Futbol kaçıkları Dortmund'da çıldırdı,

ilk maçta Gürcistan'ı fena yendik! Berlin'e Berlin'e, finale finale! Bekle bizi Portekiz, sıra sende. Bizi Ronaldo falan kesmez, bizim Arda'mız, Kerem'imiz, Mert'imiz var, geliyoruz, tarih yazmaya...

Futbol kaçıkları Dortmund'da çıldırdı,
19 Haziran 2024 - 09:07
Futbol kaçıkları Dortmund'da, 
her taraf kırmızı beyaz...
 
Hadi maça maça, 
Berlin'e finale finale!
 
Heyecan tırmandıkça tırmanıyor.
Plevne Marşı'nı koymuş,
sonuna kadar açmış:
 
Tuna Nehri akmam diyor,
Etrafımı yıkmam diyor!
 
Müthiş bir coşku patlaması:
 
Finale finale,
Tarih yazmak için Berlin'e,
Berlin'e...
 
İçim kıpır kıpır.
2008'de yapamadığımızı
bu kez neden yapamayalım.
Futbolun güzel heyecanı 
sarıyor içimi...
Futbolculuğu da olan Albert Camus 
ne kadar haklıymış şöyle derken:
 
Futbol olmasa dünya 
çok daha gri, kurşuni 
ve acımasız olurdu.
 
Türk futbol çılgınları Dortmund'da, Gürcistan'a karşısında gelen galibiyeti kutluyor. Gün boyu, Alman kentini kırmızı beyaza boyayıp, sarı duvarı kırmızı duvar yaptıktan sonra sevinmek futbolcularla birlikte en çok onların hakkı...
 
Futbol hayaleti 
üç hafta boyunca 
peşimizi bırakmayacak,
ne güzel!
Euro 2008'in o Viyana, 
Cenevre, Basel
günlerini anımsıyorum.
 
* * *
 
İçimden geliyor, bağırıyorum:
Güneşin zaptı yakın!
Karıştırma, zaptı yakın olan Viyana...
Peki kardeşim, söyle bakalım:
Allah futbolda taraf tutar mı?
Ya da iş Allah’a kalsa, 
bütün maçlar berabere mi biterdi? 
Bu soruyu, Hollandalı futbol efsanesi 
Cruyff’a sormuşlar, 
“Evet, berabere biterdi” 
diye yanıtlamış...
Ama sen en iyisi bu işlere 
bir de Allah’ı sokmasan.
Peki ya milliyetçilik...
N’olmuş milliyetçiliğe?..
İsviçre gazetelerinden birinde, 
gazeteci milletinden biri 
sana hafif tertip dokundurmuş...
Nasıl?
Oku oku:
 
"Bizim bildiğimiz Hasan Cemal 
aklı başında biridir” 
diye yazıyor, “Liberal, 
Avrupa’dan yana olan 
bu Türk meslektaşımıza 
bir şeyler olmuş. 
Kalkmış, ‘Evet, finale finale, 
Viyana’nın fethine!’ 
diye borazan çalmış köşesinde... 
‘Bizim takım 
artık kimseye maç vermez’ 
diye de eklemiş...”
(Tages-Anzeiger, 
Kai Strittmatter’in İstanbul’dan haberi, 
17 Haziran 2008)

Futbol kaçıkları, 2008'de de Milli Takım neredeyse oradaydı
Fotoğraf: Vedat Danacı
Haksız mı yani?
Bu yaptığın milliyetçilik değil mi?
Değil tabii.
Nasıl yani?
"Futbol milliyetçiliği" bu... 
Bunu da ancak futbolu 
gerçekten seven 
ve iliğine kadar hissedenler anlayabilir.
Ama yine de bu işi kısa kessen 
daha iyi olacak. Dikkat et, 
sana ufak ufak çakanlar 
çoğalmaya başladı. 
Satır arası atışlar da 
dikkat çekiyor. 
Pek yakında bu kafileye 
Yıldırım Türker de katılabilir.
Sahi mi?..
Attila Gökçe’nin 
Çekleri devirdiğimiz 
o muhteşem gece 
büyük bir heyecanla 
hepimize bağırdığı gibi, 
isyan futbolu oynuyor bizim milliler...
Buralarda herkesi heyecan bastı.
Zürih’te İtalya-Fransa maçını 
seyretmek için hiç bilmediğim yerlerden 
yürüye yürüye stadyuma gidiyorum.
Kocaman bir taş bina.
Bahçesinde, 13-14 yaşlarında
bir erkek çocuk futbol topuyla 
tek başına oynaşıyor.
Sırtında da Türkiye forması...
Topu duvara vuruyor, 
gelen topa bir daha vuruyor. 
Daha çok sağ ayağını kullanıyor.
Yanına gittim.
Ailesi Burdurlu, İsviçre’de doğmuş. 
Babası, fabrikada işçiymiş. 
“Sağ ayağım zayıf abi” dedi, 
“Onun için topu duvara
 hep sağla vuruyorum ki 
kuvvetlensin diye...” 
Bir büyüğü tavsiye etmiş...
Yıllar öncesine gittim.
Benim de sol ayağım zayıftı. 
Galatasaray genç takımının 
antrenörü Doğan abi de (Doğan Koloğlu) 
o yaz bana aynı şeyi tavsiye etmişti. 
Bebek’te topu alıp, 
Robert Kolej’in bahçesine çıkar, 
sol ayağımla meşin yuvarlağı 
duvara vurup dururdum.
Ufaklığın yanağını okşadım. 
“Kupayı inşallah alacağız abi” 
diye seslendi arkamdan.
Yol üstünde Kebap Haus.
Lahmacun içi döner var üstelik.
Yiye yiye yola devam ediyorum.
Reva Restoran’ın önünde tavla partisi... 
Kocaman bir afiş dikkatimi çekiyor, 
Gülşah sahne alıyormuş burada...
Bir genç kız yolumu kesiyor. 
Masanın üstünde tansiyon aletine 
benzer bir şey. 
“Stres ölçüyoruz, bedava” diyor.
Organizasyonun bir parçasıymış... 
“Siz bu aleti alın, 
Türkiye’nin maçlarına 
getirin” diyorum. 
“Ama maçın sonlarına doğru 
bizim strese dayanamaz, 
bozulur, patlar” diye ekliyorum.
Hadi maça maça...
 
HC Viyana'da 2008 Avrupa Şampiyonası'nda basın tribününde Milliyet ekibiyle: Hasan Cemal, Halil Özer, Erhan Telli
Fotoğraf: Vedat Danacı

* * *
 
Yağmur var!
Futbol kaçıkları
Dortmund sokaklarında
akın akın, Plevne Marşı da  
ciyak ciyak:
 
Tuna Nehri akmam diyor,
Etrafımı yıkmam diyor!
 
Tribünler kırmızıya boyanmış durumda.
Ben de elimde
bira bardağım 
televizyonun karşısına oturuyorum,
maçı yazmak üzere...
Keşke ben de Dortmund'da,
tribünlerde olsaydım
"futbol kaçıkları"yla  
birlikte...
Kader utansın!
Ama hep bizim Tuğrul 
yapacak değil ya,
ben de turnuva boyunca 
onun gibi Gonzo gazeteciliği 
yapacağım ona inat...
 
Finale finale,
tarih yazmak için
Berlin'e Berlin'e...
 
Haydi bastır milli takım,
Dortmund'da bu gece
geçelim şu Gürcistan'ı...
 
İyi başlıyoruz.
Top bizde, oyun üstünlüğü bizde.
10. dakika, aahhh,
Kaan Ayhan'ın mükemmel şutu
direkte patlıyor.
Savunmamız tekliyor.
Dakika 11, top sekiyor,
Mert son anda uzandı,
çıkardı topu...
Golsüz eşitlik sürüyor,
yüreğim ağzımda,
Hakan döndü vurdu ama dışarıya...
Gözüm Arda'da,
Kenan Yıldız'da....
Dakika 24, yüzde 70'e 30,
oyun üstünlüğü bizde
ama gol yok derken...
Dakika 25:
Mert Müldür'den harika bir gol!
Tam bir füze...

Mert Müldür, savunmadan seken topa öyle bir vurdu ki kimse çıkaramazdı. Dortmund'da perdeyi böyle açtık

Futbol kaçıkları,
tribünler çıldırdı.
Aman Allahım,
bir gol daha
ama ofsayt...
Bu maç bizim!
Ama futbol bu,
belli mi, olur.
Dakika 31'de
yedik golü, 1-1...
Az daha ikinciyi de yiyorduk.
Gürcüler oyunu dengeledi,
bastırıyorlar.
Bizim savunma tekliyor.
Orta saha Gürcistan'a geçiyor.
Ve isabetsiz paslarımız çoğalıyor.
Sakin sakin topu dağıtan
Arda'yı faulle durduruyorlar.
Oyun hakimiyeti hala bizde,
yüzde 61-39...
Arda tam bir fırlama diye,
not alırken, 65. dakikada
şahane bir gol atıyor.
Turnuvanın 'altın çocukları'ndan
biri olarak dünyanın gözü üstündeyken
hem golünü atıyor,
hem de Ronaldo'nun
Avrupa Futbol Şampiyonaları'nda
ilk maçında golü bulan en genç oyuncu
ünvanını da alıyor.
 
Arda Güler, bizi inanılmaz bir füzeyle tekrar öne geçirdi. Dünya futbolunun yükselen değeri!
Sağ çaprazda topu ayağına aldığı anda golü hissettik.
Euro 2008'de bizi ayağa kaldıran genç Arda'dan, başka bir Arda'ya...

Dakika 68, bu gol
kaçar mı Orkun?..
Yağmurla birlikte Gürcüler bastırıyor.
Aman aman,
direkten döndü bir şutları...
İki süper golle öndeyiz
ama içim pır pır...
Barış Alper etkisiz bu akşam...
Dakika 86, az daha yiyorduk.
Hadi bitsin bu maç.
6 dakika uzatma.
Çok büyük bir heyecan.
Dakika 93'de az daha
yiyorduk golü.
Bu futbol adamı öldürür.
Dakika 94...
Eyvah geliyorlar.
Mert uzandı, top direkten döndü.
Çokça eleştirilen Samet,
takımı ipten aldı.
Gürcü kaleci de bizim 18'de
gol kovalıyor derken,
aslan Kerem Aktürkoğlu
topu sürüp boş bırakılan kaleyi buluyor...
Sonuç 3-1, zafer bizim.
Euro 2024'teki ilk maçımızı 3-1'le kazandık. Bu ön gösterimdi, devamı cumartesi günü turnuvanın favorilerinden Portekiz'in karşısında.

Bekle bizi Portekiz,
şimdi sıra sende.
Bizi Ronaldo falan kesmez,
bizim Arda'mız,
Kerem'imiz,
Mert'imiz var,
geliyoruz, tarih yazmaya...
Montella hoca bu maçtan 
gerekli dersleri alırsa,
takım savunmamız oturursa,
cumartesi sahaya
tam konsantre çıkarsak;
90 dakika susmayan kırmızı duvarla 
Portekiz karşısında da aynı kutlamayı yapacağız.

YORUMLAR

  • 0 Yorum