Eyy Türk ve Yunan siyasetçileri!
İki uzak komşu olarak yaşamanın ne büyük bir aptallık olduğunu yaşanan tüm acılardan sonra hala anlayamadız mı? Hala en büyük milliyetçi siz misiniz? Sizden büyük milliyetçi yok mu?
Tekrar ediyorum:
Kimse kalkıp kendisinin ne kadar haklı olduğunu anlatmasın.
Elli iki yıllık gazetecilik hayatımda ne çok dinledim bunları, hatta taraf oldum.
Kıbrıs...
Ege...
Kıta sahanlığı...
Hava sahası...
Deniz hukuku...
Ne kadar çok yazdım bu konularda.
Konuştum, konferanslara katıldım.
Ne çok mülakat, röportaj yaptım Türk ve Yunan siyasetçileriyle, devlet adamlarıyla.
Yunanlı meslektaşlarımla Atina'ydı, İstanbul'du, Brüksel'di, New York'tu toplanıp birbirimize bağırıp çağırıp, milliyetçi nutuklar çekerdik.
Herkes kendi tarafının haklılığını nafile bir gayretle savunmaya çalışırdı.
Sonra da geceleri kafayı çeker birlikte eğlenirdik.
Şimdi o günleri anınca, aklıma elbette rahmetli kardeşim Mehmet Ali Birand, sevgili İblis geldi.
Hayat ne de çabuk geçip gidiyor.
Yıllar ve yıllar önceydi.
New York'ta bir grup gazeteci, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Perez de Cuellar'la sohbet ediyorduk.
Kendisine Kıbrıs meselesiyle ilgili bir soru yöneltince, bana şöyle bir bakmış,
"Türk müsün, Yunanlı mısın?" diye sorup, "Ne kadar sıkıcı bir konu..." diye devam etmişti.
Haklıydı.
Ama o kadar yıl geçti, değişen bir şey yok.
Biz hâlâ savaş naralarının eşliğinde milliyetçilikleri yarıştırıyoruz.
Kılıç şakırtılarıyla savaş çağrıları yapıyoruz, ne kadar haklı olduğumuzu anlatmaya çalışıyoruz medya manşetlerinde.
Ne kadar hazin, ne kadar acıklı!
Eyy Türk ve Yunan siyasetçileri!
Türk ve Yunan halklarını rahat bırakın.
Bırakan bizleri, Ege'nin, Akdeniz'in bu güzelliklerini paylaşalım.
Ve savaşı değil
barışı kutsayalım!
Ölümü değil
hayatı kutsayalım!
Tersi ahmaklıktır.
Alnınıza ahmak damgası yiyerek mi tarihi geçmek istiyorsunuz?..
Çare, oturup bir masanın etrafına konuşmaktır medeni insanlar olarak...
* * *
Yukarıdaki yazı, iki yıl önce, 13 Ağustos 2020'de,
mavi yolculuk sırasında yazıldı.
Şu günlerde yine Mavi Yolculuk'tayım.
Ege'den yine savaş tamtamlarının uğursuz sesleri yükseliyor.
İki yıl önceki yazımı, Ege'nin bir "barış gölü"
olması dileğiyle yeniden yayımlıyorum.







YORUMLAR