"Gerçekten Tayyip Erdoğan zamanında yaşayanlar"

Aslında sözün bittiği yerdi!.. Zonguldak’ın Kilimli ilçesinde, özel maden ocağında meydana gelen göçükte 60 yaşında hayatını kaybeden maden işçilerinden Ziya Kiret’in emekli olmasına rağmen üniversitede okuyan kızının masrafları için maden ocağında çalışmaya devam ettiğini öğrendik.

"Gerçekten Tayyip Erdoğan zamanında yaşayanlar"
19 Şubat 2026 - 10:27 - Güncelleme: 20 Şubat 2026 - 10:39

Bu haberi okuyup gözyaşı dökerken akıllara ziyan bir haber daha düştü önümüze;

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu eski bir Başbakan olarak maddi sıkıntılar içinde olduğunu açıkladı.

“Eski Başbakan” sıfatlı Ahmet Davutoğlu da bunu söylerse vatandaş ne yapsın, emekli, dar gelirli ne yapsın gibi beylik yorumlarla kafanızı ütülemeye hiç niyetli değilim!..

Her defasında aynı yere geliyoruz.

Kral Çıplak!..

Sıkıntı, babayiğitlerde!..

***

Prof. Dr. Süleyman Çelik’in “Bir zamanlar bolluk ve ucuzluk içinde olan güzel yurdum, Türkiye'm!...” başlıklı mektubu düştü e-postama… Bir bölümünü paylaşırsam meramımı anlatabilirim, Türkiye’nin gerçek fotoğrafını bir daha çekip önünüze koyabilirim diye düşündüm. Süleyman Çelik, şöyle diyor;

“1979-1981 yılları arasında, İngiltere Nottingham Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmacı olarak çalıştım. İngiltere'de en çok şaşırdığımız şey, tarımsal ürünlerin az ve çok pahalı oluşuydu. Zaten yerli ürün yok denecek kadar azdı. Daha çok Hollanda ve İspanyol ürünleri satılıyordu.

Bunlar hem, o yıllarda yurdumuzda bedava verilse kimsenin yüzüne bakmayacağı kadar kalitesiz, hem de çok pahalı idi. Bu nedenle insanlar çok az miktarlarda satın alabiliyorlardı. Örneğin, tane ile meyve- sebze, dilimle küçük kavun karpuz alıyor; hatta bir salkım üzüm bile alamıyor, salkımdan kopardıkları bir cıngılı satın almakla yetiniyorlardı. Biber örneği üzerinden bir anımızı anlatmak istiyorum:

Bizdekiler gibi, çeşit çeşit ve güzel biberler yoktu. Sadece kalın/ etli ve lezzetsiz dolmalık bir biber vardı. Bunu salatalara vs. koymak mümkün olmadığı için almıyorduk. Bir gün markette alışveriş yaparken, eşim yapacağı bir yemekte kullanmak üzere bu biberlerden bir tane almak istedi. ‘Ama ben satıcıdan tek bir biber istemeye utanırım’ dedi. ‘Sorun değil. ben alırım’ dedim.

Hayatımızda ilk kez, tek bir biber satın aldığımız için gülerek marketten çıktık, gidiyorduk ki üniversitede doktora öğrencisi olan bir İngiliz kız arkadaşla karşılaştık.

Bize, ‘neden güldüğümüzü’ sordu. Olayı anlatınca çantasını açtı ve içinden yarım bir biber çıkararak, ‘bunda gülünecek bir şey yok. Bakın, ben yarım biber aldım’ dedi...

Sonunda iki yıl bitti ve 1981 Ekim ayında, bir perşembe gecesi güzel yurdumuza döndük. Evde hiçbir şey olmadığı için cumartesi günü, Sıhhiye Pazarına (Ankara) gittik. Pazara girince, aşağıdaki fotoğraftaki gibi bolluk ve bereketi görünce adeta hipnotize olduk. Fiyatlar da İngiltere’dekine göre bedava gibiydi!.. Utanmasam, orada secdeye yatar gibi yapıp bu güzel vatanın topraklarını öpecektim.

Biber örneğine gelecek olursak; kılı, sivrisi, çarlistonu, çıtır dolmalık ve acılısı/ acısızı ile tezgahlara değil, yere serilmiş örtülerin üzerine harman yapar gibi yığılmışlardı.

Kendimizden geçtik ve çılgınlar gibi alışverişe başladık. Arabanın bagajını doldurmuş olarak eve döndüğümüzde, sadece 4 kilodan fazla biber almış olduğumuzu gördük…

İşte sevgili gençler, 45 yıl önce yurdumuz böyle bolluk ve bereket içindeydi.

45 yıl sonra bugün, biz de artık tane ile meyve- sebze alabiliyor, ya da sadece bakıp geçiyoruz!..

Milletimiz artık çöp bidonlarından yiyecek arıyor ya da pazar artıklarını toplamaya çalışıyor!..

Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını, tüm yer üstü ve yer altı kaynaklarımızı yabancılara sattık.

Satacak bir şey kalmayınca şimdi köprülerimiz ve yollarımız satılığa çıkarıldı…

Yollarımızın satılmasının, evimizin içindeki koridorların yabacılara satılmasından ne farkı var?..

Dahası, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalmış 500 milyar dolar dış borçtan daha çok dış borç edindik.

Milletten toplanan vergiler, bu borçların faizini ödemeye yetmiyor!..

Her şey küresel emperyalistlerin o yıllarda bize dayattıkları, yeni sömürgecilik yöntemi olan neo-liberalizmi uygulayacak partileri başımıza getirmeleriyle başladı...

Başımıza geçen bu partiler, kendilerini iktidar ya da muhalefet koltuğuna oturtan efendilerinin istekleri doğrultusunda Türk tarım ve hayvancılığını öldürdüler!..

Sonuçta, Roma'dan Osmanlı'ya kadar, binlerce yıl dünya imparatorluklarının askerlerini beslemiş olan bu bereketli topraklar, kendi insanlarını besleyemez oldu!.. Artık eti Güney Amerika'dan, mercimeği Kanada'dan, buğdayı Ukrayna'dan vs. satın alıyoruz.

Nazım Hikmet'in dediği gibi, ‘...kabahat senin, -demeye dilim varmıyor ama- kabahatin çoğu senin, canım kardeşim…’

Çünkü bu partileri başımıza getiren sensin, ey halkım!..

Biliyorum, ‘ana akım medya’ denilen, iktidarı ya da muhalefeti destekleyen tv kanalları ve gazeteler (hatta sosyal medya), haberleri ve herbokolog yorumcuları aracılığı ile, kendilerini fonlayan emperyalistlerin isteği doğrultusunda algı operasyonları yaparak senin beynini yıkıyor ve istediklerini iktidar, istediklerini muhalefet yapıyorlar!..

Ama sen de biraz oku, düşün ve sorgula, canım kardeşim!..”

***

Süleyman Çelik hoca doğru söylüyor da, Bilal Erdoğan, yanlış mı konuşuyor?..

“Gerçekten Tayyip Erdoğan zamanında yaşayanlar diye bir kavram olacak Tayyip Erdoğan’dan sonra anlatacaklar, herkes böyle ağzını açıp dinleyecek” demişti junior Erdoğan!..

Şu anda da ağzımız açık dinlemiyor muyuz?..


Ahmet TAKANahttakan@gmail.

YORUMLAR

  • 0 Yorum