Hz. Ali'nin sevdiği çocuklarından biri neden Yezid'e biat etmişti

Ünlü filozof Jean-Jacques Rousseau, “Tarih; okuyana, kendi gözünün görme derecesine göre yol gösteren bir kılavuzdur.” der. O vakit tarih kadar, tarihi gören göz de önemlidir.

Hz. Ali'nin sevdiği çocuklarından biri neden Yezid'e biat etmişti

Ünlü filozof Jean-Jacques Rousseau, “Tarih; okuyana, kendi gözünün görme derecesine göre yol gösteren bir kılavuzdur.” der. O vakit tarih kadar, tarihi gören göz de önemlidir.

Hz. Ali'nin sevdiği çocuklarından biri neden Yezid'e biat etmişti
12 Temmuz 2020 - 10:24

Dahası gözün bakma açısından bağımsız bir tarih var mıdır orası da ayrı bir tartışma konusu. Ben ise her durumda tarihi farklı gözlerle okumanın önemli olduğunu düşünürüm. O vakit gelin bugün yine sizlerle bir tarih yolculuğuna çıkalım.

Zaman aralığımız İslam tarihinin erken dönemi. Üzerinde konuşacağımız isim ise Hz. Ali’nin çocuklarından biri; Muhammed b. Hanefiyye. 637 doğumlu olduğu belirtilen Muhammed, annesinden dolayı bu isimle anılır. Zira “cariye” olduğu belirtilen annesinin adı Havle b.Cafer el Haneffiye’dir.

Muhammed ismi şunun için önemli; yaşadığı dönemde önemli savaşlara katılmış ve kimi kritik konularda aile çevresinden ayrılarak farklı bir tutum sergilemiştir. Dolayısıyla tarihin içerisinde kendince ayrı bir yerde duran ayrı bir anlayışı/iradeyi temsil eden bir isimdir o. Peki, Muhammed hangi konularda bu “ayrıksı” tutumu sergilemiştir?

KANAATİ DEĞİŞİR…

Bu sorunun yanıtına geçmeden önce şu bilgiyi sizlerle paylaşmalıyım. Muhammed b.Hanefiyye, Cemel, Sıffın, Nehrevan gibi on binlerce insanın ölümü ile sonuçlanan savaşlara babası ile katılmış ve hatta o savaşlarda sancağı taşımış bir insandır. Bilindiği üzere bu savaşlar Müslümanlar arasında yaşanmıştır. Fakat şöyle bir sıkıntı var ki, “ümmet” kardeş ise Müslümanların birbirleri ile savaşını açıklamak zor olmaktadır. Onun için anılan savaş bahsinde özellikle Ali cephesinde yer alan kimi isimler, savaşın diğer tarafını Müslüman olarak görmez ve bunu açıklıkla ifade ederler. İşte Muhammed de katıldığı bu savaşlarla ilgili önceleri bu kanaattedir. Lakin kanaati bir süre sonra değişir. Zira Müslüman olarak görmediği kimse savaşı kazandığı zaman, ona biat edip etmememe sorunu ortaya çıkmaktadır. Bunun için çok özel durumlar dışına halifeye biatı esas sayar. Dolayısıyla biat onun yaşamında önemli bir ölçüt haline gelir ve bu durum neredeyse yaşamının kalan kısmına etki eder. Öte yandan Müslümanlar arasında yaşanan çatışmalardan rahatsız olduğunu da biliyoruz, tıpkı kendi kabilesi olan Haşimoğulları ve Emevioğullarına getirdiği eleştiriler gibi. Ona göre her iki kabilede bağlıları açısından neredeyse “ilahlaştırılmıştır” oysa bu kabul edilemez bir hadisedir. [1]

Gelelim sözünü ettiğimiz o önemli konulara. Cemel Vakası ile başlayalım dilerseniz. Savaşın bir tarafında babası Ali, diğer tarafında ise Peygamberin eşi Aişe, dönemin önemli isimleri Talha b.Ubeydullah ve Zübeyr b.Avvam vardır. Bu savaş öncesinde Halife Ali, sancağı oğlu Muhammed’e vermek ister. Fakat o sancağı alıp almada tereddüt yaşar, bunun sebebi ise “Müslümanlar arası savaş” gereceğidir. En azından tarihi kaynakların aktardığı bilgi bu yöndedir. Buna karşın Ali, oğlunun bu tavrına kırılır. En nihayetinde ise Muhammed, babasının da gönlünü alarak sancağı taşır.

KAN İLE SARSILIR

Akabinde Sıffın savaşı baş gösterir; taraflar yine “Müslümandır” ve yine milyonlarca insan bu savaş sonrasında yaşamını kaybeder. Muhammed bu savaşta da sancak tutar. Savaşın pek çok sonucu vardır. Fakat bunlardan birisi oldukça önemlidir. Dolaylı bir sonuç olsa da, savaşın uzatmalı neticelerinden biri olarak Hz. Ali harici İbn Mülcem tarafından katledilir. İslam toprakları dökülen bu kan ile tekrar sarsılır, buna bağlı olarak iktidar odakları hesaplarını yeniden gözden geçirir ve bir süre sonra Muaviye, hilafeti Hasan’dan alarak “devletin” başına geçer.

İşte bu yıl ve onu izleyen yıllar hem Muhammed b.Hanefiyye açısından hem de İslam tarihinde yaşanan ayrışmalar açısından oldukça önemlidir.

Şöyle ki, Muhammed b. Haneffiye bu duruma, yani halifeliğin Muaviye’ye geçmesine ilk başta kardeşi Hüseyin ile birlikte tepki gösterir ve hatta Hasan ile aralarında sert tartışmalar yaşanır. Sonrasında ise onu Medine’de “köye” yerleşen biri olarak görürüz. O artık siyasetten uzak durmayı tercih eder (!) ve Kufelilerin Muaviye’ye isyan etme tekliflerine yine kardeşi Hüseyin gibi olumlu yanıt vermez.

Yaklaşık 20 yıl böyle yaşanır. Sonrası Kerbela…

Bilindiği üzere Muaviye’den sonra Yezid halife olur ve bütün Müslümanlardan biat ister. Buna Medine’de bulunan kimi isimler olumlu yanıt vermez. Bunların başında da Hz. Ali’nin çocuklarından Hüseyin bulunur. Hüseyin b.Ali bu süreçte kardeşi Muhammed b.Haneffiye ile görüşür, onun fikrini de almak ister. Muhammed ise Hüseyin’e “Yezid ve onun görevlilerinden kendini koru, çevreye davet mektupları göndererek biata çağır bu gerçekleşmemesi durumunda Mekke, Yemen ya da dağlara git” der. [2] İlerleyen günlerde de Hüseyin b.Ali, ailesi ve yakınları ile birlikte Mekke’ye gider, orada dört aya yakın bir süre kalır. Kufelilerin davet mektupları üzerinde de Kufe’ye gitmeye karar verir. Bu süreçte Hüseyin’in kardeşi Muhammed ile görüştüğü ve onu da Kufe’ye davet ettiği bildirilir. Lakin Muhammed bu öneriyi kabul etmediği gibi çocuklarını da Hüseyin ile birlikte göndermez. Bunun üzerine Hüseyin’in kendisine “benim vurulacağım yerden çocuklarını mı esirgeyip koruyorsun? diyerek tepki gösterdiği belirtilir. Muhammed b.Haneffiye’nin bu sözlere yanıtı ise şöyle olur: “Ne senin vurulmanı, ne de onların vurulmasını isterim. Hem senin vurulman bize daha ağır gelir!”[3] Bu arada Muhammed b.Hanefiyye Yezid’e biat etmiştir, dahası Kerbela sonrasında da biatından vazgeçmez. Yine bu süreçte Abdullah b. Zübeyr’i değil Yezid’i halife olarak görür ve Abdullah b.Zübeyr’in de biat talebini geri çevirir.

SARAYINA DAVET EDER

Esas çarpıcı ve düşündürücü olay ise daha sonra gelişir. Şöyle ki kimi tarihi rivayetlere göre Abdullah b.Zübeyr’in biat talebini reddeden Muhammed’e Yezid bir mektup yazar ve onu sarayına davet eder. Aynı mektup Abdullah b.Abbas’a da gönderilir. Abdullah bu daveti sert bir mektup yazarak reddeder. Oysa Muhammed mektuba olumlu yanıt verir ve Yezid’in daveti üzerine Şam’a gider.[4]

Yine ilerleyen dönemde ortaya çıkan ve Yezid ordusu tarafından gerçekleştirilen Harre Katliamı öncesinde, Muhammed b.Haneffiye Medinelilerin Yezid’e isyan etmesini haklı görmez ve dahası onlardan biatı bozmamalarını ister. [5] Bununla birlikte Muhammed b.Hanefiiye’nin Kerbela’nın intikamını almak üzere hareket eden Muhtar es Sekafi hareketine destek verdiği de tarihi kayıtlar arasında yer almaktadır.  Zaten bu harekete bağlı bir grup olan “Keysaniyye” Mahammed b. Hanefiyye’yi “Mehdi ve imam” olarak kabul etmiştir. Yine bu hareket içerisinde yer alan Kerbiyye fırkası ise onun ölmediğini Radva dağında yaşadığına inanır. Onlara göre Muhammed, yanında bulunan aslan ve kaplan tarafından korunmaktadır ve Allah’ın dilediği müddetçe bu durum devam edecek, zamanı geldiğinde de Muhammed, mehdi olarak zuhur edip, hakimiyetini kuracaktır. [6]

O döneme dair çarpıcı bir ayrıntı ise Muhammed b. Hanefiyye’nin hapsedilmesi olayıdır. Onu yakınlarıyla birlikte Zemzem Kuyusu civarında bir eve hapseden ve evin etrafına odun yığarak, biat etmemeleri durumuna evi ateşe vereceğini söyleyen diğer bir halife adayı Abdullah b.Zübeyr’dir. Nitekim o yıl (686) Muhammed, hac maksadıyla yakınları ile birlikte Mekke’ye gelmiş ve akabinde Abdullah b.Zübeyr’in bu isteği ile karşılaşmıştır. Neticede Muhammed b. Hanefiyye gizlice gönderdiği bir mektupla Muhtâr’ı yardıma çağırır ve onun Kûfe’den gönderdiği süvari Muhammed ve yakınlarını kurtarır. Fakat Muhammed gelen birliğin Abdullah b. Zübeyr’in askerleriyle savaşmasına izin vermez.[7] Nihayetinde Abdülmelik b.Mervan’a biat eder.

700 yılında Medine’de öldüğü belirtilen Muhammed b. Haneffiyye bahsinde söylenecekler elbet bu satırlarla sınırlandırılamaz. Fakat bir yazı çerçevesinde aktarabileceklerim bunlar. Hz. Ali’nin sevdiği çocuklarından biri; önemli savaşlara katılmış, zamanla fikirlerinde değişiklik olmuş ve nihayetinde Yezid’e biatını hep korumuş. Buna karşın bağlıları da fazla olan kimilerince Mehdi ve İmam olarak kabul edilen, “Muhammed Hanefiyye Cengi” diye hakkında övgü dolu satırlar kaleme alınan bir isim. İslam tarihi konuşulduğunda bu isme de ayrıca bir yer açmak gerekiyor sanırım. Peki, hem bu yaşananları hem de Müslümanların sözünü ettiğimiz tarihten çıkarması gereken dersleri nasıl okumalıyız? Soruya muhtelif yanıtlar verilebilir fakat yazımızın başında Rousseau’dan aktardığım satırları unutmamak lazım: Tarih, okuyana göre kılavuzluk eder insana.

Aydın Tonga

Odatv.com

[1] Nihal Şahin UTKU, Kerbelâ Sonrasında Muhammed b. Hanefiyye’nin Yükselişi ve Siyasi Duruşu.

[2] Hüseyin Güneş, Muhammed b. hanefiyye’nin ehl-i beyt fertleriyle ilişkileri,

[3] A.g.e

[4] A.g.e

[5] Nihal Şahin UTKU, a.g.e

[6] İslam Ansiklopedisi.

[7] A.g.e
 

Dahası gözün bakma açısından bağımsız bir tarih var mıdır orası da ayrı bir tartışma konusu. Ben ise her durumda tarihi farklı gözlerle okumanın önemli olduğunu düşünürüm. O vakit gelin bugün yine sizlerle bir tarih yolculuğuna çıkalım.

Zaman aralığımız İslam tarihinin erken dönemi. Üzerinde konuşacağımız isim ise Hz. Ali’nin çocuklarından biri; Muhammed b. Hanefiyye. 637 doğumlu olduğu belirtilen Muhammed, annesinden dolayı bu isimle anılır. Zira “cariye” olduğu belirtilen annesinin adı Havle b.Cafer el Haneffiye’dir.

Muhammed ismi şunun için önemli; yaşadığı dönemde önemli savaşlara katılmış ve kimi kritik konularda aile çevresinden ayrılarak farklı bir tutum sergilemiştir. Dolayısıyla tarihin içerisinde kendince ayrı bir yerde duran ayrı bir anlayışı/iradeyi temsil eden bir isimdir o. Peki, Muhammed hangi konularda bu “ayrıksı” tutumu sergilemiştir?

KANAATİ DEĞİŞİR…

Bu sorunun yanıtına geçmeden önce şu bilgiyi sizlerle paylaşmalıyım. Muhammed b.Hanefiyye, Cemel, Sıffın, Nehrevan gibi on binlerce insanın ölümü ile sonuçlanan savaşlara babası ile katılmış ve hatta o savaşlarda sancağı taşımış bir insandır. Bilindiği üzere bu savaşlar Müslümanlar arasında yaşanmıştır. Fakat şöyle bir sıkıntı var ki, “ümmet” kardeş ise Müslümanların birbirleri ile savaşını açıklamak zor olmaktadır. Onun için anılan savaş bahsinde özellikle Ali cephesinde yer alan kimi isimler, savaşın diğer tarafını Müslüman olarak görmez ve bunu açıklıkla ifade ederler. İşte Muhammed de katıldığı bu savaşlarla ilgili önceleri bu kanaattedir. Lakin kanaati bir süre sonra değişir. Zira Müslüman olarak görmediği kimse savaşı kazandığı zaman, ona biat edip etmememe sorunu ortaya çıkmaktadır. Bunun için çok özel durumlar dışına halifeye biatı esas sayar. Dolayısıyla biat onun yaşamında önemli bir ölçüt haline gelir ve bu durum neredeyse yaşamının kalan kısmına etki eder. Öte yandan Müslümanlar arasında yaşanan çatışmalardan rahatsız olduğunu da biliyoruz, tıpkı kendi kabilesi olan Haşimoğulları ve Emevioğullarına getirdiği eleştiriler gibi. Ona göre her iki kabilede bağlıları açısından neredeyse “ilahlaştırılmıştır” oysa bu kabul edilemez bir hadisedir. [1]

Gelelim sözünü ettiğimiz o önemli konulara. Cemel Vakası ile başlayalım dilerseniz. Savaşın bir tarafında babası Ali, diğer tarafında ise Peygamberin eşi Aişe, dönemin önemli isimleri Talha b.Ubeydullah ve Zübeyr b.Avvam vardır. Bu savaş öncesinde Halife Ali, sancağı oğlu Muhammed’e vermek ister. Fakat o sancağı alıp almada tereddüt yaşar, bunun sebebi ise “Müslümanlar arası savaş” gereceğidir. En azından tarihi kaynakların aktardığı bilgi bu yöndedir. Buna karşın Ali, oğlunun bu tavrına kırılır. En nihayetinde ise Muhammed, babasının da gönlünü alarak sancağı taşır.

KAN İLE SARSILIR

Akabinde Sıffın savaşı baş gösterir; taraflar yine “Müslümandır” ve yine milyonlarca insan bu savaş sonrasında yaşamını kaybeder. Muhammed bu savaşta da sancak tutar. Savaşın pek çok sonucu vardır. Fakat bunlardan birisi oldukça önemlidir. Dolaylı bir sonuç olsa da, savaşın uzatmalı neticelerinden biri olarak Hz. Ali harici İbn Mülcem tarafından katledilir. İslam toprakları dökülen bu kan ile tekrar sarsılır, buna bağlı olarak iktidar odakları hesaplarını yeniden gözden geçirir ve bir süre sonra Muaviye, hilafeti Hasan’dan alarak “devletin” başına geçer.

İşte bu yıl ve onu izleyen yıllar hem Muhammed b.Hanefiyye açısından hem de İslam tarihinde yaşanan ayrışmalar açısından oldukça önemlidir.

Şöyle ki, Muhammed b. Haneffiye bu duruma, yani halifeliğin Muaviye’ye geçmesine ilk başta kardeşi Hüseyin ile birlikte tepki gösterir ve hatta Hasan ile aralarında sert tartışmalar yaşanır. Sonrasında ise onu Medine’de “köye” yerleşen biri olarak görürüz. O artık siyasetten uzak durmayı tercih eder (!) ve Kufelilerin Muaviye’ye isyan etme tekliflerine yine kardeşi Hüseyin gibi olumlu yanıt vermez.

Yaklaşık 20 yıl böyle yaşanır. Sonrası Kerbela…

Bilindiği üzere Muaviye’den sonra Yezid halife olur ve bütün Müslümanlardan biat ister. Buna Medine’de bulunan kimi isimler olumlu yanıt vermez. Bunların başında da Hz. Ali’nin çocuklarından Hüseyin bulunur. Hüseyin b.Ali bu süreçte kardeşi Muhammed b.Haneffiye ile görüşür, onun fikrini de almak ister. Muhammed ise Hüseyin’e “Yezid ve onun görevlilerinden kendini koru, çevreye davet mektupları göndererek biata çağır bu gerçekleşmemesi durumunda Mekke, Yemen ya da dağlara git” der. [2] İlerleyen günlerde de Hüseyin b.Ali, ailesi ve yakınları ile birlikte Mekke’ye gider, orada dört aya yakın bir süre kalır. Kufelilerin davet mektupları üzerinde de Kufe’ye gitmeye karar verir. Bu süreçte Hüseyin’in kardeşi Muhammed ile görüştüğü ve onu da Kufe’ye davet ettiği bildirilir. Lakin Muhammed bu öneriyi kabul etmediği gibi çocuklarını da Hüseyin ile birlikte göndermez. Bunun üzerine Hüseyin’in kendisine “benim vurulacağım yerden çocuklarını mı esirgeyip koruyorsun? diyerek tepki gösterdiği belirtilir. Muhammed b.Haneffiye’nin bu sözlere yanıtı ise şöyle olur: “Ne senin vurulmanı, ne de onların vurulmasını isterim. Hem senin vurulman bize daha ağır gelir!”[3] Bu arada Muhammed b.Hanefiyye Yezid’e biat etmiştir, dahası Kerbela sonrasında da biatından vazgeçmez. Yine bu süreçte Abdullah b. Zübeyr’i değil Yezid’i halife olarak görür ve Abdullah b.Zübeyr’in de biat talebini geri çevirir.

SARAYINA DAVET EDER

Esas çarpıcı ve düşündürücü olay ise daha sonra gelişir. Şöyle ki kimi tarihi rivayetlere göre Abdullah b.Zübeyr’in biat talebini reddeden Muhammed’e Yezid bir mektup yazar ve onu sarayına davet eder. Aynı mektup Abdullah b.Abbas’a da gönderilir. Abdullah bu daveti sert bir mektup yazarak reddeder. Oysa Muhammed mektuba olumlu yanıt verir ve Yezid’in daveti üzerine Şam’a gider.[4]

Yine ilerleyen dönemde ortaya çıkan ve Yezid ordusu tarafından gerçekleştirilen Harre Katliamı öncesinde, Muhammed b.Haneffiye Medinelilerin Yezid’e isyan etmesini haklı görmez ve dahası onlardan biatı bozmamalarını ister. [5] Bununla birlikte Muhammed b.Hanefiiye’nin Kerbela’nın intikamını almak üzere hareket eden Muhtar es Sekafi hareketine destek verdiği de tarihi kayıtlar arasında yer almaktadır.  Zaten bu harekete bağlı bir grup olan “Keysaniyye” Mahammed b. Hanefiyye’yi “Mehdi ve imam” olarak kabul etmiştir. Yine bu hareket içerisinde yer alan Kerbiyye fırkası ise onun ölmediğini Radva dağında yaşadığına inanır. Onlara göre Muhammed, yanında bulunan aslan ve kaplan tarafından korunmaktadır ve Allah’ın dilediği müddetçe bu durum devam edecek, zamanı geldiğinde de Muhammed, mehdi olarak zuhur edip, hakimiyetini kuracaktır. [6]

O döneme dair çarpıcı bir ayrıntı ise Muhammed b. Hanefiyye’nin hapsedilmesi olayıdır. Onu yakınlarıyla birlikte Zemzem Kuyusu civarında bir eve hapseden ve evin etrafına odun yığarak, biat etmemeleri durumuna evi ateşe vereceğini söyleyen diğer bir halife adayı Abdullah b.Zübeyr’dir. Nitekim o yıl (686) Muhammed, hac maksadıyla yakınları ile birlikte Mekke’ye gelmiş ve akabinde Abdullah b.Zübeyr’in bu isteği ile karşılaşmıştır. Neticede Muhammed b. Hanefiyye gizlice gönderdiği bir mektupla Muhtâr’ı yardıma çağırır ve onun Kûfe’den gönderdiği süvari Muhammed ve yakınlarını kurtarır. Fakat Muhammed gelen birliğin Abdullah b. Zübeyr’in askerleriyle savaşmasına izin vermez.[7] Nihayetinde Abdülmelik b.Mervan’a biat eder.

700 yılında Medine’de öldüğü belirtilen Muhammed b. Haneffiyye bahsinde söylenecekler elbet bu satırlarla sınırlandırılamaz. Fakat bir yazı çerçevesinde aktarabileceklerim bunlar. Hz. Ali’nin sevdiği çocuklarından biri; önemli savaşlara katılmış, zamanla fikirlerinde değişiklik olmuş ve nihayetinde Yezid’e biatını hep korumuş. Buna karşın bağlıları da fazla olan kimilerince Mehdi ve İmam olarak kabul edilen, “Muhammed Hanefiyye Cengi” diye hakkında övgü dolu satırlar kaleme alınan bir isim. İslam tarihi konuşulduğunda bu isme de ayrıca bir yer açmak gerekiyor sanırım. Peki, hem bu yaşananları hem de Müslümanların sözünü ettiğimiz tarihten çıkarması gereken dersleri nasıl okumalıyız? Soruya muhtelif yanıtlar verilebilir fakat yazımızın başında Rousseau’dan aktardığım satırları unutmamak lazım: Tarih, okuyana göre kılavuzluk eder insana.

Aydın Tonga

Odatv.com

[1] Nihal Şahin UTKU, Kerbelâ Sonrasında Muhammed b. Hanefiyye’nin Yükselişi ve Siyasi Duruşu.

[2] Hüseyin Güneş, Muhammed b. hanefiyye’nin ehl-i beyt fertleriyle ilişkileri,

[3] A.g.e

[4] A.g.e

[5] Nihal Şahin UTKU, a.g.e

[6] İslam Ansiklopedisi.

[7] A.g.e

Bu haber 325 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum