehlibeyte dayanır. Dinci ise Muaviye ve Emevi sultanlarını örnek alır. Güya din ve hilafet için peygamber torunu Hz. Hüseyin’in bile başının kesilmesini meşru görebilecek kadar bir dalaletin içinde olduğunu fehmedemez yahut fehmetse de içindeki kine teslim olur. Dindar, insanları cennetle müjdelemeyi öne alırken dinci ise daima cehennem vurgusu yapıp korku üzerine kurulu bir dinsel yaşamı önceler. Dindarın din anlayışında asla şiddete yer yoktur. Dindar, kesin olarak barışçıdır. Zira iman ettiği dinin adı olan İslam’ın anlamlarından birinin de Allah’a teslimiyetle birlikte barış demek olduğunu gayet iyi bilir. O cihadı bile ancak savunma amaçlı olduğunda meşru görür. Öte yandan dindarın cihadı daha çok nefsine karşı mücadele etmek biçimindedir. Dinci ise cihat kavramının arkasına saklanarak terör ve savaş da dâhil her türlü şiddeti güya Allah yolunda mücadelenin olmazsa olmaz bir parçası görür. Hatta çoğu kere çarpık cihat anlayışını sözde dindarlığının nişanesi gibi takdim etmeye çalışır.”Dindar ile dinci arasındaki farklar... ile ilgili görsel sonucu

Odatv.com

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum