Dünya altıncı yok oluşun içinde

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Utku Perktaş, insanoğlunun biyoçeşitliliği yok eden etkinlikleri nedeniyle Covid–19 benzeri hastalıklar ve yeni virüslerin ortaya çıktığını söyledi.

Dünya altıncı yok oluşun içinde

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Utku Perktaş, insanoğlunun biyoçeşitliliği yok eden etkinlikleri nedeniyle Covid–19 benzeri hastalıklar ve yeni virüslerin ortaya çıktığını söyledi.

Dünya altıncı yok oluşun içinde
23 Mart 2020 - 17:57

Salgınların doğanın insanoğluna karşı verdiği tepki olduğunu belirten Perktaş, "Tropikal ormanları istila ettik, ağaçları kestik, hayvanları öldürdük. Virüsleri doğal alanlarından çıkardık, temas kurduk ve yeni yaşam alanları haline geldik" diyor. Perktaş’a göre izolasyon ve seyahat kısıtlamalarına uyulması halinde virüsün yayılma hızı Türkiye'de mayıs ayında düşüşe geçebilir, dünyada ise yaz sonuna kadar ortadan kalkabilir.

 Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve binlerce kişinin ölümüne neden olan korona virüsü (Covid- 19) salgını, Türkiye’nin de içinde bulunduğu 120’nin üzerinde ülkeye yayılmış durumda. Bilim insanları virüse karşı ilaç ve aşı geliştirme çalışmalarını sürdürürken, ülkeler de salgının önlenmesi için çok sayıda tedbir alıyor. Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Utku Perktaş’a göre, insanoğlunun biyoçeşitliliği yok eden etkinlikleri nedeniyle Covid-19 benzeri hastalıklar ve yeni virüsler ortaya çıkıyor. Perktaş, “Tropikal ormanları istila ettik, yaşadıkları ağaçları kestik, hayvanları öldürdük. Virüsleri doğal alanlarından çıkardık, yeni yaşam alanları haline geldik” diyor. Prof. Dr. Perktaş ile korona virüsünün iklim ve doğadaki değişimle ilişkisini konuştuk.

DOĞA TAHRİBATININ SONUCU: SALGIN HASTALIKLAR

Yakın tarihe bakıldığında Ebola, korona virüsü gibi salgın hastalıkların biyolojik çeşitlilik krizinin ve doğa tahribatının bir sonucu olarak ortaya çıktığına ilişkin tartışmalar öne çıkıyor. Bir biyocoğrafyacı olarak değerlendirdiğinizde korona virüsün de içinde bulunduğu salgınların ortaya çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünya tarihinde beş büyük kitlesel yok oluş var. İlki 2 milyar 450 milyon yıl önce yaşandı, o dönem var olan canlıların neredeyse yüzde 70’i ortadan kalktı. Sonuncusu ise 66 milyon yıl önce yaşandı ve bu sefer de dev cüsseli dinozorlar ortadan kalktı. Her şey doğal seyri içinde gerçekleşiyordu. Ne zaman insan doğaya zarar vermeye başladı, biyolojik çeşitliliğinin yüksek olduğu alanları etki ederek, bu bölgeleri tahrip etmeye başladı, işte o zaman işler değişmeye başladı. Dünyadaki biyolojik çeşitlilik bir darboğaza girdi, iklim normal seyrinden saptı. Mikroplar, hastalıklar, salgınlar kendini göstermeye başladı. Yani, beş büyük yok oluşu deneyimleyen dünya bugün altıncı yok oluşun içinde. Yakın tarihimiz içinde yaşadığımız salgınlar en somut örnekleri oluşturuyor.

Bu defa dinozorlar değil insanlar ölüyor…

Afrika’nın tropikal ormanlarına bakacak olursak, buradaki yerliler artan nüfusa bağlı olarak besin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için tropikal yağmur ormanlarını tahrip etmeye başladılar. Tropik ormanların derinliklerine ilerleyip, buradaki maymunları avlayarak evlerine getirdiklerinde kendilerini bir virüsle enfekte ettiler ve Ebola diye bir hastalıktan bahsetmeye başladık. Ebola’ya neden olan virüs 10 bin yıldır dünyada var olan bir virüstü; ama hiçbir zaman doğal yaşama bu kadar etki etmediğimiz için insan bu tür ölümcül yakınlıkları virüsler ile yaşamamıştı. Tropikal ormanları istila ettik, yaşadıkları ağaçları kestik, hayvanları öldürdük. Virüsleri doğal alanlarından çıkardık, yeni yaşam alanları haline geldik.

‘KORONA VİRÜSÜN DOĞADAKİ KAYNAĞI YARASALAR’

Böyle bakıldığında Çin’de ortaya çıkan korona virüsünün kaynağının da yarasalar olduğu tezi güçleniyor diyebilir miyiz?

Korona virüsün doğadaki kaynağı yarasalar. Doğada yaşayan yarasalar ile insanlar ne zaman karşılaşmaya başladı, bu tür korona virüsler de insanlara bulaşmaya başladı. Nature Communications dergisinde yayınlanan bilimsel bir çalışma iklim krizinin Ebola’nın dağılımını genişleteceğini ve Ebola’ya neden olan virüsten daha önce etkilenmeyen alanları tehdit edeceğini duyurmuştu. Çalışma, iklim krizinin 2070 yılına kadar ölümcül virüsün hayvanlardan insanlara yayılma oranında ise 1,75 ila 3,2 kat artış sağlayacağını belirtiyordu. Ebola, biyolojik çeşitlilik üzerinde oluşan baskıların insanlar üzerinde nasıl yıkıcı etkilere yol açabileceğini gösteren en önemli örneklerden biri. Bu nedenle Ebola’yı altıncı yok oluşa doğru bir adım olarak tanımlıyorum. Bugün Ebola’yı konuşmuyoruz ama pandemi oluşturmuş bambaşka bir hastalığı ve bu hastalığa bağlı yüksek ölüm oranlarını konuşuyoruz. Ama sebep yine doğal yaşam kaynaklı bir virüs, COVID-19. Yani, altıncı yok oluşa doğru yeni bir adım…

‘SALGINLAR, VİRÜSLER DOĞANIN İNSANOĞLU’NA VERDİĞİ TEPKİ’

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, bugün insanları enfekte eden hastalıkların dörtte üçünün hayvanlardan kaynaklandığını tahmin ediyor. Yeni tip korona virüsü, bu durumun en güncel örneği… Yani virüsler ve diğer salgın hastalıklar doğanın insanoğluna verdiği bir tepki diyebiliriz. Konu hakkında detaylı bir yazım Yetkin Report internet sitesinde geçtiğimiz hafta sonu yayınlandı. https://yetkinreport.com/2020/03/21/korona-dunyanin-altinci-yokolusuna-dogru-bir-adim-daha/)

‘KORONA VİRÜSÜN EV SAHİBİ İNSAN’

Korona virüsünün havaların ısınmasıyla biteceğine yönelik tartışmalar da var. Bu virüsün iklim ile ilişkisi değerlendirildiğinde havalar ısınınca bitecek mi?

Son aylarda artan bilgiler korona virüsü ile iklim arasında önemli bir ilişki olabileceğini gösteren kanıtları destekliyor. Bugüne kadar okuduklarımız ve uzmanların söylediklerine göre virüs nemli ortamlarda, damlacık içinde belli bir süre hayatta kalma eğiliminde. İspanya’daki biyocoğrafaycılar bilimsel bir yol izleyerek, modern analizler ışığında virüsün iklimle olan ilişkisini modellemişler. Korona virüsü için yayılma riski iklim uygunluğundaki mevsimsel değişikliklerle ilişkili. Bu sonuçlardan en önemli çıkarım, riskin dünyanın kuzey ve güney yarım küreleri arasında olmayıp, dünyanın ılıman ve soğuk ılıman bölgeleri arasında olduğu. Ortam kurudukça, yani havalar ısındıkça virüsün dış ortamda hayatta kalma şansı azalacak. İnsanın hareket kabiliyeti ve davranışı konağın yoğunluğunu etkileyecek en önemli faktör. Çünkü virüs tek başına hareket edemiyor; bir konakçıya bağlı, o da insan. Virüslerin yeni ev sahipleri insanlar. İnsanın vücudu 37 santigrat derece. 37 santigrat derece bir vücut içerisinde bu virüs hayatta kalabilir. O yüzden insan hareketlerini sınırlandırmaya yönelik atılan adımlar salgının yayılmasını şüphesiz engelleyecek. https://yetkinreport.com/2020/03/15/korona-salgini-havalar-isininca-gercekten-birecek-mi/

‘SOSYAL İZOLASYONLA MAYIS AYINDA VAKA AZALIR’

O zaman önümüzdeki günlerde Türkiye’deki tablo nasıl şekillenecek?

Korona virüsüne ilişkin çok ciddi tedbirler alındı. Yaşlılara sokağa çıkma yasağının getirilmesi iyi bir adımdı. İkinci adımda bu kararın herkesi içerecek şekilde genele yayılması olmalı. Çünkü belli ölçüde önümüzdeki 2-3 haftalık süreci izolasyonda geçirirsek, hava ısındığında virüs dışarıda hiçbir konak -insan- görmezse, dışarıda var olan virüsler sıcaklık artışı ve nemin düşmesi ile beraber ortadan kalkacak. Ama insan hareketi engellenmezse virüs vücut sıcaklığına bağlı olarak hayatta kalarak insandan insana yayılmaya devam edecek. Bir biyocoğrafyacı gözüyle iklimsel değerlendirme yaptığımda kendimizi sosyal izolasyona alır, tedbirlere uyarsak mayıs ayına gelindiğinde Türkiye’deki vaka sayısının Çin’deki gibi inişe geçeceğini öngörüyorum.

‘VİRÜSÜN YAYILMASI SOSYAL TEMAS İLE BAĞLANTILI’

Korona virüsünü iklimle ilişkilendirdiğimizde sıcaklıkla bir ilgisi olduğunu söylüyorsunuz. Ama güney yarım küredeki ülkelere baktığımızda o bölgelerde yaz olmasına rağmen vaka sayılarında artış gözlemliyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, Avustralya, Arabistan gibi ülkelere bakıldığında yaz ayında olmalarına rağmen vaka sayılarında artış yaşanıyor. Ama insanların gözden kaçırdığı bir durum var; bu virüs insan vücudunda yaşıyor. Yani dışarıdaki sıcaklık 60 derece olsa da bizim vücut sıcaklığımız 37 santigrat derecede sabit kalıyor. Avustralya, Arabistan örneğine bakacak olursak bunu direk sıcaklık ile değil, oradaki insanların sosyal anlamdaki temasları ile değerlendirmek lazım. İnsan hareketi, sosyal ortamlar virüsün sıcak yerlerde dahi hayatta kalmasını sağlayan faktörler. Virüs insan vücudu içinde 37 santigrat derecede rahatlıkla yaşıyor. Bu virüs insanda ateş yükselmesine neden oluyor. Ama insandaki ateş yükselmesi, bu virüs için insan vücudunu hâlâ uygun olmayan bir ortam haline dönüştürmüyor. Çünkü virüsün kaynağı olan yarasalar uçarken vücut sıcaklıklarını yükseltiyor ve virüs az da olsa ateş durumunda artan vücut sıcaklığına direnç gösterebiliyor.

‘İSKANDİNAV ÜLKELERİNDE TEHLİKE HAZİRAN AYINDA’

Virüsün iklimle ilişkisi modellendiğinde virüs, bir yıl içinde dünya genelinde nasıl bir dağılım seyri izleyecek?

Ilıman kuşakta nisan ayının bitimi ile beraber insan hareketleri durursa virüs dışarıda barınacak habitat bulamadığı için bu kuşakta ortadan kalkacak. Ancak İskandinav ülkeleri haziran ayına gelindiğinde Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu iklimi yaşamaya başlayacaklar. İsveç, Norveç veya Finlandiya’ya baktığınız zaman haziran ayı geldiğinde bizim bugün yaşadığımıza benzeyen iklim koşulları geçerli olacak. Bu sefer o ülkelerin ortamı virüse elverişli hale gelecek. Aynı şey Kuzey Amerika, Kanada için de geçerli. Biz bu virüsün kökünü şimdi kazırsak haziran ayına gelindiğinde virüs ülkeler arası taşınamaz. Virüs taşınmak için bir konağa ihtiyaç duymaktadır. Pandemi durumunun en önemli nedeni olan bu konak ise insan. İnsanın hareket kabiliyeti ve davranışı konağın yoğunluğunu etkileyecek en önemli faktör esasında. Dünya genelinde alınan önlemler, seyahat kısıtlama izolasyonu devam ederse iklimsel değişiklikler dikkate alınarak bir biyocoğrafyacı olarak yaz sonuna kadar bu virüsün dünyada ortadan kalkacağını öngörüyorum. Ama tamamen seyahat kısıtlaması ve sıkı bir sosyal izolasyon koşuluyla.
Müzeyyen Yüce  [email protected]

Bu haber 2485 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum