Ertuğrul Özkök | Otobüste düşürülen bir bellekteki korkunç iddia

“Felç edilecek Levsiyat mayası 8 gazeteci" kimdi?Size tüylerinizi diken diken edecek bir olayı anlatacağım. Yirmi yıldır gizlenen feci bir şey…

Ertuğrul Özkök | Otobüste düşürülen bir bellekteki korkunç iddia
22 Temmuz 2026 - 12:07 - Güncelleme: 22 Temmuz 2026 - 12:21

 “Felç edilecek Levsiyat mayası 8 gazeteci" kimdi?

tuncay özkan
Tuncay Özkan ve kaleme aldığı "FETÖ'nün Belleği" kitabı

 

BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.

Her şey 2006 yılının bir günü, İzmir’de bir otobüste başlıyor.

O gün adını bilmediğimiz bir kişi, cebindeki belleği otobüste düşürüyor ve farkına varmıyor.

Belleği düşüren kişi 20 yıl sonra ortaya çıkıyor

Belleği düşüren kişinin kim olduğu yıllar sonra ortaya çıkıyor.

Bu kişi FETÖ örgütünün “Ege İmamıdır…”

Düşürülen bellek, temizlik sırasında bulunuyor.

Bulan görevli bunu amirine teslim ediyor.

Bellek aynı zamanda futbol hakemi olan bir görevliye veriliyor

Amirinin adı verilmiyor.

Ancak bir futbol hakemi olduğu söyleniyor.

Bellekte ne olduğunu görmek için bilgisayarına sokuyor ve karşısına çıkan ilk bilgiler kanını donduruyor.

Hiç bilmeden korkunç bir olayın içine düştüğü korkusuna kapılıyor.

Açılan ilk sayfada ortaya çıkan korkunç fişleme

Görevli, belleği açtığında daha birinci sayfasında karşısına çıkan “Çetele” şudur:

Türkiye’de önemli görevlerdeki bütün Aleviler fişlenmiştir.

81 il ve ilçelerinin her birinde kaç Alevi yaşıyor tek tek listelenmişti.

Ancak bellekteki bazı dosyaları açılamadı.

Çünkü şifrelenmişti.

Bellek Ege Ordusu’ndan bir generale teslim ediliyor

Gördükleri karşısında korkuya kapılan amir, genel sekreterini arar.

Sonra birlikte Ege Ordusu’nda tanıdıkları bir generali ararlar.

General Amerika’da olduğu için ulaşamazlar.

Amerika dönüşü generalden randevu alıp bunu kendisine verirler.

Aylar geçiyor, “Ankara’ya iletildi” mesajı gelmiyor

Ancak aradan aylar geçtiği halde o generalden “Bunu Ankara’ya ilettik” mesajı gelmez.

Hikâyenin bundan sonrası tam bir “Thriller’a” dönüşür.

Maç yönetmek için İstanbul’a gitmekte olan görevli, havaalanında tanıdığı bir gazeteciye rastlar ve bunu anlatır.

Bir hafta sonra yine İstanbul’a gidecektir ve orada “Tesadüfen buluşmuşlar” gibi bir senaryo hazırlarlar.

O bölümü kitaptan aynen aktaracağım.

Sürmeli Oteli kavşağında tesadüfi gibi buluşma

“Birkaç gün sonra telefonum çaldı. Arayan hakemimizdi. ‘İstanbul’a geldik. Maç var. Saat 18.00’da.

Siz beni saat 16.00’da Gayrettepe’de, Türk Telekom var, karşısında Sürmeli Oteli olacak, O kavşakta kaldırımda bekleyin. Ben size vereceğim bahsettiğim şeyi.’

‘Tamam.’

Hakem avucundaki belleği gizlice gazeteciye veriyor

Söylenen saatte oradaydım.

Biraz bekledikten sonra dört kişinin bulunduğu bir otomobilin ön camından bana seslenen hakemimizi gördüm.

‘Büyük rastlantı. Maça gidiyorduk arkadaşlarla. Tuncay Bey nasılsınız?’ Araç kaldırıma yanaştı. ‘İyiyim siz nasılsınız?’ Elini camdan bana doğru uzattı. Uzanıp elini sıktım. Avucundaki belleği avucuma bıraktı. Taşınır bellek elimdeydi.

‘Biz maça gidiyoruz’ diye seslendi.

‘Herkese çok selam. Kolay gelsin.’

Gazeteci güvendiği bir dostuna dosyayı açtırıyor

Doğruca ofisime geçtim. Çok yetenekli bir bilgi işlemci olan, kardeşim gibi güvendiğim bir dostumu çağırdım.

Durumu anlattım. Bunun bana bir tuzak olabileceğini söyledim. Açılabilen ilk dosyalar inanılmazdı.

Dosyalar açıldıkça Fethullahçıların ordu içindeki örgütlenmelerinin ifşa olduğunu görüyorduk.

Ama daha fazlası vardı.

Elimizdeki bellek bir FETÖ arşiviydi

Ordu içindeki örgütlenmeden fazlası elimizde idi. Fethullah Gülen Örgütü’nün büyük bir arşivine bakıyorduk. FETÖ’nün belleğinin elimizde olduğunu anladık.

Yazılımcı arkadaşlarım şifreli dosyaları açmak için çalışırken ben de bilgileri doğrulamaya çabalayacaktım. Günler geçtikçe binlerce isim ortaya çıkıyordu. Bunların büyük bölümünün asker oldukları doğruydu. Ancak askerlerin haklarındaki fişlemeler ve takipler inanılmazdı.

Tam anlamıyla bir gizli servis faaliyetiydi

Bir gizli servis faaliyeti ile karşı karşıyaydık.

Birileri asker, sivil kim varsa fişlemişti.

Özel hayat bilgileri, takipler, ne yoktu ki! Dosyalardan Fethullah Gülen’in talimatlarından, askeri komisyonlarda Fethullahçıların birbirlerini nasıl tanıyacaklarının şifrelerine kadar bütün gizli işler vardı.

Ne yapacaktım?

"Bunu Genelkurmay'a iletme kararı aldık"

Fethullahçılara ait olduğundan yüzde yüz emin olduğumuz belgeleri iki nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim etme kararı aldık. Birincisi elimizdeki dosyaların yarısından fazlasının kriptolarını çözememiştik. İkincisi Fethullahçılar ya sahte adlarla bize bir komplo kuruyorsa? Bunu fişleme dosyalarındaki adların gerçek olup olmadığını bilmeden anlayamazdık. Binlerce askeri personelin adını nasıl doğrulayacaktık?

"Bunu bir süre yayınlamayın üzerinde çalışıyoruz"

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’dan randevu almıştım… İstihbarat sorumlusu general de katıldı görüşmeye. Daha önce bu belleğin bir kopyasının Ege Ordu Komutanlığı eliyle Genelkurmay’a ulaştığını söylediler. Ancak açılamayan dosyalar üzerinde çalışmak ve Genelkurmay ile görüşmek üzere bizden bunların yayınlanmaması noktasında bir zaman talep ettiler. Biz de bilgileri bizimle paylaşmak koşuluyla kabul ettik.”

Önce Özkan, sonra Başbuğ tutuklanıyor

Bu esrarengiz belleğin başlangıç hikayesi bu.

Ancak o andan itibaren olaylar bambaşka bir mecraya giriyor.

FETÖ’cü polis ve savcılar bu gizli belleğin iki aktörünü tutukluyor.

Önce Tuncay Özkan, sonra İlker Başbuğ Silivri Cezaevi'ne gönderiliyor.

Ali Tatar

Bu bellek doğru mudur ispatlama imkânım yok

Bu hikâyeyi Tuncay Özkan’ın geçen hafta çıkan “FETÖ’nün Belleği” adlı kitabının hemen girişinde okudum.

Bu tür konulara pek hakim değilim.

Dolayısıyla doğru mudur, ispatlama imkanım yok.

Ama kitap boyunca bu bellekten çıkan öyle şeyler bütün açıklığı ile yazılmış ki, hayretler içinde kaldım.

FETÖ’cü polis, savcı ve hakimler Türk ordusunun bütün şerefli subaylarını işte bu bellekteki çalışmalarla darmadağın ettiler.

Ali Tatar’lar bu bellekteki bilgilerle ölüme gönderildi.

Asıl soruya geliyorum…

Peki devletin MİT’i, emniyeti, istihbaratı hiç mi bunların farkına varmadı…

Bir gazetecinin eline geçen bu bellek, nasıl olur da Ankara’da yetkililere ulaşmaz…

Ulaşmadı mı?

Yoksa “Alnı secdeye varan müminlerdir” diyerek görmezden mi gelindi…

“Aras” kodlu belgede “levsiyat mayaları” denilen 7 gazeteci

Bu belleğin, benimle ve bazı gazetecilerle ilgili de çok önemli bir bölümü var.

Otobüste bulunan belleğin “Aras” kodu ile 2006 yılında oluşturulan “Kasım.not.doc” dosyasını açınca karşılarına şu çıkmış:

“Levsiyatın mayaları: “Özkök”, “Selçuk”, “Çetinkaya”, “Altaylı”, “Arcayürek”, “Yalçın Doğan”, “Çölaşan.” Bu adamlarla ciddi mücadele yapılmalı ki uğraşmaya fırsat bulmasınlar, bu şekilde felç edilmeli.”

Bu isimler, Ertuğrul Özkök, İlhan Selçuk, Hikmet Çetinkaya, Fatih Altaylı, Cüneyt Arcayürek, Yalçın Doğan, Emin Çölaşan

‘Levsiyat’ın anlamını da bu bellekten öğrendim

“Levsiyat” kelimesini hayatımda ilk defa duydum.

“Kirli, pis” demekmiş.

Tuncay Özkan bunu şöyle tercüme etmiş:

“Toplumu kirleten kirin mayası…”

Tarihe baktım...

2006-2007…

Doğan Grubu’na 4 milyar dolarlık vergi cezalarının yazıldığı tarihten 2 yıl önce…

(Bu vergi cezalarını yazanların kim olduğu 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıktı.)

Maliye Bakanlığı’nda görevli 15’e yakın müfettiş, denetçiydi.

Bunların oldukları 15 Temmuz’dan sonra ortaya çıktı.

Hepsi FETÖ’cüydü…

15 Temmuz sonrasında bir kısmı yurt dışına kaçtı. Bazıları tutuklandı. Bazıları bakanlıktan kovuldu.

15 Temmuz’un 10. yılında geriye baktığımızda…

Bu yıl 15 Temmuz’un 10. yılı…

Kitabı baştan sona okuyunca yaşadığımız felaketi çok daha iyi anladım.

Bu belleğin bulunmasından 3 yıl sonra Ergenekon tutuklamaları başladı.

Sonra 17-25 Aralık, sonra 15 Temmuz geldi.

Kitabın sadece birkaç sayfasında yazılanları anlattım.

Geriye kalan 349 sayfasında inanılmaz şeyler anlatılıyor.

Bence bu adamlara yıllarca “Alnı secdeye varan müttefik” gözüyle bakanlar da dikkatle okumalı.

Meğer “yakın ve açık tehlike” gerçekten çok yakın ve apaçıkmış

Yakın ve açık tehlike, çok ve çok yakınmış.

Ama gözler görmemiş, kulaklar işitmemiş gibi.

Tabii şu sorunun da cevabını öğrenebilmiş değilim.

FETÖ’cü polis, savcı ve hakimlerin; generallerin, siyasilerin, medya mensuplarının üzerine insafsızca gittikleri ve kumpas dosyalarını valizler içinde servis ettirdiği günlerde böyle bir belleğin varlığı hakkında dedikoduları duymuştuk.

Ama ben kendi payıma bu kadar kapsamlı bir biçimde ilk defa görüyorum.

Oysa bu bellek savcılara iletilmiş üstelik Meclis’te konuşulmuş

Oysa Tuncay Özkan hapisten çıktıktan sonra bu belleğin bir kopyasını savcılara teslim etmiş.

Ayrıca Meclis’te bu belleğin varlığı üzerinde bir konuşma da yapılmış.

İyi de böylesine dehşet verici bir bellek nasıl 20 yıl boyunca gözlerden ve ilgililerden kaçırılmış?

Çünkü bu tam anlamıyla bir “15 Temmuz darbesine hazırlık planı…”

Bellek açıldı ama sorular henüz cevabını bulamadı

Hadi 15 Temmuz önceki görülmedi.

15 Temmuz sonrasında 10 yıl boyunca nasıl kamuoyunun bilgisine tam olarak sunulmadı…

Mesela 15 Temmuz hareketini incelemek üzere kurulan Darbeler Komisyonu üyeleri bu belleği gördü mü?

Hayalet bellek şimdi ortaya çıktı.

Ama “Bu ülke 15 Temmuz’a nasıl geldi” sorusuna aydınlık getirmekten daha çok, yeni sorular bırakıyor bizim organik belleğimize…

***

(*) Tuncay Özkan: “FETÖ’nün Belleği”, Halk Kitabevi, 2026   

( ALINTI )

YORUMLAR

  • 0 Yorum