Hastalık hastası mı olduk?

Sağlığa geçmeden, bir de def-i mazarrat hanesine bakmamız gerek. Mesela yılda milletimiz 8 milyar paket sigara tüketiyor, kadın erkek, genç-yaşlı, iyi mi? Buna doğrudan 15 Milyar dolar ödüyor

Hastalık hastası mı olduk?
07 Mayıs 2026 - 12:33

bu sigara tüketicileri, sağlık, yangın giderleri ile bu rakam yılda 20 Milyar dolar. Alkollü içeceklere doğrudan harcanan para 8 milyar dolar, trafik, hastalık maliyeti ile 10 milyar dolara yaklaşıyor ve bu rakam her yıl artıyor.

CoVİD’de, mRNA’ya, Sinovac’a, PCR’ye, o günde yutturulan 8 hap’a kaç para harcandı onu da tam bilmiyoruz. Ölen öldü de Alzheimer %22,5 artmış. Bu yaşlı hastalığı olarak bilinirdi, şimdi, aşılananlar 40 yaşında Alzheimer oluyor. Bilişsel bozukluk %137,7 artmış. Depresyon %68,3, Kaygı bozukluğu %43,9, Uyku bozukluğu %93,4... Beyin zarı ile ilgili şikayetler arttı. Doktorlar Toksik Spike Proteininden kuşkulanıyorlar. 8 Çocuktan biri astım. İnsanlar sinirli ve asabi. Psikotrop ilaç tüketimi son yıllarda %8-9 artmış. Toplam ilaç tüketimin %25’i Psikotrop ilaçlara gidiyor. Doktorlar 2014 yılında 39,1 milyon kutu antidepresan ilaç yazmış. Bu sayı 2025’e gelindiğinde 71 milyon kutu olmuş. 2025’te 2024’e göre 6 milyon kutu artış var. 2024^de ülkemizde psikolojik sorun yaşayan kişi sayısı %38. Bu rakam bu konuda dünyada 2. Sırada olduğumuzu gösteriyor. Yani, bu durumda her 5 kişiden biri sinir hastası. Bakın felakete doğru gidiyoruz. 2024’te 1 milyar hekime müracaat olmuş. “Hapı yutmuşuz” (!?) anlayacağınız!

Hastaneler böyle de bir de hapishane sorunu ve sebep psikolojik ve ahlaki bozukluk. 2002’de cezaevlerinde 58.428 kişi varken, bu sayı bugün 410.400’e yükselmiş. Dahası da var 2,5 milyon kişi HAGB’den (Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından) yararlanmış. 1,5 milyon kişi ise firari, aranıyor ama bulunamıyor. Konuyu biraz değiştireyim ama, daha söyleyecek çok şey var. Sahi bu konuda yasama, yürütme, yargı, STK’lar, İktidar ve muhalefet partileri ne diyorlar ne yapıyorlar?

Molière “Hastalık Hastası” oyununu 1673 yılında yazmış. Bu oyun klasik Fransız komedisinin önemli eserlerinden biridir. Molière oyunda başrol “Argan” karakterini kendisi oynadı. 17 Şubat 1673’teki 4. temsilde sahnede kan kusarak yere yığıldı ve aynı gün öldü.

Oyun, hipokondriyak (yani hastalık hastası, hayali hasta) bir adamın etrafında döner. Zengin bir burjuva olan Argan, sürekli hasta olduğuna inanır ve doktorlara, ilaçlara, tedavilere aşırı para harcar. Aslında ciddi bir hastalığı yoktur; korkuları ve doktorlara olan kör inancı onu hastailaç tüketilmiş. 2023’te bu rakam 5,5 milyar USD civarındaymış. 2025’in 8 milyar USD civarında olmuş. Öyle iddialar var ki, ilaç firmaları sağlık bürokrasisi ve sektör üzerinde promasyon desteği verildiği iddiaları can sıkıcı.

2024’te toplam 1 milyar 47 milyon 877 bin 901 hekime müracaat gerçekleşmiş. Kişi başı ortalama 12,2 başvuru olmuş. Birinci basamak Aile hekimliği başvurusu: 449,5 milyon kişi. Kişi başı 5,2. 2. ve 3. basamak hastane polikliniklerine 593,9 milyon başvuru (%56,7). Sağlık Bakanlığı hastaneleri (kamu): 466 milyon. Üniversite hastaneleri (kamu): 48,3 milyon. Özel hastaneler: 66,2 milyon. Özel tıp merkezleri: 13,3 milyon, Özel poliklinikler: 0,78 milyon

Son yıllık toplam sağlık harcaması 2 trilyon 359 milyar 151 milyon TL (bir önceki yıla göre %89,6 artış). Genel devlet sağlık harcaması: 1 trilyon 794 milyar 227 milyon TL (%76,1 pay). Özel sektör sağlık harcaması (cepten + özel sigorta + özel hastane vb.): 564,9 milyar TL (%23,9 pay). Kişi başı sağlık harcaması: 27.587 TL. SGK’nın 2024 sağlık harcaması 980,9 milyar TL (2023’teki 553 milyar TL’den %77 artış). Eğitim, meslek odalar, Vakıflar, dernekler, YİD ile yapılan hastanelerin ekonomiye maliyeti, kiralar, teknik donanım, doktorlara ödenenler, cari harcamalar. Hangisini yazayım!

Bakın bu toplum, gıda, çevresel etkiler, kozmetik ürünler üzerinden hasta edilmiş. Bir de psiko sosyal ve politik polemik sürecinde insanlar hastalık hastası olmuşlar. Her Pazar dönüşü doktora giden hastalık hastası tipler var. “Bir yılda 300 kez, sokağa her çıkışında acilden doktor ziyareti yapan teyzelerimiz var”mış. Haftada bir pazara giderken, hastaneye gidip, aynı gün birkaç kliniğe girip çıkıyor anlaşılan, ailece, eş-dost, komşularla beraber! Sadece toplum değil, sağlık sistemi de hasta. Düşünsenize doktor sayısı belli, hasta sayısı da belli. Bu kadar kısa sürede doğru bir teşhis mümkün mü? Kan tahliline gönder, film alsınlar, MR çektir de gel, git-gel, hepsi için randevu alacaksınız, zaman kaybedeceksiniz. Sonra ilaç yazacaksınız. Koruyucu ilaçlar, muhtemel riskleri önlemeye yönelik ilaçlar. Tabi ki bunların çoğu tedaviden çok semptomları gidermeye yönelik. Zaten hasta eden, hastalığı tetikleyen faktörler aynen devam ediyor. Hastane (!?) kapılarında doktoru da diğer sağlık personeli de sigara içiyor. Bu mekanlardaki yiyecek-içecekler de genellikle endüstriyel ürünler, çoğu da sağlıksız.

Niye “Şifahane” demiyoruz da “Hastane” diyoruz ki. Hasta gelip şifa bulup gidilen yer olması gerekmez mi. “Eczahane” de “Eczane” oldu zaten. Kimi doktor diyor, kimi Tabip, kimi Hekim! Doktor akademik bir unvan, sadece sağlıkla ilgili değil. Ekonomi doktoru da olur, tarih doktoru, felsefe doktoru da. “Tabip- Tababed” aslında Mısırdaki antik şifa merkezi “TEB” Şehri (MÖ 2081-1939) ile ilgili. Bizim geleneğimizde “Hekim” vardır. O “ilim” ve “hikmet” sahibidir. Mesela İbni Sina bir doktor değil, Hekimdir. O sadece hasta tedavi eden biri değil, insanların hasta olmaması, hayat kalitesinin artırılması için Holistik bir bakış açısı ile vakaları değerlendiren bir kişidir. Zahiri ve batini açıdan, vakaları maddi ve manevi açıdan değerlendirir. Sahi “Başhekim” derken “Hekim”i kullanıyoruz da daha sonra niye doktora dönüyoruz. Her mesleğin bir tarihi, bir ekonomisi, bir siyaseti, bir felsefesi vardır. Olaya bütüncül bakacaksak, zübde-i kâinat olan insanı anlamak için hava, su, toprak, bitki, hayvan konusunda da bilgi sahibi olmak gerekir. Sadece İnsan anatomisi ve biyolojisi değil. Hele de Beslenme, hayat tarzı ile eczacılık ayrı konular olarak ele alınmaz.

Hasta, Hekim ve Şifahane konusunda sadece semantik bir bakış açısı yeterli değil. Bu konuda Epistemolojik bir bakış açısına da ihtiyaç var. Hasta ve doktorun birbirine bakışı önemli. Doktor hastasını müşteri olarak mı görüyor, Hasta kendi hayat tarzını aynen sürdürse de doktorun kendisine şifa vermesini mi bekliyor. Burada din, ahlak ve felsefenin ayrı bir önemi var. Karşılıklı algılamalar büyük ölçüde sağlıksız. Mesela hasta olmadan doktora gitmiyoruz. Koruyucu hekimlik sektör aktörlerinin hiçbirinde yok. Sözde “Geleneksel Tıp” kabul edildi ama, bütüncül olarak bir değerlendirme söz konusu değil. “Hastalık yok hasta var” diye baksak, hasta için en uygun, en ekonomik, en kısa sürede, en acısız ve en az yan etkisi olan tedavi şeklini seçebilsek aslında daha sağlıklı sonuçlar elde edebiliriz. Ama sistem bugünkü şekli ile şifa vereyim derken zarar da verebiliyor. Geleneksel tıp yöntemleri ile tedavi eden hekim, hastasının tahlillerini görebilmeli, Tamamen birbirine sırtını dönmüş aynı konudaki iki disiplin hastaya da sisteme de zarar verecektir. Organik ya da inorganik bir ilaçtan hangisi hastanın durumuna uygunsa o seçilmeli.

Biz bu anlamda çok zengin imkanlara sahibiz. Dünyanın en zengin mineral ve su çeşitliliğine sahip 3 ülkeden biriyiz. Yine aynı şekilde dünyanın en zengin bitki çeşitliliğine sahibiz. Toprak, iklim, 4 mevsimin kâmil anlamda yaşanması, engebeli bir araziye sahip olmamız, hepsi büyük bir zenginlik.

Dünyaya örnek olmamız gereken bir ülkede halimiz ortada. İbn-i Sina’nın torunları batılıları taklit ediyor. Batılıları referans alıyor onların ayak izinden gidiyor. Kendi kaynaklarını heba ediyor. Ayıbtır, yazıktır, günahtır ya hu! Kenevir konusunda başımıza gelenleri biliyorsunuz. CBD’ye azıcık kapı araladılar ama THC hala yasak. Afyonda Haşhaş / Afyon ekiyoruz, onun tarımını yapıyoruz bu suç değil. Elbette bu ürünlerin kontrolsüz kullanımı yasak ama Afyon tesisi ülkemizin en büyük ilk 500 şirketinden biri. Bir de “Zakkumcu Ziya” vardı adamın başına gelenleri biliyorsunuz. COVID-19 döneminde yaşananları da biliyorsunuz. Dert bir değil ki, say say bitmez. Eğitiminden başla, mevzuatından çık halimiz ortada. Sağlık ve gıda sektörü adeta FDA’a iman etmiş. O zaman asırlardır yaraların iyileştirilmesinde kullanılan ve dünyada sadece iki ülkede yetişen sığla ağacının yağını bile kullanamazsınız. Hirudoterapi hala bazı çevrelerde ve onların kontrolündeki sektör aktörleri ile malum Medya’da alay konusudur. “Zeytin yağlı yiyemem aman, basma’da fistan giyemem aman” hesabı! Hirudo medicinalis türü sülüklerin salyasındaki 100'den fazla biyoaktif maddeyi kullanarak kan dolaşımını düzenleyen, kan sulandırıcı ve mikrosirkülasyonu destekleyen köklü bir tamamlayıcı tıp yöntemidir. Dünyada tıbbi sülük çeşitliliği bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biriyiz ama, sülük hayat alanlarının korunması ve ıslahı konusunda maalesef ciddi bir çalışma hala yoktur. Biz kaplıca ve maden suyu bakımından da zengin bir ülkeyiz ama yeterince, usulüne uygun kullanımı çok yetersiz. Afyon Kızılay maden suyunda kalsiyum var, Erzincan Kızılay maden suyunda Magnezyum var, Kızılcahamam da Demir. Biri kemik erimesine iyi gelir, biri Guatır hastalarına, ötekisi kansızlığa. Ama kireçlenme olanın kalsiyumlu suçu içmemesi gerek. Kaplıcalar biliniyor biraz da içmeler o kadar tanınmıyor.

Çok değerli tabiplerimiz var, yetişmiş insanımız var, ama bir kısmı kaçıyor. Şehir hastaneleri yaptık, ölçeklendirme ve planlama, yatırım maliyeti, işletme maliyeti yanlış yapılmış sanki. Bu kadar MR, bu kadar sezaryen niye! Ve hem sağlık çok pahalıya geliyor devlete, hem de yeterli sağlıkta beklenen hedefe ulaşılamıyor. Doktor da şikayetçi, yöneticiler de tabi halkta.

Bir de yarın bir salgın olsa, bu hastanelere giriş çıkış mümkün olmaz. Bugün bile bazı ürünlerde indirim yapan AVM gibi tıklım tıklım. Bu arada bazı sağlık sorunlarım oldu. Mekânı, insan kaynaklarını, teknolojiyi, işleyişi yakından gördüm. Doktorlar için de Hastalar için de hastane yönetimi içinde zor bir süreç. Biraz da bu süreç Mevzuat ve hiyerarşik düzenden kaynaklanıyor olsa gerekir.

Neyse. Bugünlük de bu kadar. Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Allah’ın (cc) “Şafi” sıfatının tecellisinin vesilesi olan Hekimlere selam ve dua ile.

 

Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Haber Vakti » Son Dakika Haber, Güncel Haberler, Gazeteler

YORUMLAR

  • 0 Yorum