Geçmiş hayatları neden hatırlamıyoruz
ekrar doğuş hakkında öne sürülen en önemli itiraz şu dur: Kişi daha önce de yaşamışsa , geçmiş hayatlarını niçin hatırlamıyor?
23 Ocak 2019 - 22:57
Titreşimli halinde bir düzey kaybı oluştuğunda, ruh her yeni beden sahibi oluşunda ve bunun doğal sonucu olarak da anıdan yoksun her yeni beyin edinişinde, önceki hayatlarında birikmiş bulunduğu anıları elbette dile getirememektedir.
Geçmiş hayatları neden hatırlamıyoruz

Şurası muhakkaktır ki , bugünkü yeteneklerinde, kavrama yetisinde, güzel niteliklerinde ve eksi yanlarında geçmişe ait kişiliklerin izleri görülmektedir. Geçmişini oluşturan ve şuurunun derinliklerinde yeniden göreve başlatılmış bulunan olguların ve olayların her türlü anısı dünya hayatı sırasında üstleri örtülü bir şekilde kalmaktadır.
Uyanıklık halindeyken ruh, anlatım biçimi altında, ancak maddi beyin tarafından kayda geçirilmiş izlenimleri dile getirebilmektedir.
Hafıza, fikirlerin, olguların ve bilgilerin art ardalığı ve bir aradalığıdır. Bu bir aradalık kaybolduğu, anılar dizisi koptuğu andan itibaren geçmiş bizim için silinmiş gibi olur. Ama bu görünüşten başka bir şey değildir.
Geçmiş hayatları neden hatırlamıyoruz

Tıp Akademisi mensubu Dr. Richet şöyle demiştir: (Şubat-1906)
‘’ Hafıza zekamızın sönmek bilmez bir yeteneğidir çünkü algılarımızın hiçbiri unutulmaz. Duyularımıza çarpan bir olgu, hafızaya ister istemez anında yerleşmektedir. O anının şuurunda olup olmamamız önemsizdir; o her şeye rağmen mevcuttur ve silinmez niteliktedir.’’
UYURGEZERLİK VE TRANS FENOMENLERİ SIRASINDA ELDE EDİLEN ŞEY.

Hemen belirtilmesi gerekir ki; olgu tekrar canlanabilir. Hafızanın uyanışı, irade eyleminin beyin hücreleri üzerinde meydana getirdiği titreşim etkisinden başka bir şey değildir. Dünyaya doğmadan önceki anılarımızı tekrar canlandırmak için algının meydana gelmiş olduğu tarihte içinde bulunduğumuz dinamik hal ile titreşimsel uyum içine girmek gerekmektedir.
KARANLIK GEÇMİŞE AİT BÜTÜN OLAYLAR ÇELİK KALEMLE KAZINMIŞ VE KAYITLIDIR.
Öncelere ait algıları yakalayıp kaydetmiş olan beyinler, şu anda mevcut olmadığı için bu algıları derin şuurda aramamız gerekir. Ama derin şuur, ruh bedene bağlı kaldığı sürece dili tutulmuş halde bekler.
O bedeninden titreşimlerinin tamamına yeniden kavuşmak ve kendisinde gizli halde mevcut olan anı örgüsünü yeniden ortaya çıkarmak için ayrılmaktadır. O ayrılış anında geçmişini algılamakta ve onu en küçük ayrıntılarına varıncaya dek tekrar oluşturabilmektedir. Uyurgezerlik ve trans fenomenleri sırasında elde edilen şey tam da budur işte.
Varlığımızda mücadele, inceleme ve çalışma ile dolu hayatlarımızın çağlar içinde oluşmuş çökeltilerine yataklık eden esrarengiz derinlikler bulunduğunu bilmekteyiz; oralarda karanlık geçmişe ait bütün olaylar, değişimler çelik kalemle kazınmışçasına kayıtlı bulunmaktadır.
Oralar kader dalgalarının kollarına salınan uyumuş olaylar okyanusu gibi yerlerdir. Onları iradenin güçlü bir çağrısı hemen uyandırabilmektedir.
Geçmiş hayatları neden hatırlamıyoruz konusu devam edecek.
Geçmiş hayatları neden hatırlamıyoruz
GEÇMİŞE AİT KİŞİLİKLERİN İZLERİ.

Şurası muhakkaktır ki , bugünkü yeteneklerinde, kavrama yetisinde, güzel niteliklerinde ve eksi yanlarında geçmişe ait kişiliklerin izleri görülmektedir. Geçmişini oluşturan ve şuurunun derinliklerinde yeniden göreve başlatılmış bulunan olguların ve olayların her türlü anısı dünya hayatı sırasında üstleri örtülü bir şekilde kalmaktadır.
Uyanıklık halindeyken ruh, anlatım biçimi altında, ancak maddi beyin tarafından kayda geçirilmiş izlenimleri dile getirebilmektedir.
Hafıza, fikirlerin, olguların ve bilgilerin art ardalığı ve bir aradalığıdır. Bu bir aradalık kaybolduğu, anılar dizisi koptuğu andan itibaren geçmiş bizim için silinmiş gibi olur. Ama bu görünüşten başka bir şey değildir.
Geçmiş hayatları neden hatırlamıyoruz
HAFIZA ZEKAMIZIN SÖNMEK BİLMEZ BİR YETENEĞİDİR.

Tıp Akademisi mensubu Dr. Richet şöyle demiştir: (Şubat-1906)
‘’ Hafıza zekamızın sönmek bilmez bir yeteneğidir çünkü algılarımızın hiçbiri unutulmaz. Duyularımıza çarpan bir olgu, hafızaya ister istemez anında yerleşmektedir. O anının şuurunda olup olmamamız önemsizdir; o her şeye rağmen mevcuttur ve silinmez niteliktedir.’’
UYURGEZERLİK VE TRANS FENOMENLERİ SIRASINDA ELDE EDİLEN ŞEY.

Hemen belirtilmesi gerekir ki; olgu tekrar canlanabilir. Hafızanın uyanışı, irade eyleminin beyin hücreleri üzerinde meydana getirdiği titreşim etkisinden başka bir şey değildir. Dünyaya doğmadan önceki anılarımızı tekrar canlandırmak için algının meydana gelmiş olduğu tarihte içinde bulunduğumuz dinamik hal ile titreşimsel uyum içine girmek gerekmektedir.
KARANLIK GEÇMİŞE AİT BÜTÜN OLAYLAR ÇELİK KALEMLE KAZINMIŞ VE KAYITLIDIR.
Öncelere ait algıları yakalayıp kaydetmiş olan beyinler, şu anda mevcut olmadığı için bu algıları derin şuurda aramamız gerekir. Ama derin şuur, ruh bedene bağlı kaldığı sürece dili tutulmuş halde bekler.
O bedeninden titreşimlerinin tamamına yeniden kavuşmak ve kendisinde gizli halde mevcut olan anı örgüsünü yeniden ortaya çıkarmak için ayrılmaktadır. O ayrılış anında geçmişini algılamakta ve onu en küçük ayrıntılarına varıncaya dek tekrar oluşturabilmektedir. Uyurgezerlik ve trans fenomenleri sırasında elde edilen şey tam da budur işte.
Varlığımızda mücadele, inceleme ve çalışma ile dolu hayatlarımızın çağlar içinde oluşmuş çökeltilerine yataklık eden esrarengiz derinlikler bulunduğunu bilmekteyiz; oralarda karanlık geçmişe ait bütün olaylar, değişimler çelik kalemle kazınmışçasına kayıtlı bulunmaktadır.
Oralar kader dalgalarının kollarına salınan uyumuş olaylar okyanusu gibi yerlerdir. Onları iradenin güçlü bir çağrısı hemen uyandırabilmektedir.
Geçmiş hayatları neden hatırlamıyoruz konusu devam edecek.







YORUMLAR