Haber kanallarının çöküşüne dur diyecek yok mu?
Medyaradar'ın gizemli yazarı Keskin Kalem yine medya dünyasında ses getirecek bir yazıya imza attı.
İlk nefesi Hızır gibi yetişir
Cibalide sarılan cıgaranın…
Tütün isçileri yoksul,
Tütün işçileri yorgun,
Ama yiğit
Pırıl – pırıl namuslu.
Namı gitmiş deryaların ardına
Vatanımın bir umudu…
Sırdaşlarım, yoldaşlarım, felaket arkadaşlarım…
Sizleri Ahmed Arif’in namusa ve emeğe adanmış bu dizeleriyle karşılıyorum.
Kalbim kırık…
Ruhum buruk…
İçim karanlık…
Çünkü bunca yıldır kulis yazıyorum…
Bunca zamandır emekçiler derdini bana emanet ediyor…
Bunca yıldır bana attığınız e-postaları yayınlıyorum…
Daha önce hiç böylesini görmedim diyeceğim, daha önce hiç kalbimi bu kadar kıran diyeceğim, bir mesajla karşılaşmadım.
EVET BU DA OLDU.
BİR EMEKÇİNİN ÇARESİZ EŞİ BOŞ BUZDOLABININ FOTOĞRAFINI GÖNDERDİ.
Lafın, sözün, kelamın bittiği yerdeyiz.
Yerdeyiz de bir dert emanet edilmiş bana.
Kendimi toparlayıp klavyemin başına geçmem gerek diyip, bu satırları yazmaya başladım.
Yoksa yaşlı ve hasta kalbim gerçekten medya emekçisinin düştüğü durumu anlatmaya artık el vermiyor.
Yer: Demirören Medya.
Özne: Deneyimli, yaşını başını almış bir emekçinin eşi
Uzun süredir düşük maaşların herkesin canına tak ettiği yer.
Her sene çok şikayet gelirdi amma bu sene belli ki patron zamların üstüne yatmış.
O nedenle durumlar hiç olmadığı kadar kötü.
O kadar kötü ki, belli ki emekçiler işlerini ellerinde tutabilmek için kan kusuyor, kızılcık şerbeti içtim diyor.
Fakat artık aileler vaziyeti kaldıramayacak duruma gelmiş.
Öyle ki aileler parçalanmanın eşiğinde.
Eşi derdini dillendiremeyince, bendenizi bir yerden duymuş olacak ki, derdini buradan anlatmak istemiş.
Hem uzun uzun yazmış…
Hem de dolduramadığı dolabının…
Ödeyemediği faturasının fotoğrafını göndermiş.
YA ARTIK BEN NE YAZAYIM?
KİME? NEYE KIZAYIM?
Susuyorum ve mesajla görselleri dikkatinize sunuyorum…
Benim kelamımın bittiği yerde,
acı gerçekler konuşsun…
"Merhaba,
Demirören Medya ile ilgili şikayetimi dile getirmek istiyorum.
Eşim burada çalışmaktadır. Ocak ayından beri zam alamadıkları gibi zam oranı da belli değil. Bizleri geçim derdine, bu soğukta doğalgaz yakmamaya, aile içinde sorun yaşamamıza ve açlıkla mücadele etmeye mahkum bırakmışlardır.
Eşim 35 bin tl ile çalışmakta ve yaşı 50. İki çocuğumuz var ve ikisi de üniversitede okuyor. Çocuklarımdan birisi özel çocuk. Size yemin ederim akşam sofrada yiyecek birşey bulamadık. Alışverişe eşim gidemiyor. Çünkü parası yok. Size bu sabahki buzdolabının içini gösteren resim paylaşacağım. Bu duruma düşürdüler bizi.
Ben ise bir bayan olarak bu yükü taşımak zorunda mıyım? Yıllardır eşimi ben idare ediyorum, açığını ben kapatıyorum. Çünkü neden maaşı az. Ben her sabah 6’da kalkıp 7’de servise binip akşam da 8’de ancak evde olabiliyorum Demirören bu yaptıklarından dolayı aile içi sorunlara da yol açmakta. Tabii ki hayat müşterek ama bu yıllardır hep böyle çünkü işçisine yeteri kadar hakettiği zam yapmayıp bizi böyle yaşamaya mahkum ediyorlar.
Gerçekten bir bayan olarak ben yoruldum. Ne olur zam haberleri ile ilgili sesimizi duyurun ve ilgili yerlere iletin. Sizin sayenizde belki bir şey yaparlar. Adımı paylaşmadan yayınlarsanız çok memnun olurum. Yoksa bunlar dava bile açarlar.
Çok teşekkür ediyorum."

MAHİROĞLU’NUN EMEKÇİYE BÜYÜK KAZIĞI
Evet bu mesajla içimiz yeterince kararmamış gibi, bir de Halk TV’de ödüllü bir gazeteci ve diğer emekçilere atılan kazığı konuşalım biraz da.
Biliyorsunuz aylardır aslında bir tek bendeniz yazıyordu Halk TV’deki büyük ekonomik krizi.
Aslında ekonomik kriz demeyelim de ekonomik çöküş tabirini kullanalım.
Ne diyordum?
İBB musluklarının kesilmesi ve firari FETÖ’cü Akın İpek’in mali desteği kesmesinin ardından,
aslında naylon patron olan Cafer Mahiroğlu, topu atmak üzere.
Çünkü kendisi aslında gerçek bir patron değil, emanetçi.
Emanetçiler aradan çekilince dımdızlak ortada kaldı.
Yeni emanetçilerin devreye girmesini bekliyor amma olmuyor.
O nedenle de battığı ve kanala kilit vurmak üzere olduğu anlaşılmasın diye de,
‘’gazete kuracağım’’ masalı anlatıyor.
Geçen hafta çalışanları uyarmıştım, bu hikayeye inanmayın demiştim.
Sonra ne ortaya çıktı?
Meğer Mahiroğlu gazete kuracağım ayağına yeni bir şirket kurup, tüm kadroları o şirkete aktarmış.
Veeeeee işte asıl katakulli de burada dönmüş.
Bazı kadrolar 212 basın iş kanununa göre değil, Mahiroğlu’nun tekstil fabrikası alışkanlığından olacak, düz sigorta ile yapılmış.
VE ÇALIŞANLARDAN GİZLENMİŞ!
Nasıl öğrenmiş emekçiler?
İletişim Başkanlığı’ndan gelen telefonlarla.
Başkanlıktan giden ‘212’niz olmadığı için basın kartlarınızı bize iade edin’ uyarısı,
filmi koparmış.
Halk TV'nin parlamento muhabirliğini yapan Şeyma Paşayiğit,
basın kartının iptal edildiğini öğrenince istifa kararı alarak kanalla yollarını ayırmış.
E haklı…
Basın kartı olmadan Meclis’e nasıl girsin?
Kimin 212’sini hangi kritere göre elinden almışlar?
Kime torpil geçilmiş, kim köle yerine konulmuş?
Cevaplanacak soru çok.
Ancaaaak keskin kulaklarıma gelen kulislere göre, pek çok kanal çalışanı istifa etmeyi düşünüyormuş hatta başka sektörde iş arayanlar varmış.
Yani köle yerine konulan emekçi
MAHİROĞLU YÜZÜNDEN MESLEĞİ BIRAKMAYI DÜŞÜNÜYOR.
Bir önceki yazımda ballı maaş alıp Mahiroğlu'nun kayırdığı ekran yüzlerine seslenmiş,
arkadaşlarınızın hakkı için patronunuza baskı yapın demiştim.
Belli ki öyle bir niyetleri yok.
Titanik filmindeki gibi biz filikalara bineriz kaçarız, üçüncü sınıf bileti olan yolcular düşünsün kafasındalar belli ki.
Kimse unutmasın, gazeteleri, ekranları, web sayfalarını asıl sırtında taşıyan emekçilerdir.
Onlar olmadan hiçbir sistem sürmez.
Halk TV’nin sistemi de bu nedenle batmaya mahkum.
Bir Keskin Kalem kehaneti olarak buraya yazıyorum.
HABER KANALLARI MEVTA
Sırdaşlarım, önce gazeteler öldü.
Sonra haber kanalları…
Aslında cenaze ortada duruyor amma gelin görün ki kaldıran yok.
Reyting tablosunu keşke herkes görebilse.
O kocaaa kocaaaa haber kanallarının- en çok izleneni bile- toplam reyting pastasından aldığı pay, yerlerde.
Çoğu kanalı yüz kişiden bir kişi bile izlemiyor.
Reyting oranları 0.70, 0.50…
Bazı kanalların 00.00’ı gördüğü bile var.
Siyasi cetvelin iki ucundaki Halk TV ve CNN Türk, listenin zirvesinde.
Ancak onların oranlarını da toplasanız, dişe dokunmuyor.
E peki diyeceksiniz bre deli Keskin neden?
Teşhisi koydun da tedavi ne?
E her akşam aynı yüzler döneee döneeeeeeeeeeeeeee kanalları gezerse tabii ki öyle olur.
Kalifiye iş gücünün düşük maaşlar yüzünden medyadan kaçmasını unutmayalım.
Televizyonculuk zor ve büyük yetenek isteyen bir meslek, amma gelin görün ki muhabirler düzgün Türkçe bilmiyor.
Ekran yüzleri zaten haberci mi, influencer mı belli değil.
Haberden çok görünüşlerine odaklanıyorlar.
Ohoooo yazsak dağ olur.
E bir de Youtube ve sosyal medyada türlü türlü içeriğin olması, özellikle haber kanallarının sıkıcılığı karşısında izleyiciye vaha gibi geliyor!
Eeeeeeeeeeee ne yapsın vatandaş her akşam konuşan aynı insanları!
Her konunun uzmanlarını!
Mesele İran mı? Açıyorsunuz Youtube’u, ya da X’i onlarca gazeteci, içerik üreticisi,
farklı farklı fikirlerini anlatıyor.
Yaniii yoldaşlarımmmm, diyeceğimi kestirmeden söyleyeyim, geleneksel medyamız artık demode!
Zamana ayak uyduramıyor, uyduramadıkça para kazanamıyor, kazanamadıkça emekçi sefil duruma düşüyor, düştükçe insan kalitesi yok oluyor, yok oldukça da medyamız batıyor.
İşin özü budur.
Bu döngü bir yerden kırılmazsa, Türkiye’de geleneksel medyanın ruhuna El-Fatiha!
KESKİN KALEM[email protected]







YORUMLAR