Evli çiftler bu diziyi gizli izliyor

Amerikan dizileri deyince gerçek hayatın çok uzağında hatta biraz klişe, bazen de rol icabı sonu başından belli yapımlarla baş başa kalabiliyoruz.

Evli çiftler bu diziyi gizli izliyor

Amerikan dizileri deyince gerçek hayatın çok uzağında hatta biraz klişe, bazen de rol icabı sonu başından belli yapımlarla baş başa kalabiliyoruz.

Evli çiftler bu diziyi gizli izliyor
10 Mart 2019 - 22:06

 Hele ki konu ilişkilerse... Değişen günümüz koşullarında ilişki adabını bir dizi üzerinden okumak çoğu zaman imkanlı olamıyor. Ya dikkati sürekli kılmak için gerçekle bağ kurmayan aksiyonel kurgular ya da günümüz konularına sadece “değinmek” maksatlı daldan dala atlayan yüzeysel hikayeler var. Aslında biraz günümüz ilişkilerinin de tarifi gibi oldu ama belli ki bu, başka yazının konusu...

İşte tam bu noktada, orta yaş kuşağının cebelleştiği en damar konuları olabildiğince yargısız biçimde ele almayı başaran bir diziyle beraberiz : “The Affair” 

BİR YETİŞKİN DRAMASI...

Aslında yeni bir seriden bahsetmiyoruz. 2014 yılında izleyici ile tanışan ve yayınlanmasını takiben “En İyi Dizi”, “En iyi Kadın Oyuncu” ve “En iyi Yardımcı Kadın Oyuncu” dallarında Altın Küre ödüllerini toplayan bir yapım. Netflix’te 3. sezona kadar bulabildiğimiz serinin internetten izleyebildiğimiz 4. sezonu itibariyle küllerinden yeniden doğduğunu söyleyebiliriz.

The Affair özetle bir “Yetişkin Draması”. Yetişkin deyince içinde salt erotizm olan + 18 içerikten bahsetmiyoruz. Keza yapımın sahip olduğu ve sık kullanmaktan çekinmediği en önemli güçlerinden biri erotizm olmasına rağmen işlemedeki ustalığı ve daha da önemlisi bunu bir nedenden çok, duygusal yoğunluğun vardığı bir sonuç olarak ele alması onu farklı yerlere taşıyor.

NE ALDATAN KÖTÜ, NE ALDANAN ACİZ!

Bir sahil kasabasında başlayan tutkulu bir aşk ve arkasında iki evlilik... 

İki durumun çıkmazını birbirine kırdırırken, kişileri kırdırmamayı başaran bir perspektif dizisi The Affair. Her bölüm kadın ve erkeğin gözünden anlatılan 30’ar dakikalık iki parçadan oluşuyor. İzleyiciyi adeta jüri masasına oturtan dizi, bakış açısını “bakış acısına” çeviren bir duygu selinde düşünceleri yeniden dizayn ediyor. Öyle ki kişi, yerdiğine kimi zaman hak verirken veya doğrunun bazen yanlış bildiği olduğunu kabul ederken bulabiliyor kendini... Daha da önemlisi bunu aldatanı kötüleştirmeden, aldananı acizleştirmeden, izleyicinin de duygularını sömürmeden yapmayı başarıyor.

Dizinin senaristleri Yale Drama School mezunu 39 yaşındaki Sarah Treem ile Altın Küre ve Emmy ödüllü İsrail kökenli Hagai Levi. Treem aynı zamanda sayısız ödül alan House of Cards’ın da senaristi. Dizinin ana karakterlerinde İngiliz oyuncular Dominic West’i “Noah”, Ruth Wilson’ı ise “Alison” olarak görüyoruz. 3. sezondan itibaren daha gölgede seyreden (eski eşler) “Helen” karakterine hayat veren Maura Tierney ile “Cole” rolüyle Dawson’s Creek’ten tanıdığımız Joshua Jackson müthiş bir performans sergileyerek son iki sezonun başrolleri haline geliyorlar. Haliyle dizi de başladığı “yasak ilişki” konusundan çok daha uzaklara açılarak izleyicisini derinlere demirlemeyi başarıyor.

TEK BİR DOĞRU YOK, BELKİ “DOĞRU” DA YOK

Hikayenin karakterlerin gözünden anlatılmasının bir diğer ilginç yönü de, olayların kişilerin zihnindeki yorum farklılıklarına tanık olmak. Bu noktada kullanılan psikanalitik yaklaşımın dizinin en büyük cephanesi olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin bir kadının elbisesini erkeğin bölümünde daha açık ve çarpıcı, kadının anlatımında ise daha sıradan ve kapalı olarak görebiliyoruz. Hatta sadece kıyafetler değil, birlikte yaşanan olaylar da birbirinden tümüyle farklı seyredebiliyor. Özellikle duyguların yükseldiği anlarda iki anlatıcının öyküsünün benzerliği azalıyor. Duygular söz konusu olmadığında ise daha benzer bir akış hakim. En önemlisi de senaristlerin bu farklılıkları doğru – yanlış, iyi – kötü olarak ayırmaması. Tüm kararı izleyene bırakıyor ve duyguların algıyı yenmesine imkan vererek izleyicinin yargılarını en dip seviyeye çekmeyi başarıyorlar.

Hiçbiri kahraman değil. Ruhlarında pürüz, kararlarında hata, geçmişlerinde leke, kalplerinde yara... Karakterlerin kusurunu örtmeye çabalamayan ama göze de sokmadan sahip olduğu dozda şırınga etmekten çekinmeyen ve en büyük iddiası “bu” olan senaryo. Bu yüzden de hiç kimse tamamen haklı – haksız, masum – suçlu, doğru – yanlış, korkunç veya mükemmel değil. Aynı hayattaki gibi..

EVLİ ÇİFTLER İÇİN İZLEMESİ ZOR

İlk sezonlarda biraz fazla abanılan yasak ilişki temasından ötürü özellikle Amerika’da evli çiftlerin diziyi birlikte izleyemedikleri, hatta çoğu zaman birbirlerinden gizli izledikleri belirtiliyor.

Bu tür yapımların, günümüz dünyasının değişen ve dönüşen ilişkilerini salt normalleştirmesi için tasarlandıklarını düşünmek haksızlık olur. Ancak herkesçe yaşanabilir dürtü ve duyguların; bir getirisi olarak da sonuçlarının hayatlarımıza etkisi bu tür dizilerle açığa çıkma şansı bulurken, sırtını psikanalize dayandırarak biraz daha gerçek tarafta kalmayı seçen ve izleyiciyle duygu paydaşı olma arzusu taşıyan bir çabanın övgüyü hak ettiğini de söyleyebiliriz.    

Dizinin adeta miladı olan 4. sezonun ardından muhtemelen sonuncusu olacak yeni sezonun hazırlıklarının sürdüğü bugünlerde, zigzaglı hayatından en az kendisi kadar yorulduğumuz Dominic West’in canlandırdığı  “Noah”ın bir cümlesi ile yazıya son verelim. Verirken de sevginin çevresinde inşa edildiği varsayılan aşk, ilişki, evlilik gibi kavramların bir an için hiç olmadığını düşünelim :

“Sevginin bir tür inanç olduğuna inanıyorum. Ve iki kişi inandığında çok güçlü bir şey olur.”

Ne dersiniz, belki de sadece bu kadardır...

Elçin Demiröz

Odatv.com

Bu haber 707 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum